top of page

ELİF VAROL

 

Niyazi UYAR*


Şehrin en kalabalık caddelerinden biriydi bir zamanlar. Gelişen şehre yeni sokaklar, yeni caddeler eklenince caddenin eski havası kalmasa da o yine de klasik bir eda ile her güne gelen konuklarını gülen yüzüyle karşılamakta, efendiliğini muhafaza etmekteydi.


Seydi Bey kimseye "şuraya gideceğim" diye bir şey söylemeden çıktı. Çıkarken kapı gürültü ile kapanmasın diye anahtarı ile yavaşça kapattı. Kışın dondurucu günleri geride kalmış, bahar kendine has tatlı serinliğiyle karşılamıştı günü.


Evden avare avare çıkan Seydi Bey, önüne çıkan her bir şeyi canlı cansız demeden dikkatle inceliyor, kendi kendine "Ya ya ya Allah, Allah," çekiyor ya da dudaklarını buruşturup beğenisinin dışa vurumunu dudaklarıyla ifade ediyordu. Bazen ilgisini bir kedi çekmişse geçip karşısına bir güzel süzüyor; sonra apartmanların balkon demirlerine konan kumruların, özellikle eşli yan yana konup uçanların muhabbetine şahit olunca, "İnşallah insanlar feyz alır bu vaziyetten," diyordu. Onların bu muhabbetine bir zaman bakıyor, içine, ruhuna, yüreğine bir şeyle yazmak için gönül gözünü ayırmıyordu. Yazdıkça düşünceleri, duyguları; kayadan kayaya, taştan taşa, ağaçtan ağaca, ağaçtan gökyüzüne oradan oraya konup uçuyordu.


Seydi Bey’in boyu, ortalama Türk erkeğinin az üstündeydi. Çatık gür kaşları yüzüne bir is veriyordu ilk bakışta. Belinden göğsüne doğru kalınlaşan anatomik yapısı, ona adeta vücut çalışmış gibi bir vaziyet yüklüyordu. Öfkeli yüz ifadesine karşın içi sevgiyle doldurulmuş biriydi o. Bir insanı kırmak, üzmeyi geçtim; doğanın hiçbir canlı veya cansız mahlukatına zarar vermekten imtina eden biriydi.


Şehrin eski prestijli caddesinde dükkanlara, mağazalara şöyle böyle bakıp ederken, gayriihtiyari bir mağazanın önünde durdu. O mağazanın önünde küçük bir masanın çevresinde, küçük taburelere oturmuş üç kadının oturuşları dikkatini çekmişti Seydi Bey’in. Üç kadın da kahve eşliğinde sigara içmekteydi. Fakat birinin oturuşu, sigara içişi çok enteresan gelmişti ona. Kadının boğazına mavi iple astığı kimlikte "Satış Temsilcisi Elif Varol" yazmaktaydı. Elif Varol’un sigara içişi fotoğraflıktır, derler ya, tıpkı öyledir.


Elif Varol’un sigarası dudağının sağ köşesindedir. Elif Varol sigarayı öyle bir aşkla çekmektedir ki dumanın bir paçasını bile zebil ziyan etmemek için hepsini içine çekmiş, konuşurken peyderpey çıkmaktadır dumanlar. Yanakları, yüzü sigara içmekten olacak alaca belecedir. Sigaranın nikotini onu yaşının çok üstünde göstermekle kalmamış, güzelliğinden de her sigaradan sonra azar azar alıp gitmektedir.


Cadde, günün hangi saati olursa olsun hep yoğundur. Çift yönlü caddeden karşıdan karşıya geçmek zordur. İnsan işte o zaman daha çok, daha çok zam yapsınlar akaryakıta deyip absürt bir çözüm yolu düşünmektedir. Yolda yürümeyi bilmeyen, iki adımlık yere hep araba ile gidip gelenler; gerekli gereksiz, aç kalmak pahasına araba alanlar...


Elif Varol, içine doldurduğu ince sigaranın dumanını ağzını yamuklaştırmış, dudaklarını şekilden şekle sokmuş, dumanı parça parça bırakmakta. Elif Varol öyle bir sigara içmektedir ki, sigara içmeyenin bile canını istetmekte, sigarayı bırakanı tekrar sigaraya başlatacak gibidir neredeyse. Sonra "aşk öpücüksüz, kahve sigarasız olmaz" diyenler hemen yakacaktır bir sigara. Öyle kalsa iyi onlar da onun gibi sigarayı dudağının köşesine koyacak, yine köşesinden çıkaracaktır dumanı. Öyle aşkla çekmektedir ki sigarayı, onunla savaşanlar hakkında hemen suç duyurusunda bulunacaktır.


Elif Varol bir zaman, ince zarif sigarayı işaret parmağı ile orta parmağı arasına almakta, ağzını, dudaklarını bir garip hale sokup öyle içmektedir her daim sigarasını. Ara ara dudakların arasından yol bulup çıkan dumanlar gözüne kaçmakta, o zaman gözünü yakan dumanlara istinaden göz kapaklarını hızlı hızlı açıp kapatarak yanmanın derecesini düşürmeye çalışmaktadır. At kuyruğu yapılmış saçları boyanmışçasına kömür karası gibidir. Kömür karası saçları, omuzdan aşağı uzayıp gideceğine, sağlı sollu, ilerili gerili bir vaziyet içinde durmaktadır.


Elif Varol’un küçük tabureye oturuşu, ince sigarayı dudağının yan tarafına alışına göre diğer iki kadından farklıdır. Farklılığı yalnızca sigara içişi değildir. Onun öz güveni, anatomik güzelliği, iri kara gözleridir… Ah sigara ile yüzüne alacalar düşürmeseydi, bir içim su olurdu. Hele bir de azıcık bakıverse kendine: İşte o zaman insan bakmaya doyamaz.

Elif Varol’un ten renginin aynısı, ince anatomik yapılı bir delikanlı ona doğru yavaş adımlarla yürümeye başlamıştır. Bunu gören Seydi Bey telaşlanır. Bu delikanlının vaziyeti, ona göre "iyi bir vaziyet" değildir. Bir zarar vereceğini düşününce panikler. Onun kendine doğru geldiğini gören Elif Varol, hiç istifini bozmadan arkadaşlarına hararetli hararetli bir şeyler anlatmaya devam etmektedir.


İnce kara yağız genç yavaş adımlarla Elif Varol’a yaklaşa dursun, Elif Varol’un bundan haberi var mıdır, yok mudur kimsenin bir şey bildiği yoktur. Elif sigarayı yer gibi içmeye devam etmekteyken, kara yağız delikanlı ona doğru yürümeye devam etmektedir. Bu sinsi yaklaşış, kadınların çalışmasına karşı olan bir mürtecinin tavrı mıdır, ya da bir gönül oyunu mu vardır bunda?


Kadınlara bir şeyler anlatmaya devam eden Elif Varol, kendine gelen bu mürteci kılıklı kişinin gelişini göz ucuyla süzmeye başlar birden. Şimdi bir şeyler olacak, acaba ne olacak diye telaşla kara yağız delikanlıyı takip etmeye devam eder Seydi Bey. Yavaş yürüyüşüne ara veren Seydi Bey, çorapçı dükkanının önüne gelince durup "acaba" sorusunun yanıtının az sonra hakikat olacağına iyice kani gelir. Delikanlı, Elif Varol’a iyice yaklaşmışken birdenbire kızın kolundan tuttuğu gibi çekiştirmeye başlamıştır. Kadın bir iki olmazlanırken, bunun gerçek bir tavır olmadığı ayan beyan ortadadır. Bu, "istemem fakat şu yan cebime koy" demektir. Bu vaziyeti anlamayan yalnızca Seydi Bey’dir. O, her daim ezilen, horlanan kadınlardan yana olduğundan nerede olursa olsun, hakkı yenen kadınlara arka çıkmıştır.


— Bırak kadını, nereye götürüyorsun zorla; bırak diyorum sana!

— Sana ne babalık, sana mı kaldı namus bekçiliği?

— Bırak diyorum, şimdi haddini bildiririm sana, bırak diyorum!

— Kes sesini babalık, cazgırlık yapıp durma da yıkıl git; canımı sıkma benim!

Elif Varol, kendini savunan, ona bir şey olacak diye üzülen Seydi Bey’e dönerek:


— İhtiyar, mahallenin namusundan sen mi sorumlusun, sana ne, senin işin gücün yok mu; git torunlarını sev!

Seydi Bey şaşkınlık içindedir, yardım etmek istediği kız ona neler demektedir?


— Ahmet’le biz arkadaşız, seviyoruz birbirimizi, senin de canın çektiyse bak sokaklarda, parklarda yaşına uygun birini bulursun!

— Pardon hanımefendi, özür dilerim, bu delikanlı seni rahatsız ediyor, sana şiddet uygulayacak diye düşünüyordum, özür dilerim!

— Öyle her gördüğüne balıklama atlama, sana mı kaldı?

Seydi Bey bir başına kalmıştır ortada. Onlar, on-on beş metre ötede kara yağız delikanlının motoruna binip giderler kimseye bir şey söylemeden. Giderken de Elif Varol, boynundaki mavi ipli isimliği arkadaşlarına fırlatıp atarak:

— Alın bunu, patrona verirsiniz!

Deyip kara yağız delikanlının beline sımsıkı sarılıp uçarcasına oradan uzaklaşırlar.

Mayıs 2026 Salihli

Yorumlar


bottom of page