Maskecinin Çıkmazı


"Maskelerim var... Maskeci... Her kişiye, her mekâna uygun maskelerim var!" diye bağırıyordu Tayyar. "Maskeci!" dedi genç adam, elindeki çiçekle Tayyar'ın karşısına dikilip. "Bir kadınla tanışacağım bugün. Bana uygun masken var mı?" "Olmaz mı yakışıklı ağabeyim! Şu maske tam sana göre..." dedi Tayyar; tezgâhındaki güvenilir, sempatik, iyi niyetli suratı çıkarıp. "Yaşa be ağabey... Hayırlı satışlar!" deyip çarşının kalabalığına karıştı genç adam. O gidince, elinden sıkıca tuttuğu çocuğu çekiştire çekiştire bir kadın geldi. Fakat tezgâhın önüne yapıştırılan yazıyı görünce soru bile sormadan geri döndü. Ardından tanıdık bir yüz geldi uflaya puflaya. "Buyur Abla..." dedi Tayyar, her zamanki müşterisine. "Ne lazımdı?" "Tayyar, akşama misafirlerim var. Onlara hazırlık yapmak sinirlerimi altüst etti. Onca kek, börek, yemek, tatlı... Çok yorgun ve kızgınım. Hâlâ bitmedi hazırlıklar..." dedi şişman yüzüyle. "Seni çok iyi anladım Nursel Abla. Merak etme!" dedi Tayyar, açık çantasındaki maskeyi çıkarıp. "Al, bu tam sana göre! Misafirlerin gelince kızgınlığını belli etmez, seni çok memnun ve misafirperver gösterir." "Ay Tayyar... İyi ki varsın!" dedi kadın, endişesini yüzünden silip. Elindeki parayı Tayyar'a uzatıp kayboluverdi. Tayyar'ın işleri yolundaydı. İstese dükkân bile açabilirdi kendisine. Ama bu işlek caddede seyyar maskeci olarak ün salması, onun işine geliyordu. Namını duymayan kalmamıştı neredeyse. Gerçi başta zabıtalardan çok çekmişti ama onlara hediye ettiği maskelerin sayesinde zabıta sorununu da aşmıştı. Hatta daha sonra siyaset çevresinden bile müşteri edinince zaten kimse dokunamaz olmuştu onun tezgâhına. Sattığı maskeler, çok beğeniliyor; müşterilerini oldukça memnun ediyordu. Bu yüzden zevkle yapıyordu işini. Mutluydu. Nitekim şehrin en güzel yerinde aldığı evini, maske tezgâhının arkasında duran son model minibüsünü ve bankada biriktirdiği onca parasını, sattığı maskelere borçluydu. Kış, yavaş yavaş kendini hissettirmiş; seyyar Tayyar'ı üşütmeye başlamıştı. Avuçlarını hohlayıp minibüsün arkasındaki termostan bir çay doldurdu kendine, ardından bir keyif sigarası yaktı. Tayyar, tam bir insan sarrafıydı. Yurdundaki insanları belki de onun kadar iyi tanıyan ve analiz eden başka biri yoktu. Şayet okusaydı başarılı bir psikolog yahut çok iyi bir politikacı olabilirdi. Gerçekten de her kişiye, her mekâna uygun maskeler satıyordu. Bunlar, bir günden fazla kullanılamıyordu. Maskeleri lazım oldukça alanlar olduğu gibi her gün almaya gelen müşteriler de vardı. Esnaflar, pazarlamacılar, özel kurumlarda çalışan nice insan Tayyar'ın tezgâhından geçmişti. Tayyar; çayını höpürdetirken yırtık pırtık elbisesi, kirli suratıyla, bir dilenci geldi. Kucağında gülümseyen çocuğu Tayyar'ın gözüne sokar gibi: "Allah rızası için bana acındıran bir maske ver güzel ağabeyim. Dua ederim sana." dedi dilenci. "Yahu daha maskeyi bile almadan kandıracaksın beni neredeyse! Sana iki kat fiyatına veriyorum. İster al ister alma." dedi Tayyar kaşlarını çatarak. "Tamam be... Tamam! Uzatma... Al şu parayı, ver maskemi." "Ha şöyle..." dedi Tayyar. "Bunu tak, seni görenin içi sızlar. Hadi bas git buradan şimdi. Bana dua etmeyi de unutma." dedi kıs kıs gülerek. Dilenci, kucağındaki çocuğu indirip kimseye göstermeden maskeyi taktı. Sonra "Bir maske daha alacağım..." diyecekken tezgâhın önündeki yazıyı fark etti. Zar zor okumaya çalıştığı cümleyi kaba sesiyle hecelemeyi başarınca alacağı diğer maskeden vazgeçti. Çocuğu yeniden kucaklayıp Tayyar'ın satış yaptığı yerin karşısına geçti. Kaldırıma oturup dilenmeye başladı. Kucağındaki çocuk hâlâ gülümsüyordu. Tayyar, sallana sallana ısınmaya çalışıyor, bir yandan da "Maskelerim var... Maskeci..." diye bağırıyordu gırtlağını yırtarcasına. "Kolay gelsin Tayyar..." dedi kadın, yüzündeki bayram havasıyla. "Hayırdır Şengül Abla... Pek bir neşelisin bugün." dedi Tayyar, meraklı sesiyle. "Sonunda dualarım kabul oldu Tayyar. Kaynanam yoğun bakıma alınmış. Gidici..." "Anladım..." dedi Tayyar. "Bu maske tam sana göre o zaman. Kocan bile senin kadar üzülemeyecek kaynanan ölünce. Hiç merak etme!" "Ay, yaşa valla Tayyar..." "Hadi gözün aydın..." Bu esnada dilencinin kucağındaki çocuk, sevecen yüzüyle Tayyar'ı seyrediyordu karşı kaldırımdan. Tezgâhın üzerindeki maskeler, gittikçe azalıyordu. Tayyar, minibüsün arkasından yenilerini çıkarıp çıkarıp diziyordu özenle. Bu sırada yanı başındaki kalın gövdeli çınarın altında mutluluk pozları verip cep telefonlarıyla durmadan fotoğraf çeken gençleri fark etti. "Beyler..." dedi kendinden emin bir ses tonuyla. "Sakın bu pozlarla sosyal medyada görüneyim demeyin." Gençler, Tayyar'a yaklaşıp "Neden?" der gibi baktılar. "Mutlu değilsiniz..." dedi Tayyar. İçlerinden biri dayanamayıp "Neşemiz oldukça yerinde bizim. Neden öyle diyorsun?" dedi. "Mutlu değilsiniz! Gülücükleriniz yüzünüzdeki mutsuzluğu ele veriyor. Alın bakayım şunları..." dedi Tayyar elindeki maskeleri uzatıp. "Bu maskeleri takıp bir daha fotoğraf çekin." dedi. Gençler, şaşkın bir yüz ifadesinin üzerine Tayyar'ın maskelerini geçirip aynı pozlarla birbirlerinin fotoğrafını çektiler. "Ağabey, bunlar harika..." dedi uzun boylu genç Tayyar'ın yanına sokulup. "Baksana şu fotoğrafa, pozitif bir enerji saçıyorum gülerken. Bundan öncekilerde bu kadar güzel gülmüyorum mesela. Baksana şu farka...." dedi cep telefonundaki fotoğrafları gösterip. "Eee sevgili kardeşim, boşuna söylemedim size. Buna sosyal medya maskesi diyoruz. Gam keder yok, daima mutlusun. Kıskananlar çatlasın." dedi Tayyar sırıta sırıta. Diğer gençler de aynı tepkiyi verince, maskelerini daha da övmeye başladı Tayyar. Duydukları karşısında mest olan gençler, eli boş dönmediler. Ailelerine söyleyecekleri yalanlar için de birer maske alıp gezinmeye devam ettiler Bu esnada, şık bir araba, dilencinin kucağında gülümseyen çocuğun görüntüsünü siyah bir perde gibi örtüp yolun karşısında durdu. Takım elbiseli, ciddi bir adam aracın içinden inip Tayyar'a doğru yürüdü. "İyi günler..." dedi adam. "Bir arkadaşın tavsiyesi üzerine geldim buraya. Yarın kurs kayıtlarımız başlıyor, eşimin de çalıştığı şirket değişti!" "Anlıyorum sizi..." dedi Tayyar, adamın bitirmesine fırsat vermeden. "Bu iki maske, işinizi görür Efendim. Bu, kurs kaydına gelenleri etkilemeniz; bu da eşinizin yeni iş ortamında sevecen görünmesi için." "Teşekkürler... Bir tane de kızıma alacağım. Çocuğu çok prestijli ve ünlü bir kreşe yazdırdım, olumsuz tavırlarıyla itibarımıza zarar vermesinden çekiniyorum." dedi adam. "Anladım, çok iyi anladım Beyefendi de... Tezgâhın önüne yapıştırdığım yazıyı görmediniz galiba!" Adam, meraklı gözlerle geri geri gidip yazıya baktı. Naylon kaplı beyaz kağıdın üzerine özensizce yazılan şu cümleyi okudu: "MASKELERİMİZ, ÇOCUKLARDA ETKİSİNİ GÖSTERMEMEKTEDİR

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA