top of page
1/1074

Her Hafta Bir Dergi -29

Güncelleme tarihi: 22 Oca 2022


maviADA

29.SAYI

Bahar 2013

*

dosya:


*


OKUMAK İÇİN

















maviADA GÜNCESİ

Cehennemi bir zemherinin son günlerinde, karın içinden inadına başkaldıran bir kardelene tutunmak… Onsuz geçen birkaç saatten sonra içilen ilk sigara tadı… Ruh ikizine denk gelmeden geçen bir aşksızlık nadasının kıraç toprağına düşen ve kanatsız periye dönen karşı cins…

Yalansa yalan, ne güzeldir ama…

İnsan ruhu özlediğini, emek verdiğini seviyor, görünen. Belki böylece kendi isteklenişini, direnme gücünü üretip zora karşı koyuyor ve yarını üretiyor. Öteki türlü her şeye bir mirasyedi aldırışsızlığıyla bakıyor. Oysa birkaç yıldır kış görmedik ki baharın yüklenebilinecek anlamı ve insanı aşk denilen sevimli deliliğe yükselten tadı olsun. Onu da hazırdan, dahası işportadan alıyoruz artık, şansa.

Oysa aşk emektir.


Bu hal herhâlde tüm yaşamımızı etkileyecek bir sürece dönecek. Deri değiştirir gibi ruhlarımız da küresel ısınmaya uyum sağlayıp değişmezse, bir kiraz çiçeğine sevdayla bakan o “güzel insanları” çok ararız geliyor bana. En başta aşklar olmak üzere, tüm yaşam bir “fast food” kültürüne dönerse şaşmamalı. Artık kim kendini yorar ki “Genç Walter’in –öldüren- Aşk Acılarını” anlamaya?


Tanıdık işaretleri görmeden bahar olunca, dahası kış boyu bozuk bir baharı yaşayınca başlamak

gecikti, bilinçle verdiğimiz aralar dışında belki de yayım hayatında ilk kez on günlük rötar yaptık...


Yokluğu olmayan hayatın iftarı da öyle baş döndüren bir iştahla olmuyor demek ki. Yeni

işaretler yaratmalı ya da oldurmalı. Mevsim diye bir şey mi kaldı ki biz mevsimlik dergi yapıyoruz?

Bunu yeni süreçte değerlendirmeli.


Öyle bir yanımız yok mu bizim? Belki alışır, gene güzelleşiriz.


Edebiyat bir eğretileme ve ad aktarma sanatı, bilirsiniz. Böylece sıradan sözcüklerin basit

anlamları okuru akıllı ve keşfeden role sokarken, yapıt da çok katmanlılığa, yani sanatsallığa

ulaşır. Şimdi yaptığım da bir tür o. Ama diğer söz sanatlarını dışarıda mı tutmalı? Gecikmeye

“güzel sebep” buluyorum aslında, mevsimlere değinip.


On bir yıldır yaptığımız derginin her sayısı, bize sorarsanız, ayrı bir güzeldi, ama ben, Cengiz

Aytmatov’la birlikte yaptığımızdan sonra en çok bu sayıyı sevdim. Dopdolu bir dergimiz var

elimizde, derginin ne olduğunu ocaktan anlatan. Yine yeri kalmadı, giriş yazıları dışında bana bile yer kalmadığını gördüğünüzde yazısı dışarıda kalan dostların küsmeyeceğini tahmin ediyorum.


Gecikmemiz de ondan, güzellik kolay oluşmuyor.


Sağ olsunlar, kimler katılmamış ki? Bu alanda otuz beş yılla bir rekor kıran Öğretmen Dünyası’nın dünkü ve bugünkü yöneticileri; Zeki Sarıhan, Nazım Mutlu, Sivas yangınından kıl payıyla kurtulan ve 2010’un edebiyat ödüllerini toplayan Hidayet Karakuş, maviADA’nın ilk kurucu kadrosunda yer alıp tüm konuşmalarımızda en dinamik üyemiz olan, bugün seksenini aşkın bir delikanlı, Edebiyatın duayenlerinden Nadir Gezer, dergimizin kadim dostu Öner Yağcı, “Vatansız bırakılan yazar “ bildiğimiz, ne var ki annesi Nuşin Kavukçuoğlu’nun aralıksız olarak otuz yıl Eflatun adında aylık bir sanat-edebiyat dergisi çıkardığını kendisinden ğrendiğimizden bu yana, bakış açısına göre dergizede ya da dergizade sayıp benzerlikle gururlanacağımız Deniz Kavukçuoğlu, GÜNÜBİRLİKLER kitabını iki günde eleyip günümüz dergiciliğine iyi biçilmiş elbise gibi aynen uyan yanıtlarını derleyip konulu bir CEMAL SÜREYA söyleşisi gerçekleştiren Fadime Karoğlu, hepsini yazsam buraya sığmayacak daha birçok dost dergimize emek vererek bizi onurlandırdı.

