top of page

Kalem Kağıt İnternet



Nurten B. AKSOY

*

Bizim kuşak kalemi kağıdı pek sever, nasıl sevmesin ki... Kurşun kalemlerle sarı yapraklı defterlere yazmıştık ilk sevda şiirlerimizi. Sonra rengarenk kalemler, süt beyazı yapraklı ciltli defterler çıktı. Biz yine yazdık sevda şiirlerimizi, anılarımızı. Kilitli minik hatıra defterlerimize döktük içimizi, sırrımızı paylaştık sayfalarla.


Zaman geçti, büyüdük iş güç sahibi olduk ama kalemle kağıttan hiç kopmadık; çünkü onlar bizim yazgımızdı. Öğretmenliğe başladığım ilk yıllarda yazılı sorularımızı büyük bir özenle el yazımızla hazırlar, sonra sınıfta öğrencilere yazdırır ve sınavlarımızı öyle yapardık. Zamanla teksir makinaları çıktı, "aman ne kolaylık" diye pek sevindik ve hazırladığımız soruları istediğimiz kadar çoğaltıp öğrencilerimize dağıtıverdik.


Sağ elimden geçirdiğim bir ameliyat yüzünden yazım çok da güzel değildi, oysa bir edebiyat öğretmeni her şeyiyle olduğu kadar yazısıyla da örnek olmak zorundaydı öğrencilerine. İşte bu kusuruma eşimin el yazısı yazan daktilosu çok güzel bir çare oldu, yazılı sorularını onunla hazırlar, daha sonra fotokopi yaparak dağıtırdım öğrencilerime. Çok yaygın olmadığı için, böyle bir daktilonun varlığından habersiz öğrencilerim de yazıma övgüler yağdırarak; "Hocam yazınız ne kadar güzel" derlerdi bana. Ben de hiç bozuntuya vermez, mütebessim bir şekilde teşekkür ederdim.


"Zamanla nasıl değişiyor insan" dediği gibi şairin, zamanla neler değişmiyor ki... Meslek yaşamımın son yıllarına doğru bilgisayarla tanıştım, ama ne tanışma! Klavyeye dokunmaya çekinir, tuşlara basmaya korkardım, internet yaygınlaşmamıştı, pek çok okulda yoktu henüz. Bilgisayarları soru hazırlamak için daktilo yerine kullanmaya başladık önceleri...


Sonra internetle tanıştık, tıpkı "tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" sözündeki gibi, artık özgün soru ya da özgün ödev hazırlama devri bitmiş, her şey internetten hazır "indirilmeye" başlanmıştı. Tabii bu furyadan ne kadar yadırgasam da ben de nasibimi aldım. Neyse ki bu kolay öğretmenlik dönemim çok uzun sürmedi, 32 yıllık öğretmenliğimi emeklilikle noktaladım.


Ama emeklilikle birlikte can sıkıntıları artıp boş zamanlar çoğalınca bu sefer bilgisayar kullanmayı çocuklarımın da yardımıyla yeniden keşfedip, kolayca kullanmaya başladım. Bir zamanlar "bilgisayarın başından kalkmıyorsunuz" diye sitem ettiğim çocuklarım, şimdi bıyık altından gülerek "internet kuşu" diyorlar bana...


Çok da haksız sayılmazlar, çünkü artık internet yaşamımızın bir parçası... Onunla yatıyor, onunla kalkıyor; orda okuyor, orda yazıyor orda izliyoruz dünyayı ve yaşamı...

Her ne kadar güzellikleri ve çirkinlikleri bu sanal alemde yaşıyor olsak da ben o kağıt kalemle haşır neşir olduğumuz günleri çok ama çok özlüyorum.

Yorumlar


bottom of page