top of page
1/1098

ÜNİVERSİTE HAYALİ

Yusuf AKSOY

*

Bir üniversite sınavı daha bugün itibariyle geride kaldı. Sınavı kazanacak olanlar sevinecekken, bu yıl başarılı olamayanlar da bir daha ki seneyi iple çekecekler.


2024 YSK’ye (Yüksek Öğretim Kurumlar sınavı) 3 milyon 234 bin 409 aday başvurmuştur. 2023 yılında YKS' ye başvuru ise sayısı 3 milyon 498 bin 18 idi. Bu yıl 462 bin daha az aday başvurusu olmuş. Bu yıl ki başvuru düşüklüğünün temel sebeplerinin başında ekonomik sebeplerle birlikte, yoksulluk, iş bulamama kaygısı, yarınlara olan güvensizlik başı çekiyor diye düşünüyorum. Sınav ücretleri, üniversiteyi ikamet ettiği kentin dışında kazanmak durumunda barınma ve fahiş ev kirası gibi sorunlar sınava başvuruları azaltmıştır.


YÖK tarafından yapılan yükseköğretimde yeni istatistiklere göre: " 2022-2023 eğitim öğretim yılında toplam 6.950.142 öğrencinin 6.204.078’i devlet üniversitelerinde, 735.433’ü vakıf üniversitelerinde, 10.631’i vakıf meslek yüksekokullarında öğrenim görüyor." (1)

Bu sayı önemli bir eğitimli genç potansiyeline işaret etmektedir. Ancak bu potansiyeli olumlu değerlendirme yeteneği ise maalesef yoktur. Ülkemizde üniversiteye girmek, üniversiteyi okumak ve bitirdikten sonrası süreç sorunlar yumağı özelliğini katlanarak korumaya devam ediyor.

Öğrenciler en baştan eşitsiz bir üniversite yarışı ile karşı karşıyalar. Donanımsız, öğretmen sorunu yaşayan, üniversiteye hazırlanma ortamı ve kaynakları neredeyse hiç olmayan lise ve dengi okul öğrencileri ile her türlü olanağa en üst düzeyde sahip öğrenciler yarıştırılıyor. ‘Yarış’, pedagoji bilimine aykırı iken ülkemiz çocuk ve gençleri yarışın en adaletsizliği ile karşı karşıya bırakılıyor.

Üniversiteyi kazanamayan yüzbinlerce genç güvencesizlik içinde okulsuz ve işsizlikle ne yapacağını bilmez bir durumda mutsuzlukla tek başlarına mücadele etmek durumunda kalıyor. Üniversitelere yerleşebilenleri ise başkaca birçok sorun bekler oluyor. Bir yanda özerk, demokratik olmayan ve mali anlamda da bağımlı olan, YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) kıskacında baskıcı bir akademik ortam, diğer yanda barınma, beslenme ve ulaşım, ders/alan araç gereçlerine erişim sorunu gibi onlarca sorun üniversite öğrencisini beklemektedir. Okurken, hele ki son sınıfa gelirken gelecek kaygısı en ağır sorunsallık olarak gençleri kara kara düşündürmektedir.

Her üç gençten birinin işsiz olduğu günümüz Türkiye’sinde altı üniversite mezunundan da biri ise işsiz durumdadır. Üniversite mezunlarının alanı dışında bile olsa bir işe yerleşebilmesi en azından birkaç yıl alıyor. İstihdam kapsamında görülen üniversite mezunu çalışanların büyük bir kısmı bitirdikleri alanların dışında bir işte çalışmaktadır ve dolayısıyla eksik istihdam tanımı içerisinde olmaktadırlar. Bununla beraber her ilde bir üniversite ve hemen hemen her ilçeye bir yüksekokul, 5-6 katlı birçok apartmanda özel üniversite açmak umut tacirliği yapmak ve genç işsiz sayısını gizlemekten başka bir anlam taşımıyor. Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar özel okul ve özel üniversite açmak eğitim alanının piyasalaştırılması ve rant alanına dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Nitelikli kamusal eğitim hizmetine karşı bu derece niteliksiz özel okulculuk çılgınlığının başka bir ülkede örneğinin bulunamayacağını biliyoruz.

