top of page

Günaydınım Narçiçeğim Sevdiğim

Güncelleme tarihi: 13 Oca 2021



Şavkıması sana doğru yolların Sana doğru denizlerin çağrısı Çırıl çırıl ötelerde bir güzel Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...

Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim? Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar? Uzak bir özlemde ayak seslerin Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...

Kırk odanın kırkında da kırk güzel Kırk aynada çengi çengi bir güzel Çağlar ötesinde bir avuç nota Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim....

Bu yıldızlar doğan günü çağrışır Bu gündüzler gözlerini çağrışır Ya kimlere verdin avuçlarını? Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...

Vurdum tellerine seni sazımın Sende anahtarı alın yazımın Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim...

Önce şarkının güftesine ilham olmuş Hint efsanesini anlatalım: Efsaneye göre Cihangir Hanlığının genç Prensi Salim Şah, bir gün raksını görüp hayran kaldığı Anarkali isimli genç ve güzel rakkaseye aşık olur. Zaman geçer ve Prens Salim Şah gönlünü çelen bu güzel rakkase ile evlenmek ister ancak ülkesinin kuralları buna izin vermez. Bir prensin halktan bir kızla evlenmesi, hele ki bir rakkase ile evlenmesi olacak iş değildir. Ama gönül ferman dinlemez, Bütün kural ve yasaklara rağmen bu aşk büyür, iyice alevlenir. Anarkali ile Salim Şahın aşkı dillere destan olur, bütün hanlığı sarar, dilden dile anlatılıp durur. Bu durum prensin babası Han Akbar tarafından hiçbir zaman kabul görmez ve aşıkların birbirini görmesini yasaklar. Oysa tüm yasaklara rağmen Anarkali ile Salim Şahın aşkları günden güne büyür ve hükmünü sürdürür.


Çevre hanlıklara da yayılan bu aşk hikayesiyle baş edemeyeceğini anlayan Akbar Han çareyi sevdalıları ayırmakta bulur. Çözüm çok zalimcedir. Güzel Rakkase Anarkali, ibret için kentin ortasında inşa edilen, penceresi olmayan, dört duvardan ibaret dar bir odaya hapsedilir. Arkasından giriş kapısı da duvarla örülüp kapatılır. Yani bir anlamda ölüme terk edilir Anarkali. Salim Şah şaşkın ve çaresiz, bu aşkı efsaneleştiren şehir halkı ise ağlamaklı ve üzgündür.


Her gün gelip bu hücrenin önünde, hanın insafa gelip güzel Anarkali'yi affetmesini bekler insanlar. Zaman geçtikçe umutlar kesilir, çaresizlik sarar dört bir yanı. Artık duvarlar yıkılsa da güzeller güzeli Anarkali'nın sağ çıkma ihtimali yoktur bu hücreden. Halk yavaş yavaş çekilir, bekleme duvarının önü boşalır, ama aşk mecnunu prens, sevdiğini yalnız bırakmaz. Gözleri kapının örüldüğü duvarda sesiz bir tevekkül ile beklemeye devam eder.

Mevsimler geçer bahar olur, doğa yeniden canlanır ve günlerden bir gün o taş duvarda bir kıpırtı başlar. Prensin gözünü hiç ayırmadığı o duvarda, güzel Anarkali'nın girdiği kapının taş örgüleri arasından ince zarif bir dal filizlenmiştir. Bunu duyan halk tekrar hücrenin önünde toplanmaya ve her gün bu yaşam filizini izlemeye başlar. Günler geçtikçe yeni dallar, yeni filizler çıkar o taş duvarın bağrından ve tomurcuklarla yüklü dallar sarar etrafı. Belli ki çiçek açacaktır aşk…


Bir sabah duvarın önüne gelenler, duvarın baştan başa kırmızı nar çiçekleriyle kaplı olduğunu görürler. Hayranlık ve şaşkınlıkla izlerler bu mucizeyi. Sanki güzeller güzeli Anarkali'nin tüm güzelliği bu narçiçeklerindedir. Bir gecede bütün narçiçekleri açmış, mevsimler boyu orada aşkını umutla bekleyen prens ise duvara yaslanmış, narçiçekleri arasında mutlu bir ifade ile ruhunu teslim etmiştir. Aşk çiçekleri açmıştır ama aşık prensin yüreği Anarkali'nin güzelliğinin aksettiği o çiçeklerin ihtişamına dayanamamıştır. Rivayet şudur ki; O güzelim ateş rengi nar çiçeklerinin çıkış yeri güzeller güzeli Anarkali’nin aşk dolu kalbidir. Taşları delip sevdiğine kendini göstermiştir…


Bu hüzünlü efsaneden esinlenerek yazdığı şiiriyle gönüllere taht kuran Feyzi Halıcı, 1924 yılında Konya'da dünyaya gelir. İÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü'nü bitirir ama mesleğini yapmaz. Uzun yıllar doğduğu kent olan Konya'da ticaretle uğraşır, burada Çağrı adlı bir sanat dergisi çıkarır. 1968 yılında Konya senatörü seçilir. Fezai mahlasıyla Yedigün ve Çınaraltı dergilerinde aşık tarzı şiirler yazar, çeşitli şiir antolojileri hazırlar. 7 Ekim 2017 tarihinde yaşama veda eden şairimizi saygıyla anıyoruz.


Gelelim şarkımızın bestecisine… 1938 yılında Fatih'te dünyaya gelen Cinuçen Tanrıkorur, üniversitede mimarlık eğitimi almasına rağmen Türk kültürüne, özellikle de musikisine hizmetleriyle tanınır. Yarım asırlık sanat hayatından geride 505 beste bırakan sanatçının çok bilinen eserlerinden biri de 'Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim' şarkısıdır. Tanrıkorur, ud çalmada Yorgo Bacanos, Udi Nevres Bey ve Şerif Muhiddin Targan gibi kendine has bir tarz ortaya çıkarmıştır. 5 dil bilen, aynı zamanda gazete ve dergilere haftalık makaleler yazan Cinuçen Tanrıkorur 28 Haziran 2000 tarihinde yaşama veda etmiştir.


60 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör