top of page

OKKASI ON KURUŞ


Doğan SOYDAN


Reşat Nuri Güntekin’in “Anadolu Notları” kitabını bu soğuk, avare günlerimde bir kez daha okudum. Yazar, 1930-40'lı yıllarda gezip gördüğü, yaşadığı her olayı her durumu anlatmış; kamyon yolculuğu, rötarlı trenler, şoförlük mesleğinin cazibesi, hanlar, hastalıklar, köy ve köylülük… Ben yaştaki insanların yabancısı olmadığı ama genç kuşağın bilmediği eski Anadolu, eski yaşam halleri…


Reşat Nuri Güntekin 1889 doğumlu. Aramızda 60 yıllık zaman farkı olmasına karşın onun yaşadıklarının çoğunu ben ve ben yaştakiler de yaşadık, gördük. Demek ki bu 60 yıllık zaman aralığında önemli bir gelişme olmamış. Sözgelimi 1950-60’lı yıllarda çocukluğumun geçtiği ilçede otobüs yoktu, şehirlerarası yolculuklar kamyonlarla yapılıyor, yakın ilçe ve köylere binek hayvanlarıyla, kağnılarla gidip geliniyordu. Otel yoktu; ilçenin yegâne konaklama mekânı hanların avlusu günün her saatinde atla, eşekle dolu olurdu. Bir şişe gazyağı alabilmek için belediyeye gidip bir saat sıra beklediğimi hiç unutmam. Bir tellal Müslüm vardı, belediyenin ilanlarını gezerek, bağırarak duyurur, şadırvandan tenekeyle aldığı su ile çarşıyı sulardı. Tellâl Müslüm şehrin hem canlı hoparlörü hem canlı arozözüydü. Demem o ki evde, bağda bahçede, tarlada, tarımda kullanılan âlet edevatlar, ulaşım araçları, insanların yaşayış halleri Reşat Nuri Güntekin’den önce de aynıydı bizim zamanımızda da… Bu nedenle, Reşat Nuri Güntekin’in anlattığı olaylar, kullandığı sözcükler, dili, anlatımı bana hiç yabancı gelmedi; ama genç kuşak bu kitabı okurken bir sözlük bulundurmaları gerekebilir.


Reşat Nuri Güntekin’in “Anadolu Notları” kitabından alıntıladığım aşağıdaki yazıda elli yıl, yüz yıl önceki Anadolu'yu, o günün köylüsünü, kentlisini, yaşayış hallerini, dilini, kültürünü görebiliyoruz.

***

“İçime akşam garipliğiyle beraber bir de korku çökmeğe başlamıştı. İki saatten beri devam eden tekerlek tamirini bitirememek, geceden evvel şehri tutamamak korkusu.

Şoföre:

—Yaya gidilirse Adana’ya kaç saatte varılır? diye sordum.

—Eh, sabaha karşı varılır, dedi, sonra gülümseyerek ilave etti: Merak etmeyin tamir bitmek üzere. Evvel Allah sizi dağ başında bırakmayız.

Tekerlek, yolun ortasında bir sürü hırdavat arasında yamyassı yatıyor, öyle pek yakında davranıp kalkacağa benzemiyordu. O ara patikadan iki köylü çıktı. Önlerinde cılız bir eşek yürüyordu. Bize selâm verdikten sonra merakla tamiri seyretmeye koyuldular.


—Ağalar nereden geliyorsunuz bakalım böyle? dedim.

—Konya Ereğli’sinden…

—Nereye gidiyorsunuz?

—Adana’ya…

—Ereğli’den ne vakit çıktınız?

—Eh, var iki üç gün.

—Adana’da ne yapacaksınız?

—Hiç… Sanki biraz malımız var da satacağız.


Gözüm, sahiplerinin biraz ilerisinde durmakta olan eşeğe ilişti. Bir yük hayvanı yük yönünden ancak bu kadar bahtiyar olabilirdi. Benim bile pek sıkıntı çekmeden taşıyabileceğim büyüklükte iki sepet…


—Bu sepetlerde ne var ağalar?

—Kayısı… Bizim oranın yemişi güzel olur da…

—Peki, bunları Ereğli’de satamaz mıydınız ki bu kadar yolu göze aldınız.

—Ereğli’de ne para edecek ki!


Çocukluğumda anlatırlardı; mesela Ankara’dan iki araba armut yükleyip Sinop’a indirirlermiş, orada müşteri bulamadılar mı haydi İnebolu’ya ya da Bolu’ya…


Hemşehriler, bunlarda kaç okka(1) mal var? Kaçtan satacaksınız, elinize kaç para geçecek? dedim.

Köylülerden genç olanı, saffetle:


—Kaçtan müşteri bulacağız, bilinmez ki, dedi.

—Haydi diyelim okkasını… dedim. Yanındaki söze karıştı:

—Bizim Ereğli’nin kayısıları hiçbir yerinkilere benzemez. Elimizde sekiz on okka bir şey kaldı onları da Adana’da kime olsa satarız.


Sepetten birkaç kayısı çıkarıp getirdi.

—Şu mala bak… ye bir tane… çekinme, yetim malı değil.

Sonra ehemmiyetli bir sır söyleyecekmiş gibi ağzını kulağıma yaklaştırdı:

—Hani, Adana’da on beşten aşağı vermem ya sana on ikiye bırakayım. 

Şoförün söze karışacağından korkuyor, müzakerenin gizli geçmesini istiyordu.

—Peki alayım, kamyonun içine bırakıver, dedim. Kayısıların hepsi yüz otuz yahut yüz kırk kuruş tutuyordu.


Biraz sonra teker tamiri bitince yeniden bineceğimiz kamyonda, şoförün yanındaki muavin iskemlesi lüks mevkidir; yolun uzunluğuna göre ücreti on ile elli kuruş arası değişen bir fiyat farkıyla satılır. İskemlede oturanlar birinci, yere bağdaş kuranlar ikinci mevki yolcularıdır!

*

(1) Okka: 1282 gram ağırlığında eski bir ağırlık ölçü birimi.


Yorumlar


bottom of page