NİSAN ’a AÇILAN KAPI
- Zeki BAŞKURT
- 8 dakika önce
- 3 dakikada okunur

ZEKİ BAŞKURT
*
"Ben ki her Nisan bir yaş daha genç, her bahar biraz daha aşığım. " (Orhan Veli)
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
sende tattım yemişlerin cümlesini.
( Cahit Sıtkı Tarancı)
Nisan, yalnızca takvimde bir ay değildir; hem doğanın hem de insanın iç dünyasının yeniden filizlendiği bir eşiğin adıdır. Kışın ağırlığını üzerinden atan toprak nasıl yeşermeye başlarsa, insan da bu ayda biraz daha umutlanır, biraz daha hafifler.
Ama Nisan, sadece doğuşların değil, anımsayışların da ayıdır. Çünkü bu ay, edebiyatımızın nice değerli kalemini uğurladığımız bir zaman dilimini de içinde taşır.
Nisan’a her “merhaba” dediğimizde, doğanın uyanışına tanıklık ederiz; ama bir yandan da edebiyatımızın belleğinde derin izler bırakan isimleri anımsarız. Bu ay, sadece çiçeklerin değil, anıların da açtığı bir zamandır. Ve bazı isimler vardır ki, Nisan denince içimizden usulca geçer.
Sabahattin Ali, Nisan ayının karanlık bir gününde (2 Nisan 1948) yaşamdan koparıldı. Onun sesi, hâlâ “Aldırma Gönül”de, hâlâ Anadolu’nun yoksul ama dirençli insanında yankılanır.
Bu ay aynı zamanda bir doğumu da taşır: Cahit Sıtkı Tarancı… “Otuz Beş Yaş”ın şairi, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgiyi en yalın ve en sarsıcı biçimde dile getiren sesiyle, Nisan’ın içindeki o derin düşünceyi anımsatır bize.
Ve bir vedayı… Abdülhak Hamit Tarhan, Türk edebiyatının büyük öncülerinden biri olarak bu ayda aramızdan ayrılmıştır. Onunla birlikte bir dönemin sesi, bir dilin büyük dönüşümü de anılara karışmıştır.
Yine bu ayda, şiirin ve düşüncenin iç içe geçtiği bir başka önemli isim, Behçet Necatigil de (16 Nisan 1916) anımsanır. Evlerin iç dünyasını, insanın görünmeyen yalnızlığını anlatan dizeleriyle, sessiz ama derin bir iz bırakmıştır.
Bu , sadece birer takvim yaprağına sığdırılacak yaşamlar değildir. Onlar, bu ülkenin ruhunu kuran, dilini yoğuran, insanına ayna tutan büyük seslerdir. Nisan, bu yüzden biraz daha ağırdır; çünkü her çiçek açışında bir eksikliği de anımsatır.
Ama belki de en anlamlı olan şudur: Onları yalnızca ölüm günlerinde değil, okuduğumuz her satırda yeniden yaşatıyoruz. Bir şiiri mırıldandığımızda, bir tümcede durup düşündüğümüzde, aslında onların bıraktığı yerden devam ediyoruz.
Nisan yine geldi.
Her yıl Nisan geldiğinde, sadece çiçekleri değil, sözcükleri de anımsarız. Bir zamanlar bu toprakların acılarını, sevinçlerini, özlemlerini ve direncini dile getiren şairler, yazarlar geçer usumuzdan. Onlar, yaşamı anlatmakla kalmamış; yaşama nasıl bakmamız gerektiğini de öğretmişlerdir. Bir dizeyle insanın içini sızlatan, bir tümceyle dünyayı yeniden kurduran o ustalar… Şimdi aramızda değiller belki ama sözcükleri hâlâ nefes alıyor.
Nisan, biraz da bu yüzden hüzünlüdür. Çünkü anımsamak, sadece anmak değildir; aynı zamanda bir eksikliği duyumsamaktır.
Bir şairin sustuğu yerde dünyanın biraz daha⁹ sessizleştiğinin ayırdına varmaktır. Ama o sessizlik, aslında derin bir yankıyı taşır. Okuduğumuz her şiirde, her satırda onların sesi yeniden çoğalır. Ölüm, bedeni alır; ama sözü asla tüketemez. Bir romanın ortasında, belki bir şiirin kıyısında bıraktığımız o isimler, bu ayda yeniden yanımıza gelir. Kitap raflarımızda değil, yüreğimizin en derin yerinde yer bulurlar.
Onları anmak, sadece geçmişe dönmek değildir. Asıl sorun, onların bıraktığı yerden bakabilmektir yaşama. Bir ağacın çiçek açışını, bir çocuğun gülüşünü, bir işçinin yorgunluğunu, bir ülkenin umudunu onların gözünden görebilmektir. Çünkü gerçek anma, anımsamakla değil; anlamakla başlar.
Ve şimdi bize düşen, o mirası sessizce taşımak değil; çoğaltmaktır. Yeni tümceler kurmak, yeni şiirler yazmak, yeni anlamlar üretmek… Çünkü her yeni söz, biraz da onların devamıdır.
Nisan geldi. Ağaçlar çiçek açıyor. Biz de anımsıyoruz.
Ve anımsadıkça, çoğalıyoruz.
Güzelliklerin çoğalmasında emeği geçen Nur Kafe işletmecisi Güven GÖKTEN, Keman sanatçısı Feridun KİVİZ, müzik direktörü Metin ATAYGÜL, sunucu Gülten Kara ATEŞ, etkinlik sorumlusu ve sürdürücüsü Selahattin SEYMEN'e ; şiir yorumlayan şarkı seslendiren katılımcılara sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Şiirle kalın, müzikle kalın, insan kalın.
Zeki BAŞTÜRK



















































Yorumlar