top of page
1/1098

YURDUM GİBİ YARALIYIM

Nurten B. AKSOY

*


ELVEDA

Mevsimim bitti farkındayım Kalem kal’aya dönüştü Ey garip şairler sizi, ey Nasıl sevdim bilemezsiniz Şimdi yaldızlı açıklama ve pul istersiniz

Kalbim donarken, kağıdım yandı Meselem buydu, farkındayım Hayata hep uzaktan baktım Korkum kendimeydi, kendimleydi ey Sol cebimde hep kör bıçak hüznü Nasıl sevdim, ey garip şairler sizi ey!

Mevsimim bitti, bağışlar mısınız?


4 Ağustos 2013 tarihinde, henüz 55 yaşındayken hayata veda ederken ardında çoğu hüzün kokan şiirler, ödüller ve kitaplar bırakan Ahmet Erhan; “Şairlerin ölüm günleriyle değil doğum günleriyle hatırlanmasını isterim.” demişti, bu nedenle biz de onu doğum gününde anmak istedik. Sevgi ve özlemle…


Ülkenin alacakaranlıkta yaşadığı yetmişli yılların aykırı çocuğu, 'hayatı özelleştirip büyük harflerle yazan' Ahmet Erhan, 8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya gelir. 1970'li yılları, Türkiye’nin o "Alacakaranlık" yıllarını; her sokakta, her gün silah seslerinin duyulduğu, kardeşin kardeşi vurduğu yılları Ankara’da yaşar. Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne girer. Henüz 17 yaşındayken başlar şiirlerini yazmaya ve yayımlamaya. Militan Dergisinde ilk şiirleri yayımlandığında yıl 1975’tir. İlk şiirlerinde 1970’li yılların atmosferini, bireyin o toplumsal olaylar içindeki yalnızlığını, tedirginliklerini yansıtır. 1981 yılında “Alacakaranlıktaki Ülke” kitabıyla Behçet Necatigil Ödülünü kazanır ve tanınır.


Ahmet Erhan 12 Eylül öncesinde gece lisesinde okurken babasının ölümünden sonra gündüzleri aynı lisenin kantininde, çay ocağında çalışır, akşam derste uyur. Bir gün solcular kapıyı tekmeyle açıp bir arkadaşını çağırırlar dışarı. Öğretmen pencerenin yanına kaçar. Sağcıdır çocuk, vuracaklardır. Ahmet ise sınıf sorumlusudur, arkadaşının önüne geçer ve gelenlere; “Hayır, benim sınıfımdan adam alamazsınız!” der. Ama sonrasında o sınıf arkadaşına da şöyle der: “Arkadaş okulu bırak, her zaman ben olmayacağım ki yanında.”


UMUT

Usul usul geceleyin Sirenler duyarsan derin Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne Başını yastığa göm Yüreğini ay ışığına ayarla Yorganına sıkıca sarın Derin bir nefes al Ve sakın ağlama…


Yaşamı boyunca hiçbir zaman eline silah almayan Ahmet Erhan yedi kere kurşunlanır. Bu kurşunlanmaların ilginç tarafı ise dördünü solcuların, üçünü sağcıların yapmasıdır. Bir gece dere yatağından eve dönerken sağcılar çevirir, üzerinde parka, içinde de bir sürü bildiri… Herkesin Deniz Gezmiş, Mahir Çayan olduğu zamanlardır! Sınıfta kurtardığı çocuk çıkar aralarından şansına, “Kimse dokunmasın ona!” der.

Ankara Esat’ta yalnız yaşayan, kendi halinde bir öğretmendir Ahmet Erhan. Bir gece yarısı evini polis basar ve İkinci Şube’ye götürülür. Emniyet amiri, “Ne iş yaparsın?” diye sorulunca; “Büyük Kolej’de öğretmenim.” der. Amir şaşırır: “Benim kızım da orada okuyor, niye aldınız lan hocamı!” diyerek çıkışır. Sebep; dağdaki bir PKK’lının cebinden çıkan Erhan’ın "Alacakaranlıktaki Ülke" kitabıdır.


