top of page

Nasıl Yazar Olunur?

  • esraodman
  • birkaç saniye önce
  • 2 dakikada okunur


Esra Odman İyier

*

Yazar olmak! Bu sıralar yazar olmak isteyen ve bu amaçla birçok Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne katılan yazar adayıyla karşılaşıyoruz. Hepsinin amacı yazar olmak. Bazen kendi hikayelerini yazmak, bazen yaşadıkları ya da anlatılan hikayeleri kendi dilleriyle anlatmak bazen de gerçekten bir hikâyeye can vermek amacıyla katılıyorlar bu atölyelere. Sonunda, birkaç aylık çalışma, üç beş öykü yazıp hatta bunlardan bazılarını dijital ortamda yayınlattıktan sonra yazar olduklarına kanaat getirip “Oldu işte! Yazarım artık!” diyorlar.


Yazar olmak! Yazmak, edebi metin yaratmak, yaratıcı olmak… Aslında bunların anlamı ne? Ya da bunlar ne zaman anlamlı bir hal alıyorlar?


Bir insanın ne zaman yazar olduğuna dair kesin bir tarih vermek isterdim ama yazarlık, diploma alınan bir meslek olmadığı için bunu yapmak çok zor. Bir yazar olabilmenin ön koşulu insanın kendi içinde oluşuyor aslından. Dünyayı görme biçimin, bakış açın, sezilerin, dilin, üslubun seni yazar yapıyor ve bu öyle bir anda gerçekleşmiyor. Zaman içinde yavaş yavaş gelişen, kendini yenileyen hatta büyüten bir organizma misali yazarlık bedenini, beynini ve ruhunu ele geçiriyor. “Oldum!” deme şansın hiç olmuyor. Çünkü her seferinde kendini daha en başında, yola çıkmamış, acemi gibi görmeye başlıyorsun. Ne kadar çok ruhun yazarlığın içinde kaybolursa, beynin o kadar seni eleştirir hale geliyor. İş böyle olunca sürekli çalışıyor, sürekli yazıyor ve okuyorsun. Yani yazar olmak belki de bir ömür alıyor.


Yazar olmak isteyenlerin çoğu, önce nasıl yazmaları gerektiğini sorar. Oysa daha önemli bir soru vardır: Nasıl okumalı? Çünkü iyi yazının yolu, iyi bir okur olmaktan geçer. Sadece çok kitap okumak da yeterli değildir; okunan metinlerin nasıl kurulduğunu, karakterlerin neden inandırıcı olduğunu, bir cümlenin neden etkileyici geldiğini sorgulayarak okumak gerekir. Bir yazarın ilk öğretmeni başka yazarlardır.


Yazarlık, ilhamın gelip kapıyı çalmasını beklemek değildir. Aksine, ilhamın gelebileceği masanın başında sabırla oturmaktır. Günlük hayatın sıradan ayrıntılarını fark etmek, insanların yüzlerindeki ifadeleri, sokaktaki konuşmaları, sessizlikleri ve küçük kırgınlıkları görmek de yazarlığın bir parçasıdır. Çünkü hikâyeler çoğu zaman büyük olaylardan değil, dikkatle bakılmış küçük anlardan doğar.


Birçok insan yazarlığı yetenekle açıklar. Oysa yetenek, uzun bir yolculuğun yalnızca başlangıcıdır. Disiplin, merak ve vazgeçmemek en az yetenek kadar önemlidir. İlk yazılan metinlerin kusurlu olması doğaldır. Hatta çoğu yazar, yayımlanmış eserlerine dönüp baktığında keşke bazı yerleri farklı yazsaydım diye düşünür. Çünkü yazarlık, mükemmel olma sanatı değil, sürekli öğrenme sanatıdır.


Ayrıca yazar olmak, sadece yazmakla ilgili değildir. İnsanları anlamaya çalışmak, acıyı, sevinci, yalnızlığı, aşkı, nefreti, umudu ve kaybetmeyi tanımak da gerekir. Hayatın kendisi, hiçbir yaratıcı yazarlık atölyesinin öğretemeyeceği kadar büyük bir öğretmendir. Bu nedenle bazı cümleler sadece kalemle değil, yaşanmışlıklarla yazılır.


Belki de “Nasıl yazar olunur?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Ama şu söylenebilir: Yazmak isteyen kişi önce okumayı, sonra gözlemlemeyi, ardından da sabırla yeniden yazmayı öğrenmelidir. Çünkü yazarlar doğmaz; kelimelerle, zamanla ve hayatla birlikte yavaş yavaş oluşurlar.


Ve belki de insan, kendine “Ben yazar oldum!” dediği gün değil, yazmadan duramadığını fark ettiği gün gerçekten yazar olmaya başlar.




İstanbul 1969 doğumludur. ODTÜ istatistik ve adalet meslek yüksek okulunu bitirmiştir. 2003 yılından beri öykü yazmaktadır.

maviADA başta olmak üzere birçok dergide ve internet sitesinde öykü ve denemeleri yayımlanmıştır.

2012-2014 yılları arasında maviADA Dergisi yayın kurulunda yer aldı.

Ödülleri de olan yazar Balıkesir'de yaşamaktadır.










Yorumlar


bottom of page