top of page

DEĞER


ree

-Bu öykü

Ayşe Kulin'in yaşantısından

Tekin Gönenç'in aktardığı bir bölümden

esinlenilmiştir.-


Hülya Tozlu

*

Eskiden olsa okuldan mezun olduğumda-yanaklarımda gülücükler olurdu; elimde diplomam, çevremde ailem ve başarıma kaldırılan kadehler... İyi dileklerle sonlandırılmış ilköğretim, lise derken üniversite...


Hep aynı tetiklemelerle gelmiştim bugünüme.


Her yeni yıl; başarımı da zorunlu kılmıştı ve şu an çok yalnızdım.

Önceleri dışarıda yenilen kutlama yemekleri sonraları yakın çevrelerle daraltılmış ve yalnızca aile bireyleri arasında -annemin yaptığı bir pastayla-kutlanır olmuştu.


Üniversite eğitimim için evimden uzak bir kente gidişim, bana yapılan harcamaların artışıyla sosyal gereksinmelerimi de -neredeyse-yok etmişti.


Okul harçları, kira, faturalar, yol ve kişisel giderlerim derken aldığım burs parası da ekte olduğu halde zorluklar yaşamıştım. Tüm zorlamalara direncimi artıran ailemin ilgisi ve sevgisi olmuştu. Bazen çok zorlansam da yolumdan caymamıştım.


Aldığım tiyatro eğitimi; uygulamalı çalışmaları da beraberinde getiriyordu. Böylece deneyimlerim artıyordu ve yeteneğimi sergileyebiliyordum.


Tezimi de verip çalışma yaşamına atıldığım gün yine bir sınavdan geçtim. Beni gözüne kestiren bir yönetmen destekçim olmuştu. Yabancılarla çevrilecek bir ortak yapım film için beni önermiş. Baş roldeki ünlü bir İngiliz oyuncunun yanında yer alacaktım. Ve sınavı kazanmıştım. Sonunda kast belirlenmiş ve bizdeki ekibin tanışması adına bir parti düzenlenmişti. O partiye gitmek için -eskiden olduğu gibi- özel bir giysim yoktu. Ama zaten böyle bir gereksinim de duymuyordum.


Öğrencilikten yeni çıkmıştım. Dört yıllık savaşımda giymeye alıştığım kot pantolon ve kazaktan başka; görünmeyen apoletlerim -çalışarak kazandığım- başarılarımdı.


Yönetmenimle birlikte ödül törenine gittik. Tören için ayrılan masa yirmi kişilik kadardı ve herkes oturmuş masa sonunda görülen iki boş sandalye bizi bekliyor olmalıydı. Uzun yoldan gelmiştik ve yeterince acıkmıştık. Sandalyeleri çekip oturduk. O sırada bir garson yemek servisi yapmaktaydı ama sıra bize gelince servis tabağı bırakmadan gitti. Bekledik. Lâkin servis yapılmıyordu ve bu böyle devam ederken de atlamayı sürdürüyor olunca uyardık “Bize neden servis yapmıyorsunuz?”diyerek. Garsonun yanıtı hayli ilginç olmuştu. “Onlar bizden değil, onlara servis yapmayın demiş.” Masanın başındaki düzenleyici. Çaresiz izleyip bekledik ve yemek sonunda önündeki plaketle ayağa kalkan masa başındaki düzenleyici kısa bir konuşmayla ödül vereceği adı; yani adımı ünledi. Kalkmıştım yerimden arayan gözlerin karşısında dikilerek ve gidip almıştım ödülümü…

Yorumlar


bottom of page