top of page
1/1076

Yaşama Dip Notu Düşen Şair: AHMET ERHAN

Nurten B. AKSOY

*

Yurdum gibi yaralıyım

Ne eksik ne fazla

Derin bir uçurumum

Bütün haritalarda

Geceleri çığlıklar

Giriyor düşlerime

Dirlik nedir bilmedim

Yalan yanlış tarihimde

Yurdum gibi yaralıyım

Dünyaya karşı ben

Yıllar değil, yıllar umudumdur

Sessizce küllenen… (1981)


Hayatı özelleştirip büyük harflerle yazan Ahmet Erhan bir söyleşide “Şairlerin ölüm günleriyle değil doğum günleriyle hatırlanmasını isterim.” demişse de ölüm yıldönümünde yaşamından kesitlerle analım istedik şairimizi. Ülkenin alacakaranlıkta yaşadığı yetmişli yılların aykırı çocuğu Ahmet Erhan, 8 Şubat 1958’de Ankara’da dünyaya gelir. 1970’li yılları, Türkiye’nin o “Alacakaranlık” yıllarını; her sokakta, her gün silah seslerinin duyulduğu, kardeşin kardeşi vurduğu yılları Ankara’da yaşar. Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’nun Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne girer. Henüz 17 yaşındayken başlar şiirlerini yazmaya ve yayımlamaya. Militan Dergisinde ilk şiirleri yayımlandığında yıl 1975’tir. İlk şiirlerinde 1970’li yılların atmosferini, bireyin o toplumsal olaylar içindeki yalnızlığını, tedirginliklerini yansıtır. 1981 yılında “Alacakaranlıktaki Ülke” kitabıyla Behçet Necatigil Ödülünü kazanır ve tanınır. Ahmet Erhan 12 Eylül öncesinde gece lisesinde okurken babasının ölümünden sonra gündüzleri aynı lisenin kantininde, çay ocağında çalışır, akşam derste uyur. Bir gün solcular kapıyı tekmeyle açıp bir arkadaşını çağırırlar dışarı. Öğretmen pencerenin yanına kaçar. Sağcıdır çocuk, vuracaklardır. Ahmet ise sınıf sorumlusudur, arkadaşının önüne geçer ve gelenlere; “Hayır, benim sınıfımdan adam alamazsınız!” der. Ama sonrasında o sınıf arkadaşına da şöyle der: “Arkadaş okulu bırak, her zaman ben olmayacağım ki yanında.


"Usul usul geceleyin

Sirenler duyarsan derin

Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle

Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne,

Başını yastığa göm

Yüreğini ay ışığına ayarla

Yorganına sıkıca sarın

Derin bir nefes al

Ve sakın ağlama… "


Yaşamı boyunca hiçbir zaman eline silah almayan Ahmet Erhan yedi kere kurşunlanır. Bu kurşunlanmaların ilginç tarafı ise dördünü solcuların, üçünü sağcıların yapmasıdır. Bir gece dere yatağından eve dönerken sağcılar çevirir, üzerinde parka, içinde de bir sürü bildiri… Herkesin Deniz Gezmiş, Mahir Çayan olduğu zamanlardır! Sınıfta kurtardığı çocuk çıkar aralarından şansına, “Kimse dokunmasın ona!” der. Ankara Esat’ta yalnız yaşayan, kendi halinde bir öğretmendir Ahmet Erhan. Bir gece yarısı evini polis basar ve İkinci Şube’ye götürülür. Emniyet amiri, “Ne iş yaparsın?” diye sorulunca; “Büyük Kolej’de öğretmenim.” der. Amir şaşırır: “Benim kızım da orada okuyor, niye aldınız lan hocamı!” diyerek çıkışır. Sebep; dağdaki bir PKK’lının cebinden çıkan Erhan’ın "Alacakaranlıktaki Ülke" kitabıdır.


Yitirdim cebimdeki bütün adresleri

Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım

Aklımı boğacak o selleri

Ben kendi damarlarımda yarattım

Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam

Tek kişilik bu oyunda rol alabilir

Gitti bütün seyirciler boşaldı salon

Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir

Eli naylon güllü o dostlukların

Bir tek anısı ve sızısı yok içimde

Yitirdim cebimdeki bütün adresleri

Kendimi kazandım bir başka biçimde…


Ahmet Erhan’ın şiirlerindeki karamsarlık, dönemin tüm şairlerinin ağzına sakız olur adeta. Şair için “dünyanın en karamsarı” yorumları yapılırken, kendisi bunu pek umursamaz. Zorluklarla geçen yaşamından çok da şikayetçi olmaz, bir derviş edasıyla karşılar başına gelenleri… Ahmet Kaya’nın bestelediği “Bugün de Ölmedim Anne” şiiriyle edebiyat dışı okurun da dikkatini çeken Ahmet Erhan, okurun gözünde naif, ürkek kırılgan bir şair imgesi bırakır. Son yıllarında, şarkı sözlerinden gelen üç beş kuruşla geçinmeye çalışan, birçok yayınevinden düzeltmenlik isteyen; ancak şiirlerinde ortaya koyduğu sarhoş imajından dolayı kimsenin oralı olmadığı Ahmet Erhan’ın yirmi yıl Türkçe-edebiyat öğretmenliği yaptığı unutulmuş gibidir. Onun için gerçek dört tutku vardır: Şiir, aşk, futbol, at yarışları. En derin aşk şiirlerini âşık olmadığı dönemlerde yazmıştır. Erhan’a göre insan hayatta bir kere âşık olur, ötesi o aşkın dipnotlarıdır.


50 yaşına, sağlık sorunlarıyla giren Ahmet Erhan’ın, en çok ağrına giden şey, sesidir. 20 yıl Türkçe- Edebiyat öğretmenliği yapmış birinin sesinden çocukların korkması ağrına gider. Gırtlak kanseridir, iki kez ameliyat olur. İkincisinde ses tellerinden birini alırlar, üstelik kısa süreli de olsa bir de kalbi durur. Yine bir söyleşisinde “Babamın öldüğü yaş olan 51’i geçmeye çalışıyorum” diyen Ahmet Erhan 4 Ağustos 2013’te, 55 yaşında hayata veda ettiğinde, dediği gibi babasının öldüğü yaşı geçmiştir ve hayattan hiçbir zaman geçer not alma iddiasında bulunmamıştır. Son yıllarında kendisini şiir adına saklayan Ahmet Erhan; “Beni artık şair olarak kimse tanımıyor gibi bir duygu var içimde. Özellikle son on yılda biraz fazla saklandım galiba.” der. Oysa daha yirmili yaşlarındayken Ankara sokaklarında, şiir bilenlerin birbirine gösterdiği isimlerdendi. Şimdiyse Türk şiirinde herkesin bildiği, ardında çoğu hüzün kokan şiirler, kitaplar ve ödüller kalan ünlü bir şair...


97 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

Comments


1/2