top of page
1/1082

Hayat Sanmaktır*


Ortak bir tanıdığımızdı üzerine konuştuğumuz ve ben de aramızdaki hukuka dayanarak güzel adamdır demiş bulundum. Karşımdaki kişinin yanıtı sıradan olmasına karşın, kafa yorulduğunda, satırlarca uzayıp giden bir yazıya dönüşebilecek türdendi. ''İyi tanıyorsun galiba, sanki sünnetinde vardın... ' demişti.


Sonrasında, bir iki espri ile konu kapanmıştı ama, benim yanıta derin anlamlar yüklememe, düşünceler dünyasına yelken açmama neden olmuştu bile.

O kadar derine inmem, çocukluğuna da gitmem mi gerekiyordu bir arkadaşımın hakkında "güzel adam" diyebilmek için... Referans isterlerse "sünnetinde bulundum" diyecektim, öyle mi?


Öyle ya, günümüzde uzun yol arkadaşlıkları, kadim dostluklar zor. Çoğu insanları yaşamının bir evresinde sanki devralıyoruz, bir zamanda taşıyoruz, devre mülk gibi. Sonra türlü nedenlerle o yoluna sen yoluna; ama aklında bir yargı kalıyor; uymadı ama iyi adamdı ya da ciğersizin tekiydi ...gibi.


Konu kaşı gözü, boyu posu değilse sadece bir resimle, ömre göre hayli kısa bir süreçte anlık birkaç davranışına bakarak bir insanı ne kadar tanırsın? Neyi paylaşmış ya da yaşamışsan belki onu bilirsin. Çocukluğunu mu bilirsin, hangi koşullarda yaşayıp geliştiğini, yaşam deneylerini mi? Ancak tanık olduğuna göre karar oldurursun. Ki o da görecedir, anlıktır, yarın aynı duruma aynı tepkiyi vereceği garantisi mi var? Hele genel yargılar; güzel insandır gibi... Daha neyini gördün? Montaigne demez mi, bir insanın ölümünü görmeden hakkında karar verilemez diye... O demese de sanki ben bilmiyorum.


Sen sadece gördüğün bile değil, sana gösterdiğine göre bir karar veriyorsun, içini nasıl bilebilirsin? En çok, kuvvetliyse ve doğru çıkıyorsa hislerine güvenebilirsin. Aslında sanabilirsin demek bu.


Şenol Yazıcı'nın sözüne* geldik; hayat sanmaktır , diyordu bir yazısında.

Sarsıcı bu; o kadar büyük sözleri biz sadece sanarak mı ediyoruz?


Oysa , hislerine yüzde yüz güvenerek hareket etmek kadar, sanmak da çok tehlikeli gibi gelir bana... Çünkü sanmak , emin olmamak anlamına geliyor sonuçta. Muhatabını uymayan bir şekilde konumlandırmak, hatta zaman zaman daha ileriye giderek kesinlik kazanmayan sanrılarla, o kişiyle ilgili hak etmediği bir yargıya varmakla sonlanabilir. Sadece sandığım için bir insanı haksız yere kör kuyulara atabilir, yine sanarak baş tacı edebilirim bilmeden...


Yine de nasıl bir şeyse, herkes gibi sanmadan duramam. İlginç bir şey değil mi, başlı başına bir tür çelişki.


Hepimizin tüm ilişkilerine az ya da çok sanmakla başladığını düşünürsek, sosyal iletişimimizde yok saymak, çok da olacak gibi değil. Hele ki dengede tutulmadığında, faydalı bir algı tipi olmadığı da kaçınılmaz bir gerçektir. Fikrimce, sanmanın netlik ifade etmediğinin bilincinde olarak, doğal yapısında bulunan bulanıklığı unutmadan düşünce yapımızda gerektiği kadar rol vermek, bizi en güzele götürecektir.

Çünkü sanmanın öteki hali var ki önemli. O da sanmak umudu yeşertir. Umut da insanı...


Peki gelelim asıl sorulması gerekenlere; ''Sanmakla başladık diyelim, iletişim ilerledi, ilerledi, ilerledi...dostluk aşamasına kadar ulaştık. Sahi, bir insan bir insanı gösterdiğinden başka ne kadar iyi tanıyabilir, ya da bu tam anlamıyla tanıma olgusu gerçekten gerekli mi? Son olarak, hadi tam anlamıyla tanıdık diyelim, bize bunun faydası ve zararı nedir?''


Sonuçta insan size bir şey katan bir tattır; bu kadar önlemle o tadı alamaz, mundar edersiniz. Tabi öteki yanı da var. İnsan size bir şey katarken alandır da... Yine de akıllı olmak gerek... Gerçekte zor görünen bu ikilemin aşımı da kolay; kişiye göre yelken açmak yerine kendin kalarak...taşımalı insanları. Duracağın yeri de bilmeli gideceğin yeri de


Kişi tam manası ile dürüstse bile genlerinde kodlanmış olarak bulunan, kendini koruma içgüdüsü sebebiyle kişiliğinin ve ruhsal yapısının tüm odacıklarının kapısını, iletişimde olduğu kişiye ne denli güvense de açmamalı. Belki yalnızca, güvenliğine zarar gelmeyeceğini düşündüğü bir kısmını açacaktır o kadar. Elbette bireyin bunu yapışında, kişiden kişiye değişmekle birlikte; toplumun ahlaki değer yargılarına uymayacağı düşüncesinden kaynaklı dışlanma kaygısı gibi, gizemli kalmanın daha etkili olacağını düşünmek gibi, ya da içini tüm çıplaklığı ile karşısındakine açmanın zayıflık göstergesi olduğunu düşünmek vb. gibi pek çok nedene de rastlanabilir. Yine de ruhumuzun herkese uyacak kamusal alanları, parkları caddeleri olması gibi, sadecec özele ait evleri, banyoları, yatak odaları olmalı. Ruhunuzun dehlizlerini her önünüze çıkana salonuz gibi açarsanız düş kırıklığı da kuşkusuz kapıda bekler.


O zaman şu bir doğru; bir insanı ancak onun izin verdiği kadar tanıyabiliriz. Çünkü bahsettiğimiz kişinin doğası, özel alanıdır ve size ruhunda izin verdiği kısımlara dokunma hakkını verme özgürlüğü de her zaman ona aittir. O halde siz de zevzekliği bırakıp kişiye göre izinler yaratın. Ya da hak etsin o kişi o alanı.


Son saptama da ve en ilginci ve bence bilinmesi, kabul edilmesi en gerekli olanı. Çünkü karşılıklı gelişen pek çok çatışma, insani ilişkilerde yolunda giden etkileşimin bozulma sebebi bununla ilgilidir. Arkadaşımın da "sünnete kadar bilmek" deyişiyle neyi kastettiğini de çözersiniz. Yine de eksik kalacaktır, çünkü her şeyi bilseniz de tanıdığınız geçmiştir, insansa değişir. Bir insanı tam manası ile asla tanıyamayız. İnsanın zaman içinde değişen bir varlık olduğunu anlamak için, evrim sürecine bakılmasının dahi yeterli bir veri olduğunu düşünüyorum. Bedenen değişen insanın, ruhsal ve kişisel yapı bağlamında değişmeyeceğini düşünmek pek de akla yakın durmuyor, ki zaten de değil. Öyle olsaydı eğitim bir işe yaramaz, dahası hayat çok da tekdüze kalır ,tatsızlaşırdı.


İnsanı besleyen çok önemli bir duygudur, canlandırıcı özelliğe sahiptir merak. Hele öğrenmek! Bilen bilir, bir kaşife yeni bir adayı keşfetmek nasıl keyif veriyorsa, iletişimde bulunduğu kişiyi tanıma evresi de insan ruhuna aynı olmasa da ona yakın bir hazzı yaşatır.


Sanmak bir keşif adımı; iletişimde olduğunuz insanlara dair merak ve umut arzusunun hiç bitmemesi demek, hala onu öğreniyor olmak demektir ve bu çok güzel bir duygudur...ve değer.

Aslında "hüküm" basit;

Kuşkusuz seçerken düzgün sandığını seçeceksin, bunun somut verileri var; eğitimi, işi, sabıka kaydı... Gerisi bahtına...


Nedir derdin?

Tatlıyı mundar mı etmek istiyorsun , tadını almak mı?


İNSANSA TADI KADAR RİSKİ DE VAR...


Yaşa ya da yaşama...


24 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


1/2
35cf9ce6e5cc2233f62b47f378d28b4e.jpg