top of page

YUNUS EMRE



Nurten B. AKSOY

*

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni


Kul Yunus ya da Âşık Yunus diye de anılan Yunus Emre, (1240-1320) Anadolu sahasında yetişmiş en büyük Türk şair ve mutasavvıflardan biridir. 13. Yüzyılın son yarısı ve 14. yüzyılın başlarında yaşamış Türkmen bir derviş olan Yunus Emre, Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsüdür. Tarihi şahsiyeti hakkındaki bilgilerin yetersiz olduğu, ayrıca menkıbevi unsurlarla da anıldığı söylenir. Yunus Emre hakkında biyografik bilgi veren velayetnameler ile manzum şiirler dışında temel kaynak bulunmamaktadır.


Ne varlığa sevinirim ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni


Menkıbeleri Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'ne ve sonraki tarihî eserlere girecek kadar büyük bir ün kazanan Yunus Emre'nin hayatı hakkında kesin olarak bir şey söylenemez. Doğum yeri hakkında rivayetlere dayanan görüşlerse tutarsızdır. Kimi araştırmacılara göre doğum yeri Sarıköy kimi araştırmacılara göre ise Karaman'dır. Yunus ve mürşidi Tapduk Emre, Sakarya havzasında yaşamıştır. Bu nedenle Yunus'un Sarıköylü olduğu düşüncesi genel kanı hâline gelmiştir.


Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni


Edebiyat tarihçisi Fuat Köprülü, Yunus hakkında Bektaşi geleneğinde anlatılan rivayetleri kabul etmiş, "13. Yüzyılın son yarısında Sivrihisar civarında veya Bolu sınırı içindeki Sakarya Nehri civarındaki köylerden birinde yetişmiş bir Türkmen köylüsü" olduğunu dile getirmiştir. Abdülbaki Gölpınarlı'nın belirttiğine göreyse Yunus'un tahsil hayatı Konya'da geçmiştir. Hayatı boyunca yolunu ve inancını yaymak için gezmiş, ihtiyarlık çağını ise doğduğu Sarıköy'de geçirmiştir. Sonuç olarak Yunus, Orta Anadolu'da Sakarya Nehri çevresinde bir yerde doğmuş ve Nallıhan'a yakın Emremsultan'daki zaviyede Tapduk Emre Dergâhında yaşamıştır.


Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem

Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni


Yunus Emre'nin ümmi oluşu (okur-yazar olmayışı) hakkındaki rivayet; bazı şiirlerinde, bilgiyi gerçeğe ulaşmak için bir vasıta saydığından ilme önem vermemesi, dervişlik tevazusuyla kendisini bir şey bilmez olarak nitelemesi ve bilgisine güvenip gururlananları taşlaması yüzündendir. Köprülü'nün deyişiyle: "Zamanında Anadolu'da hâkim olan tasavvuf felsefesini Celâlettin Rumi'den hiçbir surette aşağı sayılamayacak bir manevi kabiliyet ile kavrayan ve onu emsalsiz bir kudretle en basit şekiller altında ifadeye muvaffak olan bu adam, 'harfleri heceleyemeyecek kadar ümmi' olamazdı."


Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek

Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni


Yunus Emre'nin mürşidi olan Tapduk Emre, anlatılara göre Moğol saldırılarından dolayı Türkistan ve Horasan bölgesinden o dönem Rum olarak adlandırılan Anadolu bölgesine göç etmiştir. Tarihi kaynaklara göre Nallıhan'a bağlı Emrem Sultan köyünde yaşamıştır. Tapduk Emre, Yunus Emre'yi Nallıhan'daki zaviyesinde yetiştirmiştir. Yunus, divanının on yedi ayrı beytinde bunu dile getirmiştir. Şeyhin dergahına yıllarca odun taşıyan Yunus’un, bir gün bile dergâha eğri odun getirmediği, Tapduk'un Yunus'a, "Yunus bu odunların içinde hiçbir eğri odun görünmez." dediği, Yunus'un da "Bu kapıdan eğri odun geçmez." Diye cevap verdiği  rivayet edilir.


Eğer beni öldüreler, külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni


Yunus'un iyi bir eğitim aldığı; Arapça, Farsça, tefsir, hadis, İslam tarihi ve diğer İslam ilimlerini okuduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır. Ancak Kur'an'ı anlayacak kadar Arapçayı, Mevlâna'yı anlayacak kadar da Farsçayı öğrenmiş olması, İslami ilimleri bilmesi; bir medrese eğitiminin mi, yoksa dergâhta şeyhinden aldığı bir eğitimin mi sonucu olup olmadığı bilinmemektedir.


Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni


Yunus, kendinden önce Anadolu'yu etkisi altına alan İran tasavvuf edebiyatına karşı Türk halk edebiyatı tasavvufunu oluşturur. Onun millî tarz ve şekilli tasavvufi şiirleri, Anadolu'da hızla yayılarak takipçisi olan birçok şair yetiştirir. Âşık Paşa, Eşrefoğlu Rûmî, İbrahim Gülşeni, Aziz Mahmud Hüdâyî bunlardandır.


Yunus'dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni *1


Bir menkıbeye göre Yunus'un 3000 şiiri varmış, softalar bu şiirleri şeriata aykırı buluyormuş. Bir gün Molla Kasım adlı bir softa bunları ele geçirerek 1000 tanesini yakmış, 1000 tanesini suya atmış, kalan 1000 şiiri okurken, "Derviş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir" beytine rastlayınca neye uğradığını şaşırmış, Yunus'un büyüklüğünü anlayarak şiirleri yok etmekten vazgeçmiş ve Yunus'un veliliğine inanmış. Böylelikle 1000 şiir kurtulmuş.


Bir gez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil


Yunus Emre şiirlerinin az bir kısmında aruz, diğerlerinde hece ölçüsünü kullanmıştır. Mevlâna öldüğünde 34 yaşında olan Yunus, Mevlâna'yı gençlik çağında görmüş, onun meclislerinde bulunmuştur ve bazı şiirlerinde ondan büyük bir saygıyla bahseder. Anadolu'nun birçok şehrini gezdiğini, Azerbaycan taraflarına ve Şam'a gittiğini söyleyen ve bir iki şiirinde şeyhliğinden ve ihtiyarlığından bahseden Yunus, Risâletü'n-Nushiyye adlı mesnevisini 1307-1308'de yazdığını belirtir Bu bakımdan, bu tarihte olgun bir eser veren ve 1273'te ölen Mevlâna ile çağdaş olan Yunus, 1320 yılında 82 yaşında ölmüştür.


Bir gönül yaptın ise, er eteğin tuttun ise

Bir gez hayr ettin ise, birine bin az değil


Ölüm tarihi ve yeri hakkında çeşitli söylentiler olan, ülkenin birçok yerinde kabri olduğu söylenen Yunus’un, Porsuk Çayı'nın Sakarya Nehri'ne karıştığı yer yakınında, yani Sarıköy'de yattığı söylenmektedir.


Erden sana nazar ola, için dışın nur ola

Beli kurtulmuştan ola, şol kişi kim gammaz değil


Allah ve insan sevgisini, dostluğu, kardeşliği, merhamet ve yardımlaşmayı öğütleyen şiirlerini topladığı Divan’ından başka, Risâletü'n-Nushiyye isimli mesnevi türünde yazdığı bir eseri daha vardır.


Er odur alçak dura, ayak odur yola vara

Göz odur ki Hakk'ı göre, gündüz gören göz değil


Türk Edebiyatının yetiştirdiği en büyük şairlerden olan Yunus Emre, 13. Yüzyıldan itibaren Anadolu'da Batı Türkçesinin teşekkül edip gelişmesinde en önemli rolü oynamıştır. Onun eserlerinde kullandığı dil, Tarihî Türkiye Türkçesinin ilk dönemine, "Eski Anadolu Türkçesi" diye adlandırılan devrenin içine girmektedir. Oğuzcanın Eski Türkçeden ayrı bir yazı dili olarak ortaya çıkması bu devirde gerçekleşmiştir. Yunus Emre, Arapça Farsça karşısında yaşayan Türkçeyi, halkın öz dilini eserlerine yansıtmıştır.


Yunus Emre'm sözün satar, söze bal ü yağ katar

Altmış bin sarrafa satar, yükü gevherdir koz değil *2



*1 "Bana seni gerek seni"

*2 "Değil redifli şiir"

Yorumlar


bottom of page