top of page

Ermeni Yazını Notları

Güncelleme tarihi: 25 Nis 2021



Ermenilerin Anadolu’dan göçürülmelerinden seksen yıl sonra, roman okumayı özlediğim bir süremde, kent kitaplığının kuytu köşelerinden buldum “Hegnar Çeşmesi*” romanını. Küçük oylumlu romanı okurken daldım gittim. Doğu Anadolu’nun bir kabasında, sıradan, bildik komşