top of page

Soğuk Kış Günlerinde İçimizi Isıtacak Kar Şiirleri



NURTEN B. AKSOY

*

Kış mevsiminin ortasındayız. Kar henüz her yeri o bembeyaz örtüsüyle kaplamasa da kışın soğuğunu iliklerimizde hissetmeye başladık. Kar sıcacık bir evin penceresinden izlerken ya da şen kahkahalarla kardan adam yapıp, kartopu oynarken güzeldir. Ama sokakta yaşayanlar, yakacak bir şeyleri olmayanlar ya da sabahın ayazında işe-okula gitmek zorunda olanlar ve büyük şehirlerde yaşayanlar içinse sadece bir eziyettir. Bütün bunlara rağmen fotoğraflarda ve şiirlerde güzeldir yine de kar, deyip sizler için en güzel "Kar Şiirlerini" derledik bu soğuk havalarda içinizi ısıtsın diye...

***



Kar Musikileri

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.


Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,

Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,


Bir erganun âhengi yayılmakta derinden…

Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.


Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,

Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.


Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle

Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.


Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,

Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!


Yahya KEMAL

***


Dışarda Kar

Kar yağıyor dışarda

Sokak lambasına düşüyor

Ve serçeler

üşüyor

Kenarları hafifçe yanmış

Sayfalarına kan sıçramış

bir kitapta

Nâzım hikmet

Okuyorum.

Dışarda kar yağıyor

Ve dağ lokantasına

Gidiyor

zengin

kasabalılar.

Kar yağıyor dışarda

Mektubun yeni gelmiş

İstanbul

kokuyor.

Dışarda kar yağıyor

Seni seviyorum…


Behçet AYSAN

***


Kar Yağıyor

Lambayı yakma, bırak,

Sarı bir insan başı

Düşmesin pencereden kara.

Kar yağıyor

Karanlıklara.

Kar yağıyor

Ve ben hatırlıyorum.

Kar…

Üflenen bir mum gibi söndü

Koskocaman ışıklar.

Ve şehir

Kör bir insan gibi kaldı

Altında yağan karın.

Lambayı yakma, bırak!

Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların

Dilsiz olduklarını anlıyorum.

Kar yağıyor

Ve ben hatırlıyorum.


Nâzım HİKMET

****


Kış Yorgunu

Uzak ülkelerin fethinden geldik,

Bilemezsin ne kadar yorgunuz.

Bir kış günü huzurunu özledik hep,

Sonsuz yangınlar yiyen,

Dağlanmış ormanlar gibi yüreğimiz.


Bir maviliğe kayar,

Kapandı kapanacak gözlerimiz.


Harlayan bir soba vardı düşümüzde,

Kestaneler patlar, ışıklar köhne tarabaları yalarken.

Çok uzaklarda bir ırmak akar.

Korkmayın; bizim dağların kurtlarıdır onlar, ısırmaz.

Biz kediler gibi uyuyacaktık.


Ne çabuk sıkıldık böyle,

Zemheri içimizde toz duman,

Yeniden bahara açılan kapılar arar olduk.

Dört yanımız duvar ve kör kilitmiş oysa.

En akıllı seçimlerimizdi sorarsan,

Surlar ördük yüreğimize,

Anlamsız bir ömrü uzattıkça uzattık.


Kış yorgunuyum, bir kardan adamım artık.

Sakallarım mavi bir buz,

Büyür yalnızlığım,

Nasıl korkardım geceleri erimekten, bilmezsin;

Ölümmüş kurtuluş,

Yetmedi güneşimiz,

Buzdan yaşamlara tutsak kaldık.


Çekilsin artık bulutlar ve kar,

Bir eski evde kapılar gıcırdasın,

Azıcık aralansın bahara,

Uzun yağmurlarla yıkansın her yer.

Akın edecek güneşler peşinde değiliz artık,

Bir minik kardelen doğsun yeter.


Arsız bir çıplaklıkta öylece donakaldık


Şenol YAZICI

***


Kar Yağışı

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım

Kararan kalabalıklardan süzdüm ışığını.

Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını

Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız

Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul

Hiçbir rüzgarın duruşunu bozamadığı

Bütün yağmurları topladım yapraklarına.

Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk

Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.

Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim dudaklarına

Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.

Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye kimseyi

Madem görmeyecekler bundan sonra beni.

Astım saçlarından odamın boşluğuna…

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar

Geçmedi üşümem

Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum…


Şükrü ERBAŞ

***


Karda İzler

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya

Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık

Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana

Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık

Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını

Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur

Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir

Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Bir uçurum kıyısında vursunlar beni, vursunlar

Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

Şairler vurulmalıdır, hayat yakışmıyor onlara


Ahmet TELLİ

***


Kar ve Ben

Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.

Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu,

Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?

Yağan beyaz bir sükût, bir mahşerdir sanki kar!

Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine.

Ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu.

Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;

Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine…

Semadan yere kadar bütün gördüklerinden

Usanç duyan gözlerim bir şeyde karar kıldı,

Bembeyaz bir güvercin kanadına takıldı.

Ben ne gurup bilirim ne gece bilirim ben,

Uçuyor gönlüm beyaz bir sükût sevincinde;

Bir kadın gördüm ki ben beyaz güller içinde.

Ruhuma bağışladı bu kadın servetini.

Ne bir yara var artık, ne bir leke ruhumda;

O şimdi rüyasının denizinde bir ada.

Bir sevgili sahibi olmak saadetini

Kim bilir benim kadar… ben et kemik yığını

Duydum beyaz bir nehrin içimde aktığını.


 Cahit Sıtkı TARANCI

***


Kar

Kardır yağan üstümüze geceden,

Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,

Ormanın uğultusuyla birlikte

Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte

Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin

Unutulmuş güzel şarkılar için

Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan

Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu’dan

Sesin nerde kaldı, kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam…

Uyandırmayın beni, uyanamam.

Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

Allah aşkına, gök, deniz aşkına

Yağsın kar üstümüze buram buram…

Buğulandıkça yüzü her aynanın

Beyaz dokusunda bu saf rüyanın

Göğe uzanır – tek, tenha – bir kamış

Sırf unutmak için, unutmak ey kış!

Büyük  yalnızlığını dünyanın.


Ahmet Muhip DRANAS

***

Derleyen: Nurten B. AKSOY

Yorumlar


bottom of page