Son yıllarda artan üniversite sayısına paralel kısmen de olsun üniversiteli çalışan sayısı da artmıştır. Ancak üniversite mezunlarının çoğu mesleğinin dışında, güvencesiz olarak asgari ücret ya da asgari ücretin de altında ücretle çalışmak zorunda kalıyor. Yoğun emek sömürüsü, güvencesiz çalışma, baskı ve her türden mobing altında çalışma hayatı gençleri umutsuz ve mutsuz kılıyor. Bu nedenle yurtdışında çalışmak ve orada yaşamak tercihleri son yıllarda artarak sürüyor. Son üç-dört yılda üç binden fazla tıp doktorumuzun Avrupa ülkelerine (özellikle Almanya’ya) göç ettiği ve tıp öğrencileriyle birlikte çok büyük bir üniversiteli potansiyelin yurtdışına gitmek için uygun koşulları beklediği bilinmektedir. Günümüzde yurtdışına göç etme isteği, orada çalışma ve yeni bir hayat kurma talebi ortaokul ve lise öğrencilerinin de talebi olmaya başlamıştır. Ülkemizde üniversiteyi bitirmek artık işe girme garantisi taşımıyor. Genç nüfusumuzun üçte birinden fazlasının işsiz olduğu bilinmektedir. Acı ama gerçek olan şu; gençler, üniversite okumanın ailenin parasını tüketmek yani aileyi istemeyerek sömürmek anlamına geldiğinin farkındalar.

Bu gerçekliğe bir de "Giden gitsin!" şeklinde üstenci ve eğitimli gençleri değersizleştirici söylemler, ne yazık ki onların hayallerini başka ülkelerde aramaya zorlamaktadır. Yurtdışında okumak ve sonrasında orada çalışma eğiliminin her geçen gün daha da artmasının sebebi -salt işsizlik ve emeğinin karşılığını alamamak- değildir şüphesiz ki. Gitme isteği ile en son aşama da buluşan gençler esasta değer görmek istiyor. Kendini değerli hissetmek; iş, aş hürriyet ve adaletin her yurttaş için mümkün ve eşit olduğu koşullardır.

Gençliğini kaybeden toplum; bugününü ve yarınını kaybediyor demektir. Toplumun ölü taklidi yapar gibi duyarsız ve sinmiş olması insan onuruna yakışır beklentilerin tarihini sürekli öteliyor. Ciddi bir genç beyin göçüne karşı siyasi iktidarı uyarmak, gençliğe sahip çıkmak olmazsa olmaz bir yurttaşlık görevidir oysaki! Ülkesinden umudunu kesen gençlerin sesi olmak zorundayız. Bu zorunluluğun zamanı geldi de geçiyor. Her kademede eğitim ve öğretimin ekoloji ile bütünleşik olarak yeni, özgür, eşit, laik ve demokratik mutlu bir toplum için olması gerektiğini bir kere daha tekrarlamakta fayda vardır diye düşünüyorum. Gençliğin beklentileri belli. Bu beklentileri bugünümüz ve yarınlarımız için mümkün kılmak sorumluluğu hepimize aittir. Kimse yüzünü saklamasın. Gençliğini kaybeden bir ülke, varlık nedeni olan can damarlarını kaybedecektir. Gençliği söküp atılamayacak şekilde bağrımıza basmalıyız. Bu tarihsel bir zorunluluktur, kaçmamalıyız.

                                                   

Şehir şiirinde;

"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir."

diyen Konstantin KAVAFİS' in dizeleri bizim gençlerimizin dilinde dolanıp durmasın uzak diyarlarda . İki yaka arasında bile hasret yüzyıldır hiç iyileşemezken ...


Kaynakça




103 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

George Orwell

1984

Comments


1/2