top of page
1/705

Bedreddin


 

YUSUF ERBAY

*

ÇAĞ

*

Kimi, yaşadığı “Çağın Sahibi” ismini yakıştırdı Bedred­din’e, zamanı kendi tasarrufu altına alan kimsedir, dedi.

Kimi, yaşadığı “Çağın Oğlu” olarak adlandırdı, zamanın tasarrufu altındaki kimsedir, dedi, Bedreddin için.

 

Haksızlığın mayaladığı zaman, kendi oğluna gebe kalır.

Kurban istendiğinde kendinden, kendi oğlunu doğurur

Haksızlığa verilen kurban İnsan’dır.

 

Yer ile göğün birleşmesinden doğan İnsan Bedreddin.

Düne sızlanmayan, yarın rüyalarına dalmayan, hâle aldanmayan Bedreddin,

Sonsuz bir şimdiki zamanda yaşayan Bedreddin. Yaşadığı çağın halinden anlayan Bedreddin.

 

O çağ ki, şahit tutulmuştur hüsrana düşen insana,

O çağ ki, şahit tutulmuştur inananlara, iyi işler görenlere,

O çağ ki, şahit tutulmuştur hakkı ve sabrı önerenlere.

 

Asrın hakkını verenlere önder olandır Bedreddin. Asrın dile geldiği yerde otağ kurandır.

Sabrın, haklının yanında durmak olduğunu bilendir. Sabrın, direnmek ve paylaşmak olduğunu bilendir.

 

Asrın şahitliğinin dahi yetmediği ermişlerdendi Bedreddin. Bütün şahitliklerin ötesine taşan bir şahitlikti onunki.

Yaşadığı çağı aşan bir şahitliğin peşindeydi. Var olanların, bütün varlığa şahit olduğu bir şahitliğin peşindeydi.

İki vakit arasında sıkışıp kalan zamanı ötelere taşıyandı Bedreddin. Çağın sahibine yasak yoktu zaman içinde. Andan ana, halden hale girip çıkardı.

 

Önü zahmet, sonu hayret / dem bu demdir.

Çık kendinden, hâli seyret / dem bu demdir.

 

Bir nefes alıp verinceye kadardır hayat, olmak ve öl­mek. Bir an içinde yeniden doğmak ve tükenmek. Yeniden doğmak ve yeni doğmuş gibi yaşamak her anı.

Hayat “rönesans ve tükeniştir” dedi asırlar ötesinden. Bu yola girenler vaktin gereğini yapmakla görevlidir, dedi. İş yarına kalmaz, çağın sahipleri anı ertelemez, dedi.

 

Dün dünya olan, yarın ahirettir, dedi Bedreddin,

Can gibi zaman da emanettir, dedi Bedreddin,

Velhasıl, evveli zaman idi, ahiri Bedreddin.

 

 

Post

 

Ağaç denizinin orta yerindeki düzlüğe sermişti postunu. Padişahın kahreden gücüne meydan okur gibiydi.

“Bu meydanda serilidir postumuz, buyur gel!” der gibiydi.

 

Gayrı yoktur dilimizde/ kamuyu dost eyledik.

Namazgahtır âlem bize/ meydanı post eyledik.

 

Olanı etrafında toplanmıştı. Zamandan süzdüğü âdem bu idi, ömürden devşirdiği mahsul bu idi, gayrısı yoktu.

 

Müslümanı, Yahudisi, Hristiyanı, Putperesti. Fukahadan fukaraya herkes mevcuttu.

Üzengi üstünde yaşayan tımarsız gaziler. Tımar hatırına ere kılıç çekmeyenler.

Dinlerin farklı olması Tanrı’nın sırlarından biriydi. Herkes aynı Tanrı’nın kuluydu.

 

Yalın ayak, ruhu çıplak dervişler. Aşın, ekmeğin ardına takılmış işsiz güçsüzler. Sığınanlar ve de sığınılanlar.

Hakkına zeval getirilen kim varsa bu meydana akmıştı. Ağaç denizi, insan denizine dönmüştü. Her biri kendince Bedreddin idi.

Anadolu’nun kadim insanları parlıyordu bu keşmekeşin içinde. İnançlar, söylemler ve yaşam biçimleri birbirine karışıyordu.

İran üzere yürüyüp gelen Yesevi erenleri bu çalkantıya ön ayak oluyordu.

 

Tarihin derinlerinden, coğrafyanın uzaklarından. Ötelerden toplanan, ötelere yürüyen bir insan seli. Abdallar, gaziler, yol arayanlar, iz arayanlar, nefes arayanlar.

Coşmuş bulanmış nehir bir yatak arıyordu. Coşmuş bunalmış insanlar bir önder arıyordu.

Tarihler ve coğrafyalar bir araya gelmişti. Geçmiş ve gelecek halvet olmuştu. Geçmiş ve gelecek birbirine kavuşmuştu.

 

Anadolu topraklarında binlerce çarkıfelek ve altında dal­galanan insan seli, Anadolu topraklarında binlerce “Rumî”.

Bedreddin binler içinden seçilmiş bir Rumî’ydi. Bed­reddin, bine bedel birlerdendi.

 

Kaderin kurduğu otağında oturan, gözü kulağı düşkünlere çevrili, yolun ışığı Bedreddin.

Şahinlerden haber alıp, dalgın bulutları gözleyen, dilsizlerin dili Bedreddin.

Arşa değen dallarıyla Asya’nın hayat ağacı,

Üç kez kırklara karışan Bedreddin halka karışmaya gelmişti.

Kolay değildi Rum Ülkesinin Mansur’u olmak,

Mansur’luğa yakışmaya gelmişti.

Yorumlar


bottom of page