top of page
1/1075

Hangi Şiir?


Şiir edebiyatın hem en has, hem en tartışmalı alanı. Herkesin bir yanıyla bulaştığı, kendi tarihinde şöyle ya da böyle bir kaç dize çiziktirdiği , zarif, renkli, biraz da mevsimsel ömürlü, geleneği hep reddeden isyan diline karşın her seferinde kendisi bir gelenek olup raflaşmaya mahkum, en kolay sanılan, ama yazının en damıtılmış en seçkin alanı.

Bakın bir edebiyat tarihimize, "Garip" bir tarz şiirin adıdır, aynı zamanda bitmiş bir şiirin adı da…

Yahya Kemal'i kim okur şimdi? O ki Türk Edebiyatının ulaşılmaz bir doruk noktasıdır.


Hani Edebiyat ölümsüzdü?

Biliyorsunuz ilk edebi anlatılar, yani sözlü edebiyat ürünleri de şiirle işe başlamış, akılda kalıcılığını önemseyip. Bizde de öyle. Destanlar, halk öyküleri, sözlü edebiyatın hemen tüm ürünleri şiiri kullanmış. Yani şiir herkesin ortak paydası…Yani sanılanın aksine seçkinci değildir şiir.

Bu nedenle belki çok talihsiz bir alan... Hakkında konuşmayan, yorum yapmayan, savlarda bulunmayan, ona ideoloji ve yasalar koymayan yok.

İyi de iyi şiir nasıl olmalıdır?

Kimine göre şiir hikaye edendir, Orhan Veli, Nazım gibi, kimine göre hiçbir şey anlatmamalıdır, hissettirmelidir, İlhan Berk gibi, 2. Yenici'ler gibi renkli konfetilerle, kimine göre toplumcu olmalıdır; bir ideolojinin çerçevesinde, ki bu çerçevenin sol olacağı varsayılıyor, halkın sorunsalına parmak basmalı. Kimine göre hayır, şiir toplumsal gerçekçi olmalı, değişen konumlara göre insanın yanında kavganın öncü bayrağı kesilmeli... Kimine göre bireydir şiirin objesi, ötesi şiiri bozar. Kimine göre önce şiir olmalı, ki bu da çok tartışmalı, o şiir denilen nedirin yanıtı yok ortada... Çok uzuyor bu tartışma. Uzuyor bir yana şiir moda kadar hızlı durmadan gelenek değiştiriyor, kuşkusuz ona göre de giynek…


Hiç düşündünüz mü? Batı Edebiyatından klasikleşmiş yığınla örnek bulabilirsiniz, Annebel Lee bizim ders kitaplarında bile okutulur, ama Türk edebiyatında klasik diye örnek şiir pek yoktur. O müthiş Fuzuli bile misal görülür sadece, dönemlere. Karacaoğlan mı, o sadece saygı duyulacak mahallenin bıçkın ağabeysidır?


Bir şiirin biçimsel özellikleri devrini tamamlayabilir, ama içeriği nasıl olur da ancak bir gelenek mevsimi sürer, akıl ermez…


Bu arada güzel bir şey yapmaya soyunan, ne ilgisi olduğunu tam anlayamadığı bilen bilmeyen edebiyat ruhbanından onca dayak yiyen ŞAİR, nerde duruyor, söylenenlerden ne alıyor; malı mülkü satıp şiirle olan tüm bağlantısını koparıp Uzak Asya’da rahip olmayı mı düşünüyor, o da belli değil. Yani ses yok. Nasıl ses versin, ardında Orhan Pamuk gücü mü var Nobel’e yürüsün, kavmine sırt dönüp.

Hoş çok zamandır şiire Nobel veren de yok ya...


Olan şiir sevene, şiire özenene oluyor. Şaşkın bir biçimde birbirini sürekli, her sabah ve her gece reddedip ya da güzelleyen bu kerameti ilahi eleştirmen ve şairleri izlerken bunaldıkları, bu poetik karmaşada bir reçete bekledikleri kesin, sanki varmış gibi: Birileri koysa yasasını ŞİİRİN de, biz de neyi okuyacağımızı bilsek... diyorlar.


Gerçi tekelleşen yayın onu buyuruyor; şunu oku , öteki tu kaka...diye ya, onların amaçları belli para kazanacaklar. İyi de bu kabuğunu kıramayan ya da hızlı kıran şairlere ve sivri dilli edebiyat ruhbanlarına ne oluyor?

ve merak ediyorum; HANGİ ŞİİR klasikleşmeyi hak eder?

41 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

Komentáře


1/2