top of page

Gerçeğin Efsanesi İnsan Bedreddin


Taşköprülüzade'nin "Osmanlı Bilginleri" eserinden.
Taşköprülüzade'nin "Osmanlı Bilginleri" eserinden.

PAZAR OKUMALARI

*

Yusuf ERBAY

*


Her zamana benzeyen bir zamanda

Her insana benzeyen bir insan yaşadı

 

Aslında, hiçbir zaman benzemez başka bir zamana

Ve hiçbir insan benzemez bir diğerine

 

Eşi benzeri olmayan zamanlardan birinde

Eşi benzeri olmayan bir “İnsan”ın hikâyesidir bu.



 

Kavga

Bedrettin dedi ki, her şeyin önü dünya, sonu ahirettir. İkisi arasında sürüp giden kavganın sebebi adalettir.

Ezelden beridir tek kavga hak ile haksızlık arasındadır. Zenginle fakir arasında değil, güçlüyle güçsüz arasında değil.

Güzelle çirkin arasında değil, genç ile yaşlı, alimle cahil arasında değil. Benimle onun arasında değil.

Kıyamete kadar sürecek bu kavga, hak ile haksızlık arasında, zalimle mazlum arasında.

Bedrettin dedi ki, mutlaka zulüm görmek gerekmez, zalime baş kaldırmak için. Kâfidir zulüm yapıldığını görmek, kâfidir mazlumun intizarı.

 

Dedi ki, ey hakkı sahibinden uzak tutanlar, yoksuldan esirgeyenler!

Dedi ki, ey öncesinde görülür putlara, sonrasında hayâli putlara tapanlar!

Ey güce ve paraya ve dahi birbirlerine tapanlar! Tanrıya ortak koşanlar!

Koştuksa mala ortak koştuk biz. Yaradan’a ortak koşmadık, eş koşmadık.

 

Bedreddin, yalın gerçeği gözler önüne sermek istedi. İstedi ki, herkes payını alsın gerçekten.

Dedi, Hakk görünür herkesten, Şah olmak davası nedir? Dedi, âlem birdir. İkilik, ikirciklik davası nedir?

 

Dedi, hak münezzehtir insandan, insanın kim olduğundan. İnansın inanmasın, her insanın hakkına saygı duy­mak, insanlığına hürmet etmek gerektir.

İnsanın hakkını ayaklar altına almak, insanın Hakk’ını ayaklar altına almakla birdir. Hakka riayet edilmeyen yerde ancak hüsran vardır, felaket vardır.

 

Bedreddin bir ademdir, içinde âlemler oturur. Düzende yetişip, düzenin adaletine inanmayandır.

Düzende yetişip düzene baş kaldırandır. Bütün insanlar için kapsayan ve kollayan bir adalettir arzusu.

 

Adalet yoksa zulüm vardır âlemde, adaletsiz kişinin namıdır “zalim”,

En üstün dava, hakkı söylemektir zalimin yüzüne.

Direnmektir, savunmaktır, korkusuzca yürümektir üstüne.

 

Vakit, keskin kılıcını çektiğinde kınından, önce gökyüzü yaralandı. Ardından parıldayan binlerce kılıç, binlerce masumun kanına girdi.

İlk darbeyi yediğinde ilk masum, ilk sendeleyen gökyüzü oldu. Zulmün karası ilkönce göğün mavisini kirletti.

İnsan kanının haksız yere aktığı yerde, hiçbir rengin değeri kalmadı.

 

Evvelinde, Hakk’ın sarhoşu halkın sarhoşuna karıştı.

Ahirinde, ne hak kaldı, ne halk kaldı, ne sarhoş kaldı.

Evvelinde Kıyam-ı Bedreddin olan, ahirinde Kıyamet-i Bedreddin oldu.

 

Yol

Uzun ve zahmetli bir yolu bitirip ilkin o gelmişti. Yılları ardında bırakıp, dağlardan yel olup aşmıştı. Deryada yol açıp, dalgalara gem vurup geçmişti.

Yanmış yıkılmıştı koca deniz, Bedreddin’e kaderinden başka yol bırakmamak için.

 

Kader

Benden kaçamazsın, dedi kaderi. Önündeki diğer bütün ihtimalleri yok etmektir benim görevim. Her attığın adımda benden başka yolun kalmamıştır aslında.

Yollarımı ben çizerim, dedi İnsan. Onlarca yol içinden bana en uygun olanını hür irademle seçerim. Özgür yaratılmış bir varlığım.

Anlamadığın şey, dedi kader, varlığına benim de da­hil olduğum. Var oluşunun ayrılmaz bir parçasıyım ben.

Yaratılmışların seçkiniyim ben, dedi İnsan. Yeryüzünün halifesiyim ve tüm kâinat emrime sunulmuştur.

Yaratılmış olan yanınla, yaratandan gelen yanını karıştırma, dedi kader. Salt olan Tanrı’dır. Sen nefese muhtaçsın, zamana muhtaçsın ve bana, kaderine muhtaçsın.

Adını duymuştum ancak seni hiç fark etmedim bugüne kadar, dedi İnsan. Neye benzediğini bile bilmiyorum. Söylediklerin özgür irademe yönlendirilmiş bir saldırıya benziyor.

Sana bir sır vereyim, dedi kader. Tanrı insanı benimle sınar aslında. Kaçınılmaz olana rağmen, sırat-ı müstakimi, doğru yönü aramaktan ve onu kutsamaktan vazgeçmeyendir İnsan.

Benden başka bütün yollar kapalıyken, doğru bildiğini yapmakta kararlı olmandan gelir senin büyüklüğün.

 

Devran

Her zaman olan şimdi de oluyordu. Ne eksik, ne fazla devran yürüyordu.

Her şey her zamanki gibi, senin yerine geçmiş, senin gözünden bakıyor ve senin ömrünü yaşıyordu.

Hayretle baktığın eller, senin ellerindi, konuştuğun senin dilin, sustuğun senin sessizliğindi.

 

Bedreddin ormanın başında durdu. Zor bir fıkıh meselesini çözer gibi, iki elinin arasına alıp başını ve bir mengene gibi sıkarak şakaklarını,

Söküp atarak yüzyıllardır ormana bulanmış çaresizliği, aydınlığın içine saklanmış gün karasını savurdu.

 

Dalgındı yapraklarla sallanan kırılgan hali, başka âlemlerde gezinir gibi dalgındı hayâli, saçları tedirgin bir ardıcın dallarından dökülüyordu.

Birden sağ elini uzatıp karşı dağlara, dün geceden dökülen yıldızları toplayıp yerine koydu.

Sol eliyle dokunup görünmez notalara ve kulak kesilip koşan bulutlara, Horasandan esen rüzgârı dinliyordu.

Garip düzenle bağlanmış divani bir kopuzun sesi, eski yurtları anlatıyordu Evlad-ı Fatihana.

 

Göç yollarının bitmezliğini, yürüyüşün meşakkatini, çekilen zahmeti ve insanın direncini anlatıyordu

Kurumuş bir denizden kopup gelen dalgaların, bozkırdan emanet alıp dört bir yana ilettiği, Horasan rüzgârlarını dinliyordu.

 

Bedreddin ormanın başında durdu, bütün bildikleriyle düşünüyordu.

 

 

 

Yorumlar


bottom of page