BAL
- Şenol YAZICI
- 1 gün önce
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 saat önce

ŞENOL YAZICI
*
Arı günboyu o çiçek bu çiçek dolaşır, nektarları toplar. Kovana döndüğünde işlemlerle zenginleşen nektarlar bal olur.
Doğan çocuk konuşmak için en az bir yıl bekler. O arada çevresini, dünyayı, başka insanları tanır, onları adlandıracak sözcükleri belleğine yerleştirir , toplar ve emin olunca konuşmaya başlar.
Nasıl da seviniriz .
Eğitilirse o çocuk düzgün bir anlatıcı olacaktır.
Balın işlem, sözün eğitim gerektirdiğine bakmayız. Suyun her zamanki gibi yatağında düzgün akacağını düşünürüz.
Oysa doğanın sunduğu en güçlü yiyecek bal bile belli bir ısı ve nem ister.
Sonuçlar bizi korkutur ve çocuklar ergin olmaya doğru çok bilgece bir uyarıyla karşılaşır; "Söz gümüşse sukut altındır,"
Bu tatlı sert uyarı bir süre sonra kırmızı çizgiye döner. Hele ergenliğe girdiğinizde eskiden 141,142 ceza maddeleri, ad değiştirse de yeni kılıklarıyla düşünce suçları...Abartmıyorum, dua edin bu çağda yaşıyorsunuz , insanlığın antik dönemlerinde yaşasanız Hallac ı Mansur gibi derinizi yüzerlerdi konuştuğunuz için.
Tarih de fazla ya da az konuşmanın korkunç cezalarının ibretlik örnekleriyle doludur. Sokrates'in sonunu düşünün, Hallac ı Mansur'u, Sabahattin Ali'yi, Nazım Hikmet'i...
Belki sonuçları aynı: Ya göklere çıkarıyorlar sizi ya da hapse atıyorlar. Peki neden?
İnsanın balı diyebileceğimiz anlatma gereksinmesinin neden ortaya çıktığı herkese göre değişiyor.
Başlarını derde de sokan anlatıdan ünlü olanların neden anlatma ihtiyacı duyduklarına bakalım mı önce:
“İnsan savunduğudur…” derim ya boşa değil, bir insan neden anlatır diye sorulduğunda, bana savunduklarını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim der gibi… Belki de “Söz yalnız insanın en kadim silahıdır da…”yargısını da anımsatmak isterim. Bu romantik idealist bir bakıştır, edebiyatta ta paylaşanları hayli çoktur. Örneğin ADONİS adıyla da bilinen Ali Ahmed Said Eşber: “Tanrının söylediği ve yazmadığı şeye yankı olsun diye yazıyorum,' diye daha iddialı, misyon sahibi bir role sokar yazarı.
“Yazmasam deli olacaktım," diye ne güzel anlatır o hali Sait Faik. Haritada Bir Nokta adlı öyküsünde Sait Faik gerekçesini sağlıkla ilgili bir vazgeçilmeze oturtur.
“Yazıyorum ve bilmiyorum. Tek bildiğim, bunun iyi geldiği.” Murathan Mungan oldukça samimidir yanıtında.
Bazen de bir karizma nedeni, farklı ve özel görünme yolu, daha çok beğenilmek, sevilmek isteği. Gabriel García Márquez, dostları onu daha çok sevsin diye yazdığını söyler. Yakın zamanların en büyük anlatıcılarından biri olan, Yüz Yıllık Yalnızlığın yazarının bu denli alçak gönüllü olamayacağını düşünürsek, bu söylemde ironi varmış gibi dursa da her şakada bir gerçek payı olduğunu unutmayın.
Çok daha rasyonel yanıtlar alındığı da olur
H. D. Balzac şöyle yanıt verir: ‘Zengin ve ünlü olmak için.’ Michel Tournier şöyle der: Okunmak için, kendini satışa sunmak için. Nobel ödüllü Amerikan Edebiyatının devi William Faulkner de benzer düşünür: “Hayatımı kazanmak için.”
“Çocuklarım büyümüştü, artık kime öykü anlatacağımı bilemiyordum,” diyenlerde vardır Umberto ECO gibi… Bir akademisyen olan Eco’nun, anlatacak en azından öğrencileri vardır. Ayrıca 80’li yıllarda edebiyatın prensliği koltuğu için Marguez’le yarışan ECO da şaka yaptığı açıktır. Gerçeğin payını ayırın.
"Söz vermiştim kendime, yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm.
Yazmasam deli olacaktım." Haritada Bir Nokta, Sait Faik Abasıyanık
Bir yaşama sebebi, soylu bir ilgi ya da ekmek teknesi… Neden birçok insan anlatır, yazmaktan vazgeçmez.
Sahi neden yazar insan? Bunu anlamak için neden anlatır insan diye sormalı ilk adım. Oysa kutsal kitapta bile geçtiğini bile biliriz; eline beline diline sahip ol. Oradaki dil anlatmaktır işte. Yani her yerde her şeyi anlatma. “Elinden başka iş gelmediği için…” diyen Samuel Beckett GİBİ Mİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Bu anlatıcının bilge imajını zedeler sanki…
Ya da “çıldırmamak için,” diyen Sait Faik gibi tutkunu olduğunuz kötü bir alışkanlık gibi olabilir mi o anlatma… Ya da bir mecburiyet…
Başka türlü bakarsak bir tür zevzek mi insan?… Yani koca yazarlar?
“Kaybetmemek için…” diyor Marcel Proust, YANİ BİLİNÇLİ BİR SEÇİM, BU DAHA AKLA YAKIN… Öyle ya hayat güç ister, siz de güçlü olmak için yazarsınız, anlatırsınız.
Ne var ki sembolist şair Rimbaud’un dediklerine bakın. Çok daha iddialı, “dünyayı değiştirmek için…” diyor kırık şair.
Sonuçta hepsinden o anlam çıkıyor ama anlatmak bir mecburiyettir… gibi… hiç mi yazmaya bahçe sulamak, çiçek yetiştirmek gibi bakan kimse yok. Alfred Jarry biraz öyle yaklaşıyor” “Alaya almak için, diyor”. Bu benim anlayışıma yakın, yani yarar beklemeyen hobi gibi gören bir anlayış. Oysa yararı vardır bilmem mi, anlatabilmek için yaşamak gerekli, bu da yeni bilgiler demek. Onları beyninizde yoğurmanız da gerekli. Analiz , sentez olayı… Bu da beyni işlek hale getirmez mi?
Robinson’un yazarı Jonathan Swift, bir savunma silahı olmaktan çıkaranlardan, hatta daha ötesi: “İnsanların bönlüğünü yüzlerine vurmak için. “ derken dişlerini gıcırdattığını hissedersiniz. Hele hele Thomas Bern Hard ÇOK DAHA KIZGINDIR İNSANOĞLUNA: “Can yakmak için,” der
Kurgu biliminin bildiğimiz en ünlülerinden Isaac Asimov "Hangi nedenle nefes alıyorsam, o sebeple yazıyorum,” derken bu da sorulur mu der gibidir. Sözünü tamamlarken de şakası olmadığını anlarsınız: “Zira, yazma uğraşım olmazsa sanırım ölürüm"
Yazmadan yaşanamayacağının kanıtı sözler bunlar, yaşamın tadına ancak yazarak varabilenler için, DAHA doğrusu garip bir paradoks ama , az yaşayıp çok yazanlar için, bir nevi yaşamayı bilmeyenler için geçerli olan sözlerdir de..
Akgun Akova nın "yazmasaydım beynim buz tutacaktı" demesi gibi, İsmet Özel’in, "Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? " dediği gibi… Belki hayatı yaşamayı beceremediklerinden ya da ironiyle sanatçının, hayata ve olaylara duyarsız kalamadıklarından söz ederler. Buradaki sanatçı sözü anlatmayı meslek haline getirenler için ama aslında bütün insanlar için geçerli bu söz, bilirsiniz.
Edebiyatın ve diğer tüm sanatların başlangıç noktası olan, başkasına aktarma ve biriktirme ihtiyaçlarına gönderme yapan bir ifade. Ne kadar soylu ama bir o kadar da sıradan insan yanlarımız.
Peki: “Sabah kalkmak, iyi olmak, bir şeyleri aşmak, mutlu olmak…” diyen Stephen King farklı şeylerden mi söz ediyor?
Yazmak bir iç sıkıntısının sonucu ya da mutsuzluğun diyenler çok fazla: Hatta biri “alnımda bir sivilce şişmişse sıkarım,” diye tanımlar anlatma gereksinmesini. Peki siz bloglarınızda, sosyal sayfalarınızda neden yazıyorsunuz hiç düşündünüz mü?
İnsanın gerçeği olamaz mı anlatmak, yani yaşadıklarını sindirmenin bir işaretidir o. Bir olgunluğa ulaştınız, artık anlatabilirsiniz diye düşünmek daha doğru olamaz mı? Yaşlıların yaşam deneylerini aktarmak için harcadıkları enerjiyi, gayretlerini düşünün.
Oysa anlatmak, yemek yemek gibi, tuvalete gitmek gibi çok sıradan, ama vazgeçilmez, ama emek verilmezse ilkel ve güdük kalacak en soylu yanlarından biri değil midir insanın?
Asıl sorun nerde biliyor musunuz?
Arının bal vermesinin nasıl bir sonuç olduğunu bilirsiniz; gün boyu dolaştığı çiçeklerin onda bıraktığı birikimdir bal. Ne var ki topladıkları nektarın kovana dönünce işlenmesi gerekir. Bu nektarı yavrularını beslemek için eşsiz bir yiyeceğe çevirir. Anlatmayı da öyle düşünebiliriz. İnsanın balı diyebileceğimiz anlatmanın, belki bir ömür karşılığında kazanılan bir birikim sonucu olduğunu düşünürsek, bu denli güzel ve karizmatik olabilen bir sonucu düzgün kullanırsak, insanlık için ne kadar besleyici olacağını kestirmek zor değil. O zaman suçtan, çirkinlikten, kabalıktan arındıracağımız saf güzellik ve doğruluk olacak bir anlatı için işlem gerekir, gayret etmeliyiz. Ham konuşma değerli değildir, onu işlemeyi, başkalarını rahatsız etmeyecek bir biçime döndürmeyi bilmeliyiz. Bu da ancak büyüme evresinde, yani eğitim döneminde kazanılacak bir alışkanlıktır.
ANLATMAK ÇOK İNSANI BİR EYLEMDİR ONA GÜZELLİK KAZANDIRMAK İLK ÖDEVİN OLMALI.



















































Yorumlar