Mal Ayrılığı ve Şampanya Kovası
- maviADA

- 30 Eyl 2025
- 4 dakikada okunur
SEVGİ SOYSAL
*
Bütün kızlar, şampanya adını duymuş bütün sıradan kızlar, sevgili bir erkeğin kendilerine pembe şampanya ısmarlamasını düşünmüşlerdir. Gümüş kova içinde, buzlar arasında pembe şampanya, sonra belki de kuş cıvıltıları. Başlarına tuğla düşmemiş bütün kızlar. Tuğla düşene kadar. Tuğla düşünce, tek düşünce ölmemek olur, yaşamak olur elbet.
Şampanya gibi usul usul, kibar kibar kabardı erkek.
-Ev tuttun ha?
-Bir tane sana, bir tane de bana, dedi kadın, şampanya yudumlarcasına, yumuşak.
Adam şampanyalıktan çıktı. Sanki ilk tuğlayı başına yemiş. Masanın çevresinde eşindi, eşindi. Aynı köpekler gibi. Gezmeğe götürüleceğini sezen köpekler gibi. Ve sevinçle, hayır kederle havladı.
-Delisin sen!
-Dönüp durma masanın çevresinde, midem bulanıyor, dedi kadın.
Sanki alışmadığı, o eski aptal düşlerin şampanyasından sarhoş.
Adam bir tuğla gibi düştü ayaklarına, başına eskilerden düşen tuğla gibi.
-Ben sensiz yaşayamam.
Beklenmedik anda birinin başına bir şey düşse, bu tuğla da olsa, güler insan. Hatırladı, güldü kadın; kendi başına düşen tuğlayı bir kez daha seyretti. Adam kalktı, sarı bir yüzle. Ağlıyor, aman, eski şampanya köpükleri ve kuş cıvıltıları gibi, kilisede evlenen bir çifti kutlayan bir rahip gibi, yüznumara duvarına çizilmiş ayıp resimler gibi, ağaçlara oyulmuş kalpler, sevgili adları gibi. Bütün bu görüntülerin bir yerlerinde ağlayan bir erkek vardır. Gevşemeyecekti kadın.
Hangi kadın erkek gözyaşlarıyla gevşememiştir? Hangi çılgın kadın? Şaşarım. Bendimi çiğner taşarım. Hangi çılgın gevşemelere zincir vuracakmış şaşarım. Tuğladan, önceki aptallıkla geviş getirecekti; görüntüyü, o bütün aptal kadınlara gözyaşı döktüren görüntüyü kaçırdı. Katı, kaskatı kaldı. Hiç şampanya içmemiş kadar katı. Bu kötü romanı, bu kötü filmi göremedi, gözleri yaşaramadı. Şimdi bir tuğlanın zamanıdır. Şimdi yeniden ölmenin. Adam kadında şampanyanın, kilisede evlenen sevgili görüntüsünün getirebileceği gevşekliği arandı. Ellerini tuttu kadının. İşte şimdi bütün apartmanlar yıkılsın üstüne, belki, ancak o zaman ölünebilir. Yok şu sırada aşk sahneleri oynamak, en sıradan kızların şampanyalı düşlerinde bile yok. Erkek bu sahneleri çok oynamış. Erkekler, aptal kadın seyircileri bolluğu yüzünden pek gelişemezler. Erkek rahat, apartmanın yıkıldığını göremedi. Bir yağmur yağdı sanıyor, ateşte süt taştı; bir bardakçık, ucuz bir bardakçık kırıldı, o kadar. Kadın ellerini çekmedi falan. Şimdi konuyu el tutmaya, tutmamaya getirmedik, bir cümle fazla konuşmak, taşların biraz daha öldürücü olması, yaralardan biraz daha çok kan akması, mezarların açılıp ölülerin bir kez daha yıkanması olacak. Apartmanın altında kalmak olacak. Dikine baktı adamın gözlerine.
-Yarın taşınıyoruz. Bir kamyonet tuttum. Bütün eşyaları yükleriz. Sen kendi evine, ben kendi...
İşte şimdi her şey eskisi gibi. Erkek inandırıcı hıçkırıklarla ağlıyor, kadının da gözleri yaşlı. Otursalar, birbirlerine yeni bir aşk mektubu yazsalar. Sonra da gidip belediyeye çöpçü yazılsalar. Kadın silkindi. Bir şarkı mırıldandı. Bir çocuk şarkısı:
-"Evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine."
-Ben sensiz yapamam.
-Bunu söylemiştin. Yeni bir şey de söyleme. Yeni bir şampanya patlatma. Kadın kulaklarını tıkadı. Tıkamasa şampanya kulaklarından taşacak. Tavanın bir yerlerinde duvar inceden çatladı. Çatlak hızla büyüdü, büyüdü, büyüdükçe genişledi. Bir örümcek ağı gibi apartmanı sardı. Çatlaklardan şampanyalar aktı.
-Evimizin eşyalarını da yeni tamamlamıştık, dedi adam. Kadın ilk kez merakla baktı. Erkeğin gözleri çocuk gözleri gibi apaçık. Eşyalarda geziniyor. Bilyalara bakıyor. Bilyalarını sayıyor. Benim bilyalarım. Benim sarı, benim kırmızı, benim yuvarlak bilyalarım. Buna gülünür mü? Buna şefkat mi duyulur? Peki ya ne zaman gülünür? Ne zaman katılınır? Elinin tersiyle apartmanlara vurdu kadın. Apartman gümbürtüyle yıkıldı. Gümbürtü gömdü kahkahasını.
-Yeni tuttuğum evler bundan küçük. Eşyalar iki evi idare eder.
-Yine de ikimize yetmez, yani az eşyamız olur.
-Yeter, dedi kadın. İstersen sayalım eşyalarımızı.
Apartman yıkıntıları arasından bir inilti duydu kadın. Bir köpek yavrusu belki, ya da bir çocuk, üzüldü bir an. Erkek rahatlamış. Fırladı yerden, bir tuğla gibi düştüğü yerden. Gözyaşları kuruyalı yıllar geçmiş. Yeni bir şampanya açmak gereksiz bir masraf olur şimdi.
-Bu resmi ben alırım, dedi adam. Düşünür gibi yaptı kadın.
-Olur.
-Öteki de senin olur.
Bilyaları ayırmağa başladılar. Bu sana, bu bana.
-Bu halı ne olacak peki? Düğünümüzde dayım getirmemiş miydi onu? Kadın mantarı patlatarak fışkırdı şişeden.
-Herkes kendi soy sopunun getirdiği düğün hediyesini ayırsın önce.
Adam yadırgamadı bu sözü. Öylesine bilyacıklarına dalmış.
-Kütüphaneleri, koltukları, hani ben yaptırmıştım ya, evlenmeden önce hani.
-Yatak odasını da babam yaptırmıştı ya hani.
-Ben yerde mi yatacağım, yani?
-Herkes kendi yatağını, yorganını alsın.
-Yemek masasını sen almıştın.
-İki iskemlesi senin olsun.
-Teyp, plâklar? Beni oyalarlar diye düşünüyorum.
-Radyoyu niçin sattın? Onlan da ben oyalanırdım.
-Bu dolabını sen al. Çocuk sende.
-Havagazı fırın ne olacak?
-Gel tabakları, çatalları ayıralım.
-Bu benim.
-Bunu sen al.
-Bunu sen al.
-Ölümü gör sen al.
-And verdim sen al.
Al sana, al sana diye vururdu kabahat yapınca büyükler. Tokatı nasıl almalı?
-Peki alırım.
-Alırım peki.
Şimdi sıradan kızların gözlerindeki yaşları kurudu. Şimdi sıradan kızlar çok eğleniyorlar.
-Kitapları indirelim.
Kitapları, tencereleri, evdeki bütün ıvırzıvırı halının ortasına döktüler.
-Bu kitap benim.
-Bu tencere hatıradır bana.
-Sen anlamazsın o kitabın dilinden.
-Sana tava dokunur.
-Bana gerekli, el kitabım.
-Elimin altında bir tava bulunmalı.
-Ya bu kitap, ya halı.
-Halı.
-Kitap bende kaldı tamam mı?
-Hepsinin üstünde benim adım yazılı.
-Birinci sayfaları koparırım.
-Yırtma!
-Halıyı kirletme!
-Yırtacağım.
-Bunlarsız yazamam.
-Yazma!
Erkek bilyaları cebine doldurdu. Çok şişti mi cebim diye baktı.
Çelme atıp kaçacak.
-Ayrılmayı isteyen sensin. Ben ikimizin malı diyerek.
-Her şey ikimizin.
-Bu kitap benim ama.
Bir tuğla, bir tuğla üstüste, bina büyüyecek yeniden.
Kadın ayaklarıyla itti kitapları. Adam kitapların ortasında, ayakta. Kadın buldozerle yürüdü binanın üstüne.
Adam eşyaların ortasında, dimdik bunu hiçbir buldozer yıkamaz. Bu binanın önünden geçip gidivermeli, sokaklardan birine sapıvermeli.
Eşyalar, binalar, buldozerler, karşıda; daha güçlü, bir kadından, bir erkekten her zaman daha güçlü; eşyalar. Kadın çöktü yere, çevresine bakındı. O hiç bitmeyen aptallıkların şampanya kovasını buldu yalnız. Kovayı başına geçirdi. Sineklerin işediği perdelere, analarıyla yuvalarına dükkân dükkân perdelik kumaş arayan kızlara, mutfak eşyalarına, ucuz yüz görümlüğü düşürmeye çalışan kaynanalara, evli misiniz diye soran ev sahiplerine , kontratlara, ütülü çamaşır sepetlerine "şampanya adını duymuş bütün kızlara" nanik yaptı.
(1969)
(*) Sevgi Soysal, Barış Adlı Çocuk, Bilgi Yayınevi, Ankara 1980, ss: 13-20

SEVGİ SOYSAL ***
Hikâye ve roman yazarı
(D. 30 Eylül 1936, İstanbul - Ö. 22 Kasım 1976, İstanbul).
*























































Yorumlar