VEDA

Yitirdim cebimdeki bütün adresleri Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım Aklımı boğacak o selleri Ben kendi damarlarımda yarattım

Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam Tek kişilik bu oyunda rol alabilir Gitti bütün seyirciler boşaldı salon Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir

Eli naylon güllü o dostlukların Bir tek anısı ve sızısı yok içimde Yitirdim cebimdeki bütün adresleri Kendimi kazandım bir başka biçimde…


Ahmet Erhan’ın şiirlerindeki karamsarlık, dönemin tüm şairlerinin ağzına sakız olur adeta. Şair için “dünyanın en karamsarı” yorumları yapılırken, kendisi bunu pek umursamaz. Zorluklarla geçen yaşamından çok da şikayetçi olmaz, bir derviş edasıyla karşılar başına gelenleri… Ahmet Kaya’nın bestelediği “Bugün de Ölmedim Anne” şiiriyle edebiyat dışı okurun da dikkatini çeken Ahmet Erhan, okurun gözünde naif, ürkek kırılgan bir şair imgesi bırakır.


Son yıllarında, şarkı sözlerinden gelen üç beş kuruşla geçinmeye çalışan, birçok yayınevinden düzeltmenlik isteyen; ancak şiirlerinde ortaya koyduğu sarhoş imajından dolayı kimsenin oralı olmadığı Ahmet Erhan’ın yirmi yıl Türkçe-edebiyat öğretmenliği yaptığı unutulmuş gibidir. Onun için gerçek dört tutku vardır: Şiir, aşk, futbol, at yarışları. En derin aşk şiirlerini âşık olmadığı dönemlerde yazmıştır. Erhan’a göre insan hayatta bir kere âşık olur, ötesi o aşkın dipnotlarıdır.


TÜRKÜ

Uyandım, dağlarda duman Ovada sabahın tütsüsü

Deniz ürperiyor uzaktan Koynunda güneşin gülü

Kanat kanat dağılsam Unutamam kendi göğümü

Gelirsin bana sulardan Yüzünde yosunların tülü

Yaşamak, seni seviyorum Demenin başka türlüsü…


50 yaşına, sağlık sorunlarıyla giren Ahmet Erhan’ın, en çok ağrına giden şey, sesidir. 20 yıl Türkçe- Edebiyat öğretmenliği yapmış birinin sesinden çocukların korkması ağrına gider. Gırtlak kanseridir, iki kez ameliyat olur. İkincisinde ses tellerinden birini alırlar, üstelik kısa süreli de olsa bir de kalbi durur. Yine bir söyleşisinde “Babamın öldüğü yaş olan 51’i geçmeye çalışıyorum” diyen Ahmet Erhan 4 Ağustos 2013’te, 55 yaşında hayata veda ettiğinde, dediği gibi babasının öldüğü yaşı geçmiştir ve hayattan hiçbir zaman geçer not alma iddiasında bulunmamıştır.


Son yıllarında kendisini şiir adına saklayan Ahmet Erhan; “Beni artık şair olarak kimse tanımıyor gibi bir duygu var içimde. Özellikle son on yılda biraz fazla saklandım galiba.” der. Oysa daha yirmili yaşlarındayken Ankara sokaklarında, şiir bilenlerin birbirine gösterdiği isimlerdendir. Şimdiyse Türk şiirinde herkesin bildiği, ardında çoğu hüzün kokan şiirler, kitaplar ve ödüller kalan ünlü bir şair…


YURDUM GİBİ YARALIYIM

Yurdum gibi yaralıyım Ne eksik, ne fazla Derin bir uçurumum Bütün haritalarda

Geceleri çığlıklar Giriyor düşlerime Dirlik nedir bilmedim Yalan yanlış tarihimde

Yurdum gibi yaralıyım Dünyaya karşı ben Yıllar değil, yıllar umudumdur Sessizce küllenen…

(1981)

Geçen ölüm yıldönümünde maviADA olarak yaptığımız AHMET ERHAN'ın YURDUM isimli şiirini aşağıdaki videomuzdan İZLEYEBİLİRSİNİZ... İZLERKEN bu şiirin günümüzde yazılmadığını, yazılış yıllarında Güneydoğudaki çatışmaların ve terör olaylarının henüz başlamadığını da fark edip, göz önünde bulundurmak önemli... Boşuna demezler; SANATÇILAR ülkelerinin kahinleridir diye...



115 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1984

1/2