“Gençlik” dosyasının çok ilgi göreceğini düşünüyorduk. Ne var ki başka bir gerçekle yüzleştik. Bu en tehlikelisinden bir konuymuş ve sessiz bir otosansürle geçiştiriliyormuş.Kendi siyasetinizin adına övgüler düzmekte bir sakınca yoktu, ama sorgulamak… daha neler? Gençlik bu ülkenin günah keçisi, her grup yetişkinlerin yanlışlarının has silicisi, zor zamanlarda kullandığı fedaisi olmuş, ama çoğu kez disipline edilmek uğruna barış zamanlarında sıkısından gemlenmişti. Hayatını seçme, yakışan eteğini giyme, hatta okulunu, hatta oy kullanmasını, hatta eşini

seçme hakkını çok görüyorduk, hata yaptığında yaşını büyütüp asıyorduk, ama ülkeyi kurtarmasını bekliyor, karşıtlarımızı korkutmasından gururlanıyorduk. Şimdi biz doğruları yazarsak, uyanacaklardı, olur muydu? Ola ki yarın o gençliği bizim de kullanmamız gerekebilirdi ele güne karşı, bu nedenle çok kurcalanmaması gereken, zülf ü yâre dokunmadan geçiştirilmesi gereken bir konuydu. Yoksa maazallah birileri kalkıp ihaleyi

gençlere kesiyorsunuz, ama onları gaza getiren, harçlık bulamayan çocuğun cebine silâh parası sokup sırtını sıvazlayan kim, cepheleri açıp katılanı yükselten kim, diye derdi. Verin 12 Eylül

öncesinde birbirini öldüren 5000 gencin hesabını, der mi derdi.

Bakarsın sorgu Sarıkamış’ta dondurulan 94.000 çocuğun hesabını sormaya bile uzanırdı. Oysa ölenler birileri adına kahramandı ve tarihte yerlerini almışlardı, zaman zaman da dönemine

göre itibar iadesi yapılıyordu, geride kalanlar sırasını beklesindi… yetmez miydi? Neyse, huzurumuzu kaçırmayalım? Yine de Niyazi Uyar’ın dosyaya gelen öyküsü görmeyi bilene yeterince çok şey anlatacak bir öykü, okumanızı öneririm. Tabi yaşayan edebiyatı, gerekse geçmişi günlüğüyle bize taşıyan başta Zühal TEKKANAT, Bursa’yı yeniden gördüren Hande BABA olmak üzere öteki yazı ve şiirleri de beğeneceksiniz… Hayko Cepkin söyleşisinden söz etmeye bile gerek yok. İlginizi tahmin ediyorum.


Sessiz sedasız bir geleneğe döndürmeyi amaçladığımız maviADA SANAT YARIŞMASInın ilk aşamasını tamamladık.

Hatta bu sayıya özgü bir kapak yarışması bile yaptık ve ön ve arka kapağı katılımcıların 1. olan resimlerinden tasarladık.

Acemiydik, kaygılarımız vardı, ama sorunsuz bitirdik. Başlangıçta maviADA 2013 herkese açık tuttuğumuz yarışmayı, sonradan kirletmeye yönelik yorumlar almaya başlayınca sınırladık, bazılarını juriden dışladık, jurileri yeniden yapılandırdık. Salt maviADAlıların katılacağı bir yarışmaya döndürdük, ama önceki duyuruya göre yapıtını hazırlayıp göndermiş olana da kıyamadık, kattık.


Değerlendirmeyi ve sonuçları bu sayıda yayımlamayı düşünüyorduk ama gelen yapıt sayısı hayli çok olunca başa çıkamayacağımız görüp erteledik.

Elbette öğrendik de… Katılımcılara teşekkür ediyor, sonraki yarışmalara da bekliyoruz.


Gelecek sayımızın dosya konularını da belirledik: Bir sanatçı olarak ürettiğimizle yaşadığımız

arasında ilişki; YAPIT ve BİZ 1. Dosyamız…


İkinci dosyamızsa sanatın kadim bir konusu:

Sanat ve Siyaset… İlişkisi… Elbette türlü açılardan bakılabilir, kimse benim gibi düşünmek

zorunda değil.

Yazılarınızı 15 Haziran’a değin bekliyoruz.

Katılım tarihini önemsiyoruz.

Önümüzdeki günlerde etkinliklerimiz var,

herkesi bekleriz. Kalabalık çoğu zaman gürültüdür, işlevdir önemli, bilmiyor değiliz, gönlünüz

yoksa gelmeyin, ama uzaktan kalabalık iktidardır.

Siz anlarsınız.


28 Nisan 2013 ‘de


Saat 15.00-16.30

maviADA, İstanbul ATAŞEHİR’de

Yönetim: Zühal Tekkanat

Şenol Yazıcı / Öner Yağcı

Koordinatör: Aydan Ay

Ataşehir Belediyesi

/ Novada AVM Etkinlik Salonu /

ATAŞEHİR /İSTANBUL BİLGİ TEL:

0532xxx4703



ETKİNLİK 2:

8 Mayıs 2013, Saat: 16.15 - 17.00

maviADA

ULUSAL TV

“kitap aşkı”


Öner Yağcı Yönetimi Programda:

KONUŞMACILAR:

Şenol Yazıcı, Ayten Mutlu

*

Nöbete kalmış fenerler gibiyiz, hep buralardayız, YAZa da bekleriz.



…Ve kuşkusuz yaşam, ne DÜN ne YARIN değil, sadece ANdır, değeri bilinmeli; yazıktır, bir dahakini görmeyenlerimiz bile olacağını düşünüp BAHARa hakkını vermeyi unutmayın.

Elbette can sizin, BAHAR da… Bizimki laf ı güzaf.


Şenol YAZICI , bahar 2013

69 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2