top of page
1/2

Antalya'da Antik Bir Kent: Perge

Güncelleme tarihi: 6 Ara 2020


Yeşille mavinin kucaklaştığı, buram buram tarih kokan bir şehir; "Hiç şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir" denilen Antalya… Günümüzde genellikle yaz tatillerini geçirmek için düşündüğümüz bu cennet şehir, her mevsimde bir başka güzeldir. Karla kaplı yaylalarında kış sporları yaparken, güneşin ısıttığı sahillerinde isterseniz denize girebilir ya da bizim yaptığımız gibi ören yerlerini, antik kentlerini gezebilirsiniz Antalya’nın.

"Tüm kavimlerin ülkesi" anlamına gelen PAMFİLYA; Aspendos, Perge, Side gibi tarihi şehirleri içinde barındıran, Antalya ilinin doğusundaki Likya ve Kilikya arasındaki bölgedir. İşte bu bölgeye bir zamanlar başkentlik yapmış olan Perge, Antalya'nın 18 km doğusunda, Aksu ilçesi sınırları içinde bulunan, antik bir kent. Perge, sadece bölgenin değil, tüm Anadolu'nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biriymiş. Mimarisi yanında, şimdilerde Antalya Müzesinde sergilenen mermer heykelleriyle de ünlü. 1946 yılından beri İstanbul Üniversitesince yürütülen kazılar sonucu, şehir merkezinin önemli anıtsal yapıları gün ışığına çıkarılmış, ele geçen heykel buluntuları sayesinde Antalya Müzesi dünyanın en zengin Roma Dönemi heykel müzelerinden birisi olma özelliğini kazanmış.


Perge'yi gezmeye şehrin sağ tarafındaki sur duvarlarının kalıntıları boyunca yürüyerek başladık. Her biri yaklaşık yarım tonu bulan taşların üst üste konulmasıyla inşa edilen surların bir kısmı hala ayakta duruyor. Bu kocaman taşlar, doğal yapısı nedeniyle zamanla yağmur sularının etkisiyle birbirine kaynaşmış ve böylece hala ayakta kalabilmiş. Yapılan kazılar ve ortaya çıkarılan eserler Perge Antik Kenti‘nin üç parlak dönemden geçtiğini gösteriyor. Hâlâ ayakta olan sur yapılanmaları ve kulelerin inşa edildiği Helenistik dönem (İ:Ö 3. ve 2. Yy), kentin günümüze kadar gelebilen birçok yapısının (tiyatro, stadyum, hamam, çeşme, agora) inşa edildiği Roma dönemi (İÖ 2. ve 3. Yy) ve kilise yapılarının görüldüğü Hıristiyanlık dönemi.

Şehir merkezine doğru yürüdükçe etrafımızda yol boyunca uzanan bazilikaları ve sıralanmış sütunları görüyoruz. Antik Kentin önemli yapılarından biri olan anıtsal çeşmeyi, şehrin hemen yakınlarda bulunan Aksu Nehri’nin tanrısı olarak ifade edilen, nehir tanrıçası Kestros‘un heykeli süslüyor. Bu çeşmeden akan su, 2 metre genişliğindeki su kanalının ortasından geçerek kenti ikiye ayırıyor. Bu çeşmeli yolun devamında geniş sütunlu bir cadde yer alıyor. Su kanalının ortadan ikiye böldüğü 22 metre genişliğindeki bu caddede, o dönemlerde kullanılan araba tekerlerinin izlerini görmek mümkün. Sütunlu caddenin yan taraflarında ise dükkanlar yer alıyor. İki caddenin kesiştiği noktada ise Apollonius Demetrius takı bulunuyor.


Güneşli bir mart gününde rehber arkadaşımızın eşliğinde gezdiğimiz Perge’ye hayran kalmamak mümkün değildi. Bölgenin iklimsel özellikleri de düşünülerek kurulan şehrin ortasından, havuzlarla birbirine bağlanmış bir su kanalının geçiyor olması, sıcaklığın 40 dereceyi bulduğu yaz günlerinde ne kadar büyük bir ferahlık duygusu vermiştir kim bilir şehirde yaşayanlara.


Sütunlu caddenin ilerisinde agoranın girişinde İÖ 2. Yy’da inşa edilmiş bir kapı bulunuyor. Helenistik kapı, savunma amacıyla dört katlı iki yuvarlak kule olarak inşa edilmiş. Duvarlarındaki niş denilen oyuklarda, şimdi Antalya Arkeoloji Müzesinde bulunan tanrıların ve şehrin kurucularının heykelleri bulunuyormuş. Rehberimizin anlattığına göre bu kulelerin üstünde bulunan bir çeşit gözetleme bölümünde, bugünkü zabıtaların görevini yapan, çarşıdaki düzeni, hile yapan satıcıları gözetleyen görevliler bulunurmuş.

Perge Antik Kentinde de birçok antik şehirde bulunan ve şehirle ilgili her türlü ticari ve politik faaliyetin yapıldığı bir agora var. Geniş bir avlu ile çevresindeki dükkanlardan oluşan Agora, Eski Yunancada toplanmak anlamına geliyormuş. Agoradaki bazı dükkanların tabanı mozaikle kaplı ve bu dükkanlardan biri sırasıyla agoraya açılırken, diğeri agorayı çevreleyen sokaklara açılıyor.


Perge'nin en dikkat çeken ve günümüze en sağlam olarak gelen yapılarından biri Helenistik kapının batı tarafında bulunan Roma hamamları. Sıcak ve soğuk su havuzlarının yanı sıra soyunma odaları, soğuk, ılık ve sıcak banyo kısımları ile spor odası gibi bölümlerden oluşan hamamda sıcak su ve ısı sağlayan külhan bölümlerini de görmek mümkün. Böylesi geniş imkanlara sahip hamamlar o dönemde sadece yıkanmak için değil, edebi ve politik sohbetler yapmak, dinlenmek ve zaman geçirmek için kullanılan sosyal mekanlarmış.

Antik kentte görülebilen ve gezilebilen birçok eser Roma Döneminden kalma. Şehrin güney girişinde bulunan kapı bunlardan biri. Romalılar bu kapıyı ve duvarı İS 3. Yy’da şehri saldırılardan korumak amacıyla inşa etmiş. Helenistik duvarların renkli mermerlerle kaplandığı sütunlu bir cephe mimarisinin oluşturduğu caddede, duvarlara açılan nişlere tanrılara ve kentin efsanevi kurucularına ait heykeller konulurmuş. Perge'yi gezerken neredeyse şehrin büyük bir kısmında zeminin ince çakıl ya da kumla kaplı olduğunu görüyoruz. Rehberimiz şehrin zemininde bulunan mozaiklerin tahrip olmaması için bu malzemenin yerlere döküldüğünü anlatıyor. Bu arada çeşmeli yolun dayandığı yamaçtan tepeye doğru tırmanmak için yapılan merdivenli yoldan çıkıldığında şehri tüm görkemiyle kuşbakışı görmek de mümkün.

İS 2. Yüzyıldan kalma, Anadolu'nun en büyük antik stadyumlarından olan Perge Stadyumu; ince, uzun dikdörtgen planlı olarak yörenin doğal taşı olan konglomera bloklarından "at nalı" şeklinde yapılmış. On iki bin izleyiciyi alacak şekilde yapılan statta, zamanla gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri popüler olunca, stadyumun kuzey ucu koruyucu kafeslerle çevrilmiş ve arenaya dönüştürülmüş. Stadyumun uzunluğu 234 metre, genişliği ise 34 metre imiş.

Duvarlarında şarap tanrısı Dionisos‘un hayatını betimleyen rölyeflerin bulunduğu Perge tiyatrosu; seyircilerin oturma alanı, orkestra ve sahne alanları olmak üzere üç ana bölümden oluşmuş. On üç bin seyirci alabilen tiyatronun orkestra alanı birçok gladyatör ve vahşi hayvan dövüşlerine şahit olmuş. Çok geniş bir alana yayılmış olan şehri gezmemiz oldukça uzun bir zaman aldığı ve ne yazık ki müzenin kapanış saati geldiği için şehrin en önemli ve görkemli yapılarından olan tiyatroyu uzaktan görmekle yetindik. Bir başka gezide, bir başka antik kentte buluşmak dileğiyle...

F​otoğraflar: Nurten Bengi Aksoy

23 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör