top of page

PASKALYA ADASI'NIN UZAYLI HEYKELLERİNİN GİZEMİ ÇÖZÜLDÜ

Boyu 1-9 metre arasında değişen heykellerin çoğu 4-7 metre boyunda ve ortalama 13-50 ton ağırlığında.
Boyu 1-9 metre arasında değişen heykellerin çoğu 4-7 metre boyunda ve ortalama 13-50 ton ağırlığında.


Kimilerinin dünyanın en büyük şarlatanı kimilerinin de dünya varolduğundan beri en çok satan kitaplardan bazılarının sahibi bir yazar olarak görülen, 2026'ın 10 Ocağında vefat eden ERİK VON DANİKEN'in dünya çapında çok satan kitabı Tanrıların Arabaları'nda iddia ettiği UZAYLI ziyaretlerine dair en inandırıcı kanıtlardan biri PASKALYA ADASI'nın dev heykelleriydi.


Bilim adamlarını çok bilinmeyenleriyle yıllarca meşgul ettiler.


Gizemin bir parçası aydınlandı.


PASKALYA ADASI VE ÜNLÜ HEYKELLERİ


Şili egemenliğinde, Büyük Okyanus’un güneydoğusunda yer alan küçük bir adadir Paskalya Adas. Paskalya’ya en yakın kara 3.599 kilometre doğudaki Şili kıyısı ile 2.092 kilometre batıdaki Pitcairn Adaları. Bu haliyle ada, Büyük Okyanus’un ortasında bir nokta gibi.


Üçgen şeklinde olan Paskalya adasının yüzölçümü 162,5 km², deniz seviyesinden yüksekliği 510 metre. Ada, birçok pasifik adasında karakteristik olarak görülen geniş sahillere sahip değil. Kıyıları dik olarak denizin 3000 metre derinliğine kadar iniyor. 


Ada, deniz içinden farklı zamanlarda yükselmiş üç volkanik dağdan oluşuyor. Adanın en eski yanardağı olan Poike 600 bin yıl önce patlayarak adanın güneydoğu bölgesini, ardından Rana Kau patlayarak adanın güneybatı köşesini oluşturmuş. 200 bin yıl önce de adanın kuzeyindeki Terevaka volkanının patlamasıyla adanın yüzeyi oluşmuş.


Güney Kıtasını arayan birkaç kişinin yolu buraya düşmüş. Ada’yı ilk gören Avrupalılar 1687 yılında korsan Edward Davis ve adamları, buranın var olduğu hep söylenen Güney Kıtası (Terra Australis) olduğunu düşünmüş, ancak dik kıyıları nedeniyle karaya çıkamamış. Adaya daha sonra Hollandalı kaşif Jacob Roggeveen bir Paskalya günü (5 Nisan 1722) çıkmış ve bu güne ithafen adaya Paskalya adını vermiş. Roggeveen’de Güney Kıtası’nı arayanlardanmış.


Paskalya Adası’nda yaşayanların nereden gelmiş oldukları kesin olmamakla birlikte kabul gören bir efsaneye göre adaya ilk çıkanlar başkanları Hotumatua yönetiminde batıdan gelen iki kano dolusu insanmış. Araştırmalar, Paskalya Adası yerlilerinin kökeninin Polinezyalılar olduğunu gösteriyor. Gelenekleri, konuşulan dil, olta iğneleri, taştan keserleri, zıpkınları gibi kullandıkları aletleriyle, kafatası özellikleri ve DNA testleri Polinezyalıları işaret ediyor. 


Paskalya adasını özel kılan ve tarih boyunca da ilgi çekmesinin nedeni adanın hemen her yerinde görülen dev insan heykelleri. Alman misyoner, papaz, etnograf, dil bilimci olan Peter Sebastian Engelert bu heykellerden 638 tanesini tanımlayarak, sınıflamış. Bu dev heykellerin dünyaya duyurulması Norveçli etnolog Thor Heyerdahl’ın yayınlarıyla gerçekleşmiş. Heyerdahl, 1958’de yayımladığı AkuAku adlı kitabında, adadaki heykelleri tek tek tanımlamış. Bu heykellerden tamamlanmış olanlarının sayısını 974 olarak göstermiş.


Yapılan araştırmalar, ada yerlilerinin Polinezya kökenli olduğunu ileri sürmekle birlikte, heykellerin fiziksel özelliklerinin tam olarak Polinezya halkına benzememesi diğer bir ilginç konu olarak kalmış.


Paskalya adasında, adanın volkanik taşlarının yontulmasıyla yapılmış olan heykellere Moai deniyor. Moai’lerin çoğu sırtlarını denize vermiş vaziyette, ada içine-karaya doğru bakmakta. Köyleri gözlediğine inanılan bu heykellerin aslında bir çeşit tapınma yerini simgelediği ya da önemli kişilere ait mezarların etrafında olduğu düşünülüyor. Az sayıdaki Moai ise okyanusa bakıyor.


Heykellerde zayıf kollar vücuda yapışık, ince uzun parmaklı eller çıkık olan karın üzerinde birbirine kavuşmuş durumda. Karın üstünde kavuşturulmuş olan bu ellerin dini bir ritüeli canlandırdığı düşünülüyor.


Tüm heykeller birbirine benzer gözükse de aslında her biri diğerinden farklı. Her bir heykelin başında kasket/perukayı andıran kırmızımsı renkte cüruf volkanik taştan yapılmış, “pukao” adı verilen kocaman bir taş blok başlık var. Bu volkanik taşlar kırılgan olduğu için çoğu pukao parçalanmış. Moai’lerin kafa ve vücutlarının yapıldığı taş daha sert olduğu için günümüze kadar gelebilmişler.


Uzun dikdörtgen şeklinde kafaları olan heykellerde kaşlar belirgin, burun çıkık, dudaklar ince, ağız küçük ve somurtkan ifadeli, kulak memeleri oldukça iri. Bazı Moai’lerde korunmuş olan gözlerde, beyaz mercandan yapılmış göz küresi ve obsidiyenden yapılmış göz bebekleri mevcut. Bunlar, heykellere şaşkın bir ifade veriyor. Zaten tüm heykellerdeki endişeli-tedirgin ifade en öne çıkan özellik.


Heykellerin yapıldığı sarımtırak gri renkli taşlar sönmüş bir yanardağ olan Rano-Roraku’nın eteklerindeki ocaklardan çıkarılmış. Kıyıya oldukça uzak olan bu taş ocaklarında heykellerin son derece ilkel, taştan yapılmış kesici aletler kullanılarak yapıldığı düşünülüyor. Bu ocaklarda tamamlanmış ve tamamlanmamış heykeller mevcut. Tamamlanmamış olanların daha sonra taşındığı yerde tamamlanacağı yorumlanabilirse de neden böylece bırakıldığı sorusu kesin olarak cevaplanabilmiş değil. Bu ocaklarda 92 tane de tamamlanmış ve taşınma aşamasına getirilmiş heykel var. Bunların neden taşınmayıp da yontulduğu yerde bırakıldığı bilinmiyor. 


Heykeller, sadece vücudun belden yukarısını gösteriyor. Erkek figürlere “Moai Kavakava”, dişi figürlere “Moai Paepae” adı verilmiş. Boyu 1-9 metre arasında değişen heykellerin çoğu 4-7 metre boyunda ve ortalama 13-50 ton ağırlığında. Bazı heykeller sadece kafayı simgeliyor. 


Orta boy bir Moai’yi 6 yontucunun ancak 12-15 ayda bitirebileceği , tek yontucunun bir heykeli bitirmesinin yıllar sonra gerçekleşebileceği hesaplanmış.


En uzun Moai’ye Paro deniyor. Paro, 10 metre uzunluğa, 82 ton ağırlığa sahip. En ağır Moai, tamamlanamamış 86 tonluk bir heykel. Bu heykelin, eğer tamamlansaydı 21 metre uzunluğa ve 70 ton ağırlığa sahip olacağı tahmin ediliyor. 


Ada, özellikle kıyı şeridi boyunca dizilmiş dev heykelleri nedeniyle her zaman dikkat çekmiş. Yapımı, tarihi ve barındırdığı medeniyetler hakkında birçok teori ortaya atılmış ancak bunların hiçbiri kesinlik kazanamamış, ada sırlarını bugüne kadar da saklamaya devam etmiş. 10 Ocak 2026'da vefat eden yazar ERİK VON DANİKEN'in dünya çapında çok satan kitabı Tanrıların Arabaları'nda yapımında UZAYLILARIN bilinmeyen zamanlarda gerçekleştirdikleri dünya ziyaretlerinde PASKALYA ADASI'na kendilerine benzettikleri dev heykellerini diktiklerini iddia etmişti.




Asırlardır merak ediliyordu, 900 yıllık gizemin bir parçası daha çözüldü. Bilim adamları onlarca ton ağırlığındaki heykelleri nasıl taşındığını buldular: Heykeller şimdi bulundukları yere gerçekten "yürüyerek" gitmişler.

*

Pasifik Okyanusu'nda bulunan Paskalya Adası'ndaki dev heykellerin kaynağı dünyanın en büyük arkeolojik gizemlerinden biri. Her biri tonlarca ağırlıkta olan bu heykellerin bulundukları noktalara nasıl taşındığı asırlardır merak konusu. O kadar ki bu işte uzaylıların parmağı olduğunu iddia edenler bile var. Peki gerçek ne? Bu sorunun cevabını geçtiğimiz günlerde bilim insanları verdi.


En yakın komşusundan 1.289 mil uzakta bulunan, sönmüş volkanlarla dolu küçük bir üçgen olan Paskalya Adası'nın çeşitli noktalarına yayılmış yaklaşık 900 adet heykel bulunuyor. Ortalama 4 metre boyunda ve 12 ila 80 ton ağırlığında olan bu devasa taş heykellerin Rano Raraku taş ocağından çıkarılan volkanik tüften oyulduğu tahmin ediliyor.


Nitekim taş ocağında bulunan 400'den fazla heykelin bazıları halen yapım aşamasında, bazıları ise tamamlanıp nihai konumlarına taşınmayı bekler vaziyette kalmış.


Asırlar önce adada yaşamış olan Rapa Nui halkının, yerel dildeki adı moai olan bu heykelleri nasıl taşıdığı uzun zamandır merak konusuydu. Nihayet üç boyutlu modelleme verileri ile gerçek hayattaki deneylerden elde edilen bulguları bir araya getiren bilim insanları, heykellerin son varış noktalarına "yürüdüklerini" ortaya koydu.

"TEK KOLLA BİLE ÇEKEBİLİYORLARDI"



Heykelleri inceleyen antropologlar, ada yerlilerinin üç tarafından halatlar bağladıkları moai'leri, zikzak şeklinde yürüttüğünü ortaya koydu.


Bu teknik sayesinde az sayıda kişiden oluşan ekiplerin, moai'leri çok fazla çaba sarf etmeden uzun mesafeler boyunca taşıyabildikleri anlaşıldı.



Asırlardır merak ediliyordu, 900 yıllık gizem çözüldü: Onlarca ton ağırlığındaki heykelleri böyle taşımışlar

Asırlardır merak ediliyordu, 900 yıllık gizem çözüldü: Onlarca ton ağırlığındaki heykelleri böyle taşımışlar

Çalışmanın yazarlarından Prof. Dr. Carl Lipo, Daily Mail'e yaptığı açıklamada, "Heykelleri bir kez hareket ettirdikten sonra gerisi hiç zor değildi. İnsanlar moai'leri tek kolla bile çekebiliyorlardı" dedi.


ABD'de bulunan Binghampton Üniversitesi'nde görev yapan Lipo, "Bu şekilde enerji tasarrufu sağlayıp çok hızlı hareket edebiliyorlardı. Asıl zorluk heykelin en başta sallanmasını sağlamaktı" diye konuştu.



Antropologlar, daha önce moai'lerin yere düz bir biçimde oturtulup hedeflerine kadar çekildiklerini düşünüyorlardı. Ancak böyle bir operasyonun çok sayıda insan gerektirmesi ve son derece yorucu bir iş olması, bazı büyük heykellerin taşınmasını neredeyse imkansız hale getiriyordu.


HEYKELLER SALLANARAK YÜRÜYORMUŞ


Ne var ki güncel araştırmalar, Rapa Nui halkının çok daha hassas bir çözüm bulduğunu gösteriyor. Buna göre kafanın her iki yanına bağladıkları ipleri bir sağdan bir soldan çeken ada yerlileri, moai'lerin yanlara doğru sallanmasını ve "yürüyüş" hareketi ile ilerlemesini sağlıyordu.


Lipo ve Arizona Üniversitesi'nden Profesör Dr. Terry Hunt, geçmişte daha küçük modeller üzerinde test ettikleri bu yürüyüş teorisinin daha büyük moai'lerde işe yarayıp yaramayacağını görmek için bir deney tasarladı.


Araştırmacılar öncelikle heykellerin üç boyutlu ayrıntılı bir modelini oluşturarak hangi özelliklerin yürümelerine yardımcı olduğunu inceledi. Bunun sonucunda moai'lerin yürüyecek şekilde tasarlandığı anlaşıldı.


Heykellerin büyük D şeklindeki tabanlarının ve öne eğik pozisyonlarının, yanlara sallandıklarında zikzak şeklinde ilerlemelerini kolaylaştırdığı görüldü.



Asırlardır merak ediliyordu, 900 yıllık gizem çözüldü: Onlarca ton ağırlığındaki heykelleri böyle taşımışlar

Asırlardır merak ediliyordu, 900 yıllık gizem çözüldü: Onlarca ton ağırlığındaki heykelleri böyle taşımışlar

Carl Lipo ve ekibi 4 tonluk heykeli bu yöntemle yürütmeyi başardı

4 TONLUK HEYKELİ 40 DAKİKADA 100 METRE YÜRÜTTÜLER


Lipo ve Hunt bu teoriyi gerçek dünyada test etmek için 4,35 ton ağırlığında bir moai replikası inşa etti. Bu model de tıpkı gerçek heykeller gibi D şeklinde bir tabana ve öne doğru eğimli bir ağırlık merkezine sahipti.


18 kişilik araştırma ekibi, moai kafasını 40 dakika içinde 100 metre hareket ettirmeyi başardı. Bu önceki denemelerden çok daha hızlı bir sonuçtu.


Araştırmacılar, bulgularının en büyük moai kafalarının yürüyerek taşınmış olması gerektiğine dair son derece güçlü bir kanıt olduğunu vurguladı.


Lipo, "Fiziksel olarak mantıklı. Deneylerde gördüklerimiz gerçekten işe yarıyor. Heykelin boyutları büyüdükçe de işe yarıyor. Hatta heykel ne kadar büyükse, gördüğümüz özellikler de o kadar tutarlı hale geliyor çünkü bu yöntem o büyüklükteki heykelleri taşımanın tek yolu haline geliyor" dedi.


EFSANELERDE DE HEYKELLERİN YÜRÜDÜĞÜ SÖYLENİYOR


Bu yeni bilimsel kanıtlar, adada günümüze kadar ulaşan sözlü efsanelerle de örtüşüyor. Bu efsanelerde kafaların inşa edildikleri taş ocağından son konumlarına "yürüyerek" taşındıkları belirtiliyor.


Araştırmacılar teorilerini daha da desteklemek için adayı bir uçtan öbür uca kat eden "moai yolları" ağını da inceledi.


Lipo, "Görünüşe bakılırsa her taşıdıkları heykel için bir yol yapmışlar. Bu yol heykelin taşınma sürecinin bir parçası" dedi.




Araştırmacılara göre, bu yollar moai'lerin uzun mesafelere taşınabilmesi için "yürümeye" mükemmel bir biçimde uygun olacak şekilde özel olarak yapılıyordu.


Yaklaşık 4,5 metre genişliğinde ve içbükey bir profile sahip olan bu yolların, başları sabit tutmaya ve ileriye doğru kaymalarını kolaylaştırmaya yardımcı olacak şekilde kazıldığı anlaşıldı.


"ONLARDAN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİMİZ VAR"


Taşıma esnasında yol kenarına devrilmiş moai'lerin altında, insanların "ayaklarının" altını kazarak onları yeniden kaldırmaya çalıştıklarını gösteren izler de bulundu.


Araştırmacılara göre bu, Rapa Nui halkının büyük heykelleri taşımak için en iyi yöntemin yürümek olduğunu keşfettiklerine dair bir başka güçlü gösterge oldu.


Lipo, sözlerine " Bütün bunlar, Rapa Nui halkının inanılmaz derecede zeki olduğunu gösteriyor. Bu yöntemi keşfetmişler. Dolayısıyla başardıkları şeyleri gözler önüne sererken, o insanları onurlandırmış da oluyoruz. Bu ilkeler bağlamında onlardan öğrenecek çok şeyimiz var" şeklinde nokta koydu.


DERLEME;


KAYNAK İNTERNET,

YAZININ BİR BÖLÜMÜ BURADAN ALINMIŞTIR



İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page