top of page
1/2

Yeraltından Notlar VII

Güncelleme tarihi: 12 Oca 2022



Bütün bunlar sadece hayaldir. İlk kez kim insanın kendisi için gerçekten neyin faydalı olacağını bilmediği için kötülük yaptığını ortaya atmıştır? Aslında bunu bilse kirli işlerden uzak durur iyi ve ahlaklı birine dönüşüverirmiş, çünkü insanlar için asıl faydası olan tek şeyin iyilik olacağını bilirmiş. Bilinçli olarak kendi kendisine zarar vermeyeceğine göre kalan tek yol, iyilik yapmak olacakmış...Hey gidi saf, temiz yürekli çocuk! Dünya kurulduğundan beri insanların sadece kendisine fayda getirecek şekilde davrandıkları hiç görülmüş mü? O halde göz göre göre, yani asıl faydanın ne olduğunu bildiği halde bunu önemsemeden, başka tehlikeli yollara atılan milyonlarca insana ne demeli? Söz konusu insanları bu şekilde hareket etmeye mecbur kılan bir sebep yoktur; sanki kaderin onlar için çizdiği yoldan yürümek istememiş, inatla, başkaldırarak, karanlıklar içindeki yeni, zorlu ve karışık yollara girmişlerdir. Demek ki onlar için isyan, kendilerine fayda sağlayacak işlerden daha cazip görünmüştür. Fayda!..Fayda da neymiş? İnsanlar için tam olarak neyin faydalı olabileceğini kesin bir şekilde söyleyebilir misiniz? Ya asıl fayda insanın kendisi için bazen zararlı olanı isteyebilmesinde ise buna ne demeli? O zaman yukarıda söylediklerimizin tümü boşuna öyle değil mi? Demek gülüyorsunuz, gülün ama önce şu soruma cevap verin lütfen: İnsanlara fayda sağladığına emin olduğunuz şeylerin eksiksiz bir listesini çıkarabilir misiniz? İçlerinde hiçbir sınıflandırmaya dahil edemeyecekleriniz yok mudur?


Bildiğim kadarıyla değerli okuyucularım, sizin insan için faydalı diyebilecekleriniz, istatistik bilgilerinden, bilimsel verilerden ve ekonomik formüllerden alınmıştır. Size göre refah, zenginlik, özgürlük, rahatlık vesaire vesaire insan için faydalıdır. Bütün bunlara kendi isteğiyle, açıkça sırt çeviren bir insana siz de, ben de cahil, deli adam gözüyle bakmaz mıyız? Bütün bu istatistikçiler ve bilginler, insan için faydalı şeylerin listesini çıkartırken faydalardan birini mutlaka gözden kaçırırlar. Halbuki çok önemli bir faydadır söz konusu olan. Ne olur sanki o da listeye alınsa? Bu işlem o kadar da zor olmasa gerek. Ne var ki bu fayda hiçbir sınıflandırmaya tabii tutulamıyor. Bir arkadaşım var mesela o. Ama kimin yok ki böyle bir arkadaşı, sizin de, herkesin de böyle bir arkadaşı vardır. Bir işe başlamadan evvel akıl, mantık kurallarına göre nasıl hareket edilmesi gerektiğini açık ve ikna edici bir şekilde ifade eder. İnsan için faydalı olan şeylerden heyecanlı, tutkulu bir şekilde bahsederek, bunu anlamayanlarla alay eder. Hemen ardından, bir çeyrek saat sonra mesela, gerçekte hiçbir sebep yokken, kendisi için faydalı olanları hiçe sayan bir içgüdüyle bambaşka bir yol izler; yani az evvel söylediklerinin tam tersini söylemeye başlar. Şunu da belirteyim: Arkadaşım derken belirli birinden bahsetmediğim için bütün suçu ona yüklemek zordur.


Değerli okuyucularım, üzerinde durulması gereken en önemli nokta şudur: İnsan için bütün faydalardan daha önemli bir fayda var ki uğruna akıl, şeref, huzur, refah gibi bütün güzel ve faydalı şeylere karşı gelebilir. Yeter ki o en önemli faydayı sağlayabilsin.


''Ama uğruna başka faydaları feda ettiğimiz şey de bir fayda!'' diye sözümü keseceksiniz. Müsaadenizle izah edeyim. Laf cambazlığı değil mesele; bahsettiğim fayda bütün sınıflandırmalarımızı insanoğlunun mutluluğu için kurulan sistemleri paramparça etmektedir. Ama bu faydayı açıklamadan evvel kendimi olumsuz biri olarak gösterme pahasına da olsa insanlara onların gerçek faydalarını gösteren ve bu faydaların sağlanmasıyla herkesin iyi ve ahlaklı olacağı fikri, şimdilik sadece bir düşünce jimnastiği. Aslına bakarsanız, insanlığın gelişmesini insan için faydalı olanlara dayandıran bir sistemi kabul etmek, Buckle'ın(İngiliz Tarihçisi) Uygarlığın insanları yumuşattığını, bu sebeple daha az vahşi, savaşmaya daha az yatkın duruma getirdiğini savunmasına benzer. Mantık kurallarına sadık kalarak düşününce, böyle bir sonuca ulaşılabilir. Fakat insanlar sistemlere, bazı soyut kavramlara o denli bağlıdırlar ki sadece mantıklarını haklı çıkarmak için gerçekleri göz göre göre değiştirmeye, gözlerini kapayıp kulaklarını tıkamaya razıdırlar. Bu, çok açık bir misal olduğu için onu ele aldım. Etrafınıza bir bakın kan gövdeyi götürüyor; üstelik şampanya gibi keyifli bir şekilde. İşte siz, Buckle'ın da yaşadığı on dokuzuncu asır! İşte, büyük Napolyon bugünkü Napolyon! İşte, sonsuz Kuzey Amerika Birliği! İşte size, karikatüre benzeyen bir Schlezwig Holstein Prensliği!..Uygarlık bizi nasıl yumuşatmış, görelim. Uygarlık insanların duyarlılığını artırır, budur bütün yaptığı.Duyarlılığı artınca belki de kan dökülmesinden haz duymaya başlayacaktır. Buna birçok misal verebiliriz; en ustalıkla işlenen cinayetlerin, çoğu kez kültürlü insanlar tarafından yapıldığına dikkat ettiniz mi? Attila'ların, Stenka Razin'lerin (Çara karşı isyan eden Don Kazaklarının lideri) ustalıkla geçemeyecekleri bu adamlar, eğer onlar kadar dikkat çekmiyorlarsa bunun tek sebebi sıkça rastlanmalarıdır. Uygarlıkla beraber insanlar, daha çok kan dökmeseler bile daha iğrenç birer cani olmuşlardır.


Eskiden hak için kan dökülürdü ve insan vicdanı rahattı. Zamanımızda ise suç sayıldığı halde, cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor, üstelik bu cinayetler eskiye oranla daha da fazla. Kleopatra, (Roma tarihinden örnek verdiğim için bağışlayın beni) cariyelerinin memelerine altın iğneler batırır, onların çığlıklarından, acı içinde kıvranmalarından haz alırmış. Şimdi siz, bunların, barbarlık dönemlerine ait misaller olduğunu ileri süreceksiniz. Ama insanların şimdi de birbirlerine altın iğneler batırdıklarını -mecazi anlamda tabii- düşünerek, yaşadığımız çağın da bir barbarlık dönemi olduğunu söyleyebiliriz. Günümüz insanı, barbarlık çağlarına göre daha bilinçli olmakla birlikte henüz mantığın ve bilimin gereklerini yerine getirmeyi öğrenememiştir. Bunun yanında, eski ve kötü alışkanlıklar ortadan kaldırılınca, aklın ve bilimin, insanı daha ahlaklı bir varlık haline getireceğine inanıyorsunuz. O zaman insanların kendi istekleriyle yanlış yoldan gitmeyeceklerine ve iradelerinin, onlara faydalı olan şeyleri ellerinin tersiyle itmelerine engel olacağına inanıyorsunuz. Ayrıca bilim, insana aslında iradesinin ve kaprislerinin olmadığını öğreteceğine, onun ancak bir piyano tuşu ya da org cıvatası kadar değerli olduğuna yaptığı her şeyi kendi iradesiyle değil de tabiat kanunları öyle gerektirdiği için yaptığını söyleyeceksiniz. Şimdi karşımızda tek sorun kalıyor; bu tabiat kanunlarının neler olduğunu belirlemek. Böylece insan, eylemlerinden sorumlu olmayacak ve hayat, onun için daha kolay hale gelecek. Ondan sonra insanın bütün hareketleri, Matematiksel olarak yüz binlik logaritma cetvelleri haline getirilecek; bununla da kalmayıp her şeyin tanımlanıp hesaplandığı ve artık ne suçun ne de macera denen şeyin yer almadığı günümüzün ansiklopedik sözlüklerine benzer faydalı yayınlar çıkacaktır.


İşte o zaman (bütün bunlar, sizin sözleriniz, benim değil) yeni, her şeyiyle matematiğin kesinliğiyle meydana getirilmiş bir ekonomik düzen kurulacak. Türlü sorular olduğu sürece onlara türlü cevaplar verme gerekliliği yüzünden her türlü soru ortadan kalkacak. İşte o zaman sırçadan bir saray yapılacak; Anka kuşu uçup gelecek o zaman. Fakat şu da var ki, (şimdi bunları ben söylüyorum) böyle bir hayat sürmenin sıkıcı olmayacağına söz veremem. (Her şey matematiksel olarak hesaplanınca insana yapılacak ne kalır ki?) Aklı başında insanlar aklı başında eylemlerde bulunacaklar. İnsan can sıkıntısından kurtulmak için neler yapmaz ki?Altın iğneler de can sıkıntısından batırılıyor zaten. En kötüsü, (Bunu yine ben söylüyorum) altın iğnelerine seviniriz çünkü ahmaktır insanoğlu. Daha doğrusu, ahmak değil de, bir eşine rastlanmayacak kadar nankördür. Bütün bu mantık düzeni içerisinde, bayağılığı yüzünden anlaşılan bir adam ortaya çıkıp, elini beline dayayarak, Ne dersiniz, şu logaritmaları cehenneme yollasak da biz, eskisi gibi ahmakça, canımızın istediği şekilde yaşasak, nasıl olur? derse, inanın hiç şaşırmam. O adamın böyle bağırması çok da önemli değil, ama peşinden bir sürü insan gidecek, önemli olan bu. İnsanın yaratılışı böyledir işte! Ve bunun tek sebebi -küçük belki de bahsetmeye değmeyecek bir sebep bu- insanın daima mantığın ona söylediği gibi kendine fayda sağlayacak şekilde değil de canının istediği gibi davranmasıdır. Kendimize fayda sağlamayacak şekilde de davranabiliriz hatta bazen kesinlikle böyle olmalıdır. (Ben böyle düşünüyorum.) Özgür, sınır tanımayan isteklerimiz, kaprislerimiz, çoğu zaman çılgınlığa kadar götüren hayallerimiz hiçbir sınıflandırmaya tabi tutulmayan bütün sistemleri ve düzenleri cehenneme yollayan, daima unutulduğu halde, faydalar listesinin en üstünde bulunması gereken budur işte! Bilginler, neden acaba insanların sadece aklı başında isteklerle yetineceğini düşünürler? İnsanoğluna gereken tek şey, hür, başı boş bir istektir.


DOSTOYEVSKİ


EKLEYEN :Zeliha AYDOĞMUŞ


VENEDİK YAYINCILIK / 2018

Etiketler:

51 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GURBET

Comments