top of page
1/2

Yabancı-Albert Camus


Kitap okumak, farklı dünyaları keşfetmek, analitik düşünebilmek, tarihe damga vuran insanlarla sohbet ediyor düşüncesiyle, yolculuğa çıkmaktır. Karantina günlerinde kitap okuyarak, ruhumu zenginleştirmek en büyük kazanımım oldu. Salgın gündemimize düştüğü an aklımıza gelen yazarlar bu konu hakkında yazmış olanlardı. Veba romanının yazarı Albert Camus’un kitaplarıyla tanışmak üzere kitabevinin yolunu tuttum. Veba romanı o an ellerinde yoktu. En tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı"adlı romanını görür görmez satın aldım. Yazarın en gizemli kitabı, aynı zamanda edebiyat alanında en önemli eseri olarak biliniyor. Basit kurgusuna ve çok sıradan bir olay örgüsüne rağmen Albert Camus'un ve Varoluşçuluk düşüncelerinin özetini vermesinden dolayı birçok eleştirmen tarafından oldukça beğenilmiş ve Le Monde'nin seçtiği "Yüzyılın 100 kitabı " arasında gösterilmiş. ’’İyi ki okumuşum’’ dediğim eserlerden biri böylece kitaplığımda yerini almış oldu.


Kısacık hayatına harika eserler sığdıran Fransız yazar ve filozof Albert Camus, 7 Kasım 7 Kasım 1913 yılında Cezayir Mondovi- Dreaan’de doğdu. işçi, cahil ve fakir bir baba ile ailenin çocuğuydu. Annesi de okuma-yazma bilmeyen İspanyol asıllı bir kadındı. I. Dünya Savaşında babasını kaybedince annesi tarafından büyütüldü. Albert Camus Cezayir'de iken 1934 yılında evlenip, İki yıl sonra boşanmıştı. 17 yaşındayken vereme yakalanınca üniversiteyi de bırakmak zorunda kalmıştı. Cezayir radyosu tiyatro bölümünde işe girdi. İlk gençlik yıllarında yakalandığı tüberküloz hiç peşini bırakmamış olsa da 1938 yılında ilk eseri olan Tersi ve Yüzü adlı eseri yayımlandı. Ama ilk büyük başarıyı I ‘Efranger “ Yabancı “ adlı eseri kazandı. 1940 yılında Paris'e geldi. Gençlik yıllarında başladığı gazeteciliği hep sürdürdü. Bir süre “varoluşçuluk” ile ilgilenen Albert Camus absürdizmin öncülerinden biri olarak tanınsa da, Camus kendisini hiçbir akımın filozofu olarak görmediğinden dolayı kendini bir “varoluşçu” ya da “absürdist” olarak tanımlamamıştır. 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıktan 3 yıl sonra 1960 yılında bir otomobil kazasında yaşamını yitirdi. Hayata gözlerini yummadan önce tüm dünya halkı için muazzam kitaplar yazdı.


Okuduğum Yabancı adlı kitap hakkındaki bilgiler:

Adı: Yabancı

Orjinal isim: L'etranger

Yazarı: Albert Camus

Can Yayınları / Çağdaş Dünya Yazarları Dizisi

51.Basım: Mayıs 2015, İstanbul

Fransızca aslından çevirisi: Samih Tiryakioğlu


ESER HAKKINDA

Romanın kahramanı olan "Meursault", "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; Meursault" algıladığı şeyleri tanımlayamayan, ama gerçeği bulmaya çalışan boş bir bilinçtir. “ Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," düşüncesinin özü olan bir kahramandır. Ölümün egemen olduğu bir “varlık”ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi “Meursault”, bir simge kahraman değildir, “adı” olmayan bir “Yabancı”dır;


ESERİN KONUSU:

Cezayir'de, tesadüfen bir Arap'ı öldüren Fransız, Mersault, kendisini ölüme götüren olayları kayıtsız şekilde izlemektedir. Her şey, kendiliğinden olup bitmekte, Meursault, topluma, kendine, adım adım yaklaşan ölüme, hayata, dünyaya ve eylemlerine yabancılaşmış ve kayıtsız kalmıştır.


TEMASI:

Hayata, eylemlere, duygulara, çevreye, beklentilere ve insanın kendisine yabancılaşması, ölüm, umursamazlık, kabullenmişlik, yalnızlık, önyargıları sorgulayıştır.

Roman kahramanının yabancılaşması romanda, roman kahramanının ağzından şu şekilde ifade bulmaktadır. “ …herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında otuz ya da yetmiş yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir” …. “İnsan mademki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur.” Sözleri, çağdaş nihilizmin "saçma" kavramı altında irdelenmesidir.


Eserin mesajı ise: “ dünya boş ve manasız bir yerdir. İnsan, hayat, toplum saçmadır. Yazara göre yaşamın tekdüzeliği altında, makineleşmiş bir dünyada makineleşmiş insanlar vardır.” Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma…


Bu durum ve kahramanın ölümü kayıtsız bir şekilde bekliyor olması varoluşçuluğun özüdür. Roman okunurken, yazarın hissettikleri okuyucuya kahramanın ve papazın ağzından yansımaktadır. Mersault’ın yaşama sıkıntısına paralel bir sıkıntı okuyucuda da uyanır. Bütün kişilerin yaşamları ve eylemleri Camus'un savunduğu düşünceyle birleşince okuyucuya boş ve anlamsız gelir.


Roman ben merkezli bir anlatıcının yani kahramanın ağzından, öznel bir anlatım ile aktarılmaktadır. Eserdeki her şey Mersault’ın gözlemlerinden aktarılmıştır. Mersault davranışlarıyla, konuşmasıyla varoluşçuluğun tezi olan absürd/saçmayı destekler. Meursault’ı ziyarete gelen papaz ise Meursault’u yargılayan yansıtıcı bilinç görevindedir. Papaz, hem Mersault’u okura yansıtan bir bilinç hem de Meursault’un doğru yolu bulmasını öğütleyen düşüncelerin yansıtan bir fikir aynasıdır.

Kişinin topluma olan yabancılaşmasının altında hayatın saçma olduğu felsefesi yatar. Yabancı adlı eserde bu felsefe ile karşılaşırız. Depresyon, dini çıkmazlar, kimlik karmaşası ve kişinin hayata ve kendine kayıtsız kalması…


Kitaptan ilgimi çeken alıntılarla ilgili olarak benim düşüncelerim:

‘‘Anam ölmüş bugün. Belki de dün. Bilmiyorum. Huzurevinden bir telgraf aldım: Ananız vefat etti. Yarın kaldırılacak. Saygılar… Yazıyordu. Bundan bir şey anlaşılmıyor. Belki de dündü.’’

İlk sayfadan itibaren okuduğum bu cümle kitabın son sayfasına kadar beni yalnız bırakmadı. Kapıya toslar gibi bu cümleye çarptım. Sıradan umursamaz olarak yazılan ‘’Anam ölmüş bugün’’cümlesi ile yazar yerine acıyı içimde ben hissettim. Çünkü anam öleli yıllar olmuş ben dün gibi acı çekmeye devam ederim.


’’Kapıcı arka taraftan içeriye girdi. Koşmuş olmalıydı. Biraz kekeledi. ‘Tabutu kapatmışlar ama ananızı görmek istiyorsanız açayım’ dedi. Tabuta yaklaşırken durdurdum. ’’İstemiyor musunuz?’’ dedi. Hayır dedim. Lafı uzatmadı. Sıkıldım. Az sonra bana baktı ve sanki öğrenmek istiyormuş gibi ’’Niçin?’’ diye sordu. ’’Bilmiyorum’’ dedim. ’’

Bu bir tercih meselesiydi. Verdiği karara saygı duyulmalıydı.


Mutluluk bir yer ve her yerde dünyadan hiçbir şey beklemeden insanları sevmektir diyor Albert Camus.

İşte Mersault’un hayat felsefesi bu. Benim de öyle.


'’evet, bu hayat bana ait değildi ama en küçük ve en güçlü mutluluklarımı; sevdiğim mahalleyi, gökyüzünün akşamları aldığı her çeşit hali, marie'nin gülüşlerini ve giysilerini o hayatta bulmuştum ben.'’

Küçük şeylerde mutluluğu yakalayan insanları toplum hala sevmiyor nedense!!!


"annemi elbette çok severdim ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir"-meursalt avukat ile konuşurken.

Alışkanlık üzerine yazdıklarını okuyup geçemiyorsunuz. Toplumun dayatmasına mı kendi düşüncemize göre mi davranmalıyız.? Diye sorgulatıyor.


Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa bir anlam taşır.

Mersault en karanlık anlarında dahi hayal kurmaktan vazgeçmediği de açıkça görülüyor.Hayaller bizi olumsuzluklardan kurtaran bir dayanak. Bu görüşe katılmazsam olmaz.


‘’yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (...) iyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.’’ Değil mi ki yaşam bir yerde ölümle -yani yoklukla- sonuçlanıyor, öyleyse nedir bu didinip durma, bu yedim-içtim, aldım-verdim, benim-senin kavgasının anlamı?

Sadece fizyolojik ihtiyaçlar ve korku iç güdüsünden başka duygu yok. O yüzdendir ki okunurken karakterle bütünleşip okunmalı neden sonuç aramadan.


’’kendimi daha az yalnız hissedeyim diye, benim için artık, idam günümde seyircilerin çok kalabalık olmasını ve beni nefret çığlıklarıyla karşılamalarını istemekten başka bir şey kalmamıştı geriye.

’’Can yakan cümlelerden birisi de buydu benim için.Bir çok insan aramızda bu durumda değil mi?


annem... sık sık, insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı.

Yalan mı? Alışır tabii…


Umut, koşup giderken bir sokağın köşesinde, daha kurşun havadayken vurulup ölmekti.

Umut olmadan hiçbir koşulda yola devam edilmiyor.


Evdeyken annem, bütün zamanını hiç ses çıkarmaksızın arkamdan bakmakla geçirirdi. Yurda gelişinin ilk günlerinde sık sık ağlamıştı. Fakat alışkanlık yüzündendi bu. Birkaç ay sonra da, onu yurttan çıkarsalar bu yüzden ağlayacak duruma gelmişti. Hep alışkanlık yüzünden. Alışkanlık iyi mi kötü mü? Tartışmaya açık bir soru sanki.


Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız…

Hayata bir kere geliniyor madem yaşanacaksa itina ile yaşanmalı. Hem fikirim.

”Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz.”

Konuşurken susturanlar olmasaydı keşke. Anlamlı cümleler kurduracak hayat yaşamakta gerekli.


Kitaptan aldığım diğer alıntılar ise:

Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım. - Albert Camus – Yabancı

Anacığım sık sık, “İnsan hiçbir zaman bütün bütün mutsuz olamaz,” der dururdu. Gökyüzü elvan elvan renklerle boyanıp da, yeni bir günışığı hücreme sızıverince ona hak veriyordum.

- Albert Camus – Yabancı

Beni kuru bir ağaç kavuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum.

- Albert Camus – Yabancı

Herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir. - Albert Camus – Yabancı

Az bir zaman sonra Marie bana mektup yazdı. İşte, o andan sonra hiçbir zaman sözünü etmek istemediğim şeyler başladı. Herhalde hiçbir şeyi gereğinden fazla büyütmemeli insan. - Albert Camus-Yabancı

İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve nerede olacağının önemi yoktur. - Albert Camus – Yabancı

Herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir. - Albert Camus – Yabancı

İnsan her zaman az buçuk suçludur. - Albert Camus – Yabancı



Benim yorumum: Öyle derin anlamlar, imgeler yok bu romanda, aksine her şey çok basit. Toplumun basit olanı, nasıl karmaşıklaştırmaya çalıştığı var. Kanunlardan çok oluşturduğumuz ahlak kurallarıyla yargılanışlarımız var. Ana karaktere çevrilen aynaların döndürülüp okuyucunun kendine bakmasını sağlayan bir kitap.


Siz de kendinizi etrafta olup biten şeylere biraz yabancı hissediyorsanız, bu kitapta kendinizi bulacaksınız. Duygularını çok yoğun yaşamayan birinin tavırları, toplum beklentisini karşılamadığında yadırganışı, ona sallanan parmakların çok oluşu insanı şaşırtıyor. İnsan doğasına aykırı gelecek şekilde belirlenmiş geleneklere zincirlenmiş, bilinmezliğin ortasında terkedilmiş, hor görülmüş, sevilmemiş bir insan. Dışlanmışlık bu kadar can yakmamalı diyorsunuz.


Yazarın bize söylemek istediği '’insan bir gün öleceğini bile bile yaşamalı mıdır? evet yaşamalıdır ve hatta mutlu olmalıdır. Hem de sorgulamadan mutlu olmalıdır. Çünkü; mutluluk bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı ve insanları sevmektir.

212 görüntüleme2 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör