top of page
1/1094

Yağmur Güzeli

maviADA 2013 Sanat Ödülleri Öykü 2. liğini paylaştı


Kimsesiz ve sessizdi gece. Ellerini uzattı bana. Karanlık ve çekici. Bırakmaktan korkarak, ya da yalana gerek yok, bırakılmaktan korkarak uzanıp tutamadım, gecenin karanlık ve çekici ellerini.


Üzerinde simden düğmeleri vardı hayal gemilerinin. Rotanı çizmeyi sana bırakacak kadar adil ve demokrattı. Bir soprano gibi inliyordu insanın kulaklarında hayal gemisinin yol alış sesi. Durakları vardı adalara konulan. Duru bir hayaletti yağmur. Ben hayal gemimin adını "Yağmur Güzeli" koymuştum. Güzeldi düşlerim. Yağmur ıslatırken saçlarımı, bulmuştum bu adı. Yağmur Güzeli. Hayallerim, sağanak olsun üstüme yağsın istiyordum. Bunun için çabalıyordum da. Nerede pamuklara bezenmiş bir bulut görsem sesleniyor, düşlerimi ruhumdan buharlaştırıp içine hapsetsin istiyordum. Nefessiz kalıp morarsın, grileşsin. Ve üzerime yağdırsındı düşlerimi. Bazen düşeyazıyordum kâğıt bulamadığımda isteklerimi. Hayallerime kâğıtlar yetmiyordu ve düşeyazmak daha akıllıcaydı. Sonrasında ak pak buluta satmak, aslında satmak değil doğru sözcük, emanet etmek, iyice vakumlayıp yağdırsın istiyordum işte. Damla damla damlasındı düşler. Damladıkça güzelleşsindi. Gazetelerde haber olsundu gecenin perisi. Yani ben. Bir peri kadar güzeldim. Minicik koyu kahverengi gözlerim vardı. Üstelik miyop astigmat. Hatalarım gibi düzelmez bir göz bozukluğu, ama olsundu. Bütün hatalarıyla seviyordum gözlerimi. İçten, mihnetle, sıcacık, yüreğimle bir olup bakmalarını seviyordum gözlerimin insanlara. Güzeldim ya; ne olursa olsundu. İnsan sevgim güzeldi ya, gerisi boş.


Akşam olmaya başladığında saçlarımın rengi gittikçe kararırdı. İçinde bir tek beyaz bulamazdınız. Kömür bile açık renkli kalırdı. Yüzüm mermer gibi gergin olurdu. Gece içine çekerdi yüzümdeki kırışıklıklarımı. Özellikle kazlar gelip ayaklarını almak için yalvarırlardı bana. Merhametli bir periydim ben, kıyamazdım yalvarışlarına. Hemen iade ederdim ayaklarını kazların. "Gitme" derdim o kadar, yine giderdi dudaklarımın kenarındaki hoş kıvrım. Sanki hiç gülmemişim de yüzümdeki gülüş çizgilerim oluşmamış gibiydi dudaklarımın kenarında. Yüzüm aydınlık, beyaz; ellerim allegro. Büyümeyen fındık burnum estetik cerrahinin harikası gibi kusursuzdu. Belim öyle çok ince değildi. Belki odun gibi bile denebilirdi. Balina etli bir balıktım. Dudaklarımın kırmızısını her gece güllere ödünç verirdim. Aşk, gelip ısrarla isterdi dudaklarımın rengini. Aşk, öyle tatlı bir sesle isterdi ki benden dudaklarımın rengini, her seferinde beni ikna ederdi.


Yürüyemediğim gibi ellerimin allegrosunu da güvercinler alır giderdi. Ellerim iki yanıma düşüp eteğime yapışırdı. Gün doğmadan aldıklarını geri getirirlerdi. Geç kalan olduğunda kızmazdım. Dedim ya, çok merhametli periyim ben. Bulutlar bütün sırlarını bana anlatırlardı. Yıldırımlar ve şimşekler güzelliğimi parlatırdı. Çarpmazlardı beni. Ben bile şaşardım. Yerdeki su birikintisinde gördüğümde kendimi, güzelliğime hayran kalırdım.


Yanımda yedi tane askerim vardı beni koruyan. Özgürlük göreceliydi burada. Özgürlük göreceliydi dedim ya, askerlerim hep hareketliydi. Yedi asker, yedisi de beni gözlerinden sakınır. Görenlerin arasında bana "Yedi Kocalı Hürmüz" diyenler de oluyordu. Yedi Kocalı Hürmüz de kimdi? Güzel miydi? Ne benzerliğimiz vardı? Evet, askerlerim belki bana âşıktı, ama kocam değillerdi. Dilim söyleyemez olurdu geceleri. Bülbüller alırdı çünkü sesimi.


Akşam olup mesaileri bitince askerlerim ormangâhlarına dönerlerdi. Her birinin dinleyecekleri hisleri vardı bana karşı. Şarkıları içimden söylerdim, kıpırdatamazdım ki dudaklarımı. Her birisine ayrı türküyle seslenirdim gündüzleri. Parka gelenler duymazdı hiç. Algı ötesi bir sese sahiptim. Bülbüller aldıklarında sesimi algılanacak şekle dönüştürüyorlardı. Nasılsa? Nasıl yapıyorlarsa? "Hadi." derdi en kısa boylu askerim, "Seni, geceye emanet ediyorum.", bir diğeri, "Seni, yıldızlara emanet ediyorum. Şubat Yıldızı seni korusun!" derdi. Korurdu beni gece ve yıldızlar ve ay ve yağmur ve şimşek ve yıldırım ve rüzgâr. Rüzgâr kömürden kara saçlarımı dağıtmaya kıyamazdı.


Özgürlük göreceliydi ve özgür değildim! Elinde dertli kemanıyla bir kemancı gelirdi her gece. İlk zamanlar mehtap mıydı onu cezbeden bilmem, eteklerime yaslanıp biraz elindeki şişeden içer sonra omuzuna yerleştirdiği kemanıyla derdini dökerdi. Sonraları bana serenat yapmaya başladı. Ruhumu da o kemancı alırdı. Kemancı, sızıp kalırdı dizlerimde. Sabaha karşı elinden şişesini alırdım, kırılıp bir yerini kesmesin diye.


Bazen kemancı gelmeden tinerci, balici çocuklar gelirdi, ellerinde torbalarla, yalpalaya yalpalaya, bazısı "Anne!" diye sarılıp ağlardı göğsümde, bazısı "Abla, bir ekmek parası." diye el açardı.


Bir gece askerlerim dileklerini söyleyip yanımdan ayrıldılar. Kemancım erken geldi. Bir yudum aldı şişesinden ve serenata başladı. Bir tır yaklaştı. Bir sürü adam çevremi sardılar. Dertli kemancımın çaldığı aşk şarkılarından etkilenmediler bile. Duygusuzdular. Kemanın tellerinde titreşen kalplerimizi görmek bile onları etkilemedi. Büyük bir iş makinasını getirip tam karşıma koydular. Bir anda, gece sebepsiz içinin sıkıldığını söyleyen askerim, diğerlerini de almış gelmiş. Etrafımı sardılar. Kemancımı görmediler, o sızmıştı bile. Serenattan sonra hiç çekilmeyecek iğrençlikteki bir sesle iş makinası çalışmaya başladı. Beni aldı yerimden. Askerlerimi de, bir bir. Sonra kemancım yana yıkıldı. Baktım, son kez. Baktım. Koca tır hareket etti. Uzaklaştıkça bulanıklaştı kemancımın yüzü. Gözümde evet, ancak kalbimde gittikçe netleşti yüzü. Burnumda kokusu, kulağımda serenatları netleşti. Son görüşüm olduğunu sandım.


Dalga sesleri geliyordu uzaklardan. Gittikçe yaklaştı dalga sesleri. Rüzgâr ellerini saçlarımda dolaştırmaya başladı. Düş gemisine yerleştirdiler bizi. Ak pak bulutlara, hayallerimi anlatmayı sürdürdüm. Kemancıma kavuşma hayalimi. Bülbüller, sesimi geri getirdiklerinde tırın içinde uzaklaşırken askerlerden birisinin neden amin dediğini sordum. Dudaklarım henüz beyazdı. Aşk, öpmemişti henüz gülleriyle. "Kemancının ruhu, bizle birlikte geldi onun için amin dedim." dedi.


Yağmur damlaları, günün tozunu ve derdini üzerimden yıkadılar. Kemancımın orada kalan bedenini de yıkayıp pakladıklarını söylediler. "Gecenin sisi gözüme kaçtı yaşardı gözlerim." böyle dedim elbet, bana âşık yedi askerime.


Hızlı adımlarla üzerime gelen ak pak buluta baktım, en az benim cildim kadar beyazdı. Gelip başımın üzerinde durdu. Kulağını uzattı. Bütün hayallerimi anlattım ona. Nefessiz kaldı, hayallerimin çokluğundan. Hele kemancıma kavuşma isteğim, onun nefes borusunu tıkayan son hayalim olmuştu ki başımdan aşağıya dökmeye başladı saf hayallerimi. Yine yağmurlar gelmiş yine gece olmuş ve ben gece perisi, hayal gemimle özdeşleşmiş "Yağmur Güzeli" olmuştum. Her yağmurda yeniden... Omuzuma düşen damlalarda kemancımın yüzü gülümsüyordu.


Ellerimin allegrosunu getiren kuşlar, bu gece gelip almadılar. Onlara baktığımda beyaz bir mermer olduğunu gördüm. Ve alnıma mavi bir çakıyla kazınmış alınyazımdı dertli kemancım. Yaptığı serenatlar kulağıma kilitlenmiş, yüzü gözlerime mühürlenmişti.


Üşüdüm. Üşümemi hayallerimin sağanağından sandım ilk önce. Ne kadar soğuktum böyle? Bedenimin de mermer olduğunu fark ettim. Ne zaman heykele dönüşmüştüm ben? Peki kader, hangi çakısıyla kazımıştı alnıma heykel olmayı? Kara sevdalı olmam için, kara bir bıçakla mı kazımıştı harflerini yazgımın? İnsanlığımı çalan kim ve ya kimlerdi? Hiçbiri ilgilendirmiyordu beni, uzaklardan çok uzaklardan duyduğum içli keman sesinden başka. Gözlerimi kapatmak istedim. O da ne? Donmuştu göz kaslarım. Kaskatı kesilmiştim. Bir anda korkuya kapılıp yüreğime baktım. Derin bir "Oh!" çektim. O, hâlâ atıyordu.


Bulutlar, üzerime ağ atıyorlardı iplik iplik yağdırarak hayallerimi. Kaçıp kurtulamazdım, istesem bile. Çünkü iplik gibi dolanıyordu bütün vücudumu saran ağdan hayallerim. Kemancımın kollarıydı beni saran.


Bir yerde ıslak masallardan geçiyordum ve oradan ıslak şarkılar gelip gözaltlarıma halı oluyorlardı; şeffaf.


Öylece baktım. Öylece durdum. Bütün gece bütün gün, hafta, ay, yıl... Gündüz sokakta parktaydım. Özgürlük göreceliydi. Kısıtlıydı özgürlüğüm.







20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

KAR

Comments


1/2
guernico.jpg