top of page
1/2

Âşık Mahzunî Şerif

Nurten B. AKSOY

*


Mevlam gül diyerek iki göz vermiş Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı Dura dura bir sel oldum erenler Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı


Yoksulun sırtından doyan doyana Bunu gören yürek nasıl dayana Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana Bilmem söylesem mi söylemesem mi

Mahzuni Şerif’im dindir acını Bazı acılardan al ilacını Pir Sultanlar gibi darağacını Bilmem boylasam mı boylamasam mı


Bir halk ozanı, bir taşlama şairi, gözünü ve sözünü budaktan sakınmayan bir aykırı ses olan, Şerif Cırık veya tanınan adıyla Aşık Mahzuni Şerif 17 Kasım 1940 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin İlçesi’nin Berçenek Köyü’nde (şu anda ismi Tarlacık köyü) dünyaya gelir. 1940’lı yıllarda, Berçenek’te ilkokul olmadığı için Mahzuni, Elbistan’ın Alembey Köyü’nde, Lütfü Efendi Medresesi’nde Kur’an eğitimi alır. 1956 yılında köyde açılan ilkokuldan mezun olduktan sonra Mersin Astsubay Okulu’na gider. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulunu bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi’ni aynı yıllarda hak etmesine karşın, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir. 1961 yılından itibaren yüzlerce plak, kaset yapar. Hakkında yazılan ve kendi yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur. 1998 yılında dünyanın, yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı alır.


Mahzuni’nin, ortaokul yıllarından itibaren beğendiği demokrasi ve sosyalist mantık, onu geleceğin en tutarlı terbiye kalıpları içinde tutar. Kendisini dünya kültürleri içinde bir parça, mazlum milletler içinde ise bir birey olarak tanımlayan ozan, bu iki gerçekten yola çıkarak, dönmeden yoluna devam eder. Mahzuni ordudan ayrıldıktan sonra toplumsal, siyasi konuları ele alıp; bir yandan geleneksel halk şiirini devam ettirirken diğer yandan da protest şiirlerle halkın sorunlarını dile getirmiş bir halk âşığı, halk ozanıdır. 12 yaşında gönül verdiği bu geleneği yaşamı boyunca devam ettirir.


Mahzuni, 1961 yılında adını Suna yaptığı İtalyan asıllı Sovina’yı çok sever ve onu kaçırarak evlenir. Bu evlilikten Ferhat, Şirin ve Emrah adlı üç çocuğu olur. 1964 yılında dünyaya gelen oğulları Emrah henüz birkaç aylıkken Mahzuni, Suna ve Emrah’ı babası Zeynel’e emanet ederek vatani görevini yapmak üzere askere gider. Bu arada hastalanan Emrah’ı, o zamanlar iki çocuk doktorunun bulunduğu Elbistan’a götürürler. Doktor tarafından hiç de iyi karşılanmazlar. Bu olay mektupla askerde bulunan Mahzuni’ye bildirilir. İşte tüm Türkiye’nin tanıdığı “Acı doktor bak bebeğe / Berçenek’ten yaya geldim” türküsü o günkü olaya aittir.


ERİM ERİM ERİYESİN


Köşkün sarayın yıkılsın Erim Erim eriyesin Umudun suya dökülsün Erim Erim eriyesin


Musa isen Tûr-i Sînâ

Haktan gelmiş idi inan

Yesin seni yılan, çayan

Erim erim eriyesin

Sürüm sürüm sürünesin

Aslan pençesi vurulsun

Çayın denize kurulsun

Gözlerin yansın kör olsun

Erim erim eriyesin

Sürüm sürüm sürünesin


Mahzuni'yi sever idin

Ona sevgilim der idin

Candan başka ne yer idin

Erim erim eriyesin

Sürüm sürüm sürünesin


1971 yılında askeri darbe sonucu Süleyman Demirel hükümeti devrilir, Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kurulur. Bu hükümet sol kesime karşı şiddetli baskı uygular ve üç fidan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilirler. Bu olaylar üzerine Mahzuni Şerif yazdığı ve plak yaptığı türküde dönemin başbakanına “Erim erim eriyesin / Sürüm sürüm sürünesin” diye seslenir. Bu şiir yüzünden hakkında hemen dava açılır, fakat devrin başbakanı Nihat Erim “Bir halk ozanı başbakanı sevmek zorunda değildir” diye ifade verince ve şikâyetçi olmayınca dört yıl yerine 10 ay hapis yatıp tahliye olur.


Yıl 1972. Mahzuni Şerif, elinde sazı, Sivas’ın Sivralan Köyü’ne Âşık Veysel’i ziyarete gider. Aşık Veysel’e Mahzuni’nin geldiğini söylerler. Mahzuni içeri girince Veysel Baba ayağa kalkar. Yanındakiler şaşırır. Çünkü Âşık Veysel o tarihe kadar kimseyi ayakta karşılamamıştır. Veysel Baba’ya neden Mahzuni’yi ayakta karşıladığını sorarlar. Veysel Baba’nın cevabı çok açıktır: “Susun, gelen Pir Sultan olsa gerektir!”


70’li yılların ortalarında 8 yıl süre ile sahnelere çıkması ve yurt dışına gitmesi yasaklanır. Geçimini ufak bir dükkânda plak satarak sağlamaya çalışır. Bu yasaklı yılları şöyle anlatır ozanımız; “Türkü söyleyememek beni çok üzüyordu. Canlı bir balığı tutun ve kumun üzerine atın o balık o denize nasıl bakıyorsa ben de türkülere öyle bakıyordum.” Mahzuni Şerif, hızla ünlenince daha 1970’lerde başka türkücüler ve pop sanatçıları onun eserlerini okumaya başlarlar. Ersen ve Dadaşlar, Edip Akbayram, Cem Karaca, Selda gibi pop sanatçıları, onun tutulan türkülerini okuyarak ünlerine ün katar.


1980’li yıllarda bir yandan popüler şarkı ve türküler yaparken bir yandan da insanın özüne doğru yolculuk yapan ozan toplumun içindeki bozuk/yabancılaşmış insan tiplerini ele alarak taşlamalar yazar. Gündelik yaşamda gördüğü kötü insanları tiplemeler halinde hicveder. Fırıldak Adam ve Zevzek bu tiplemelerdendir. Cahil ama çıkarcı kurnazları, tek tabanca ile devrimcilik yapacağını zanneden maceracıları yerden yere vurur.



70’li yılların ortalarında 8 yıl süre ile sahnelere çıkması ve yurtdışına gitmesi yasaklanan ozan, geçimini ufak bir dükkanda plak satarak sağlamaya çalışır. 17 Mayıs 2002 yılında 62 yaşında Almanya’nın Köln şehrinde hayata gözlerini yuman ozanımızı ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.

102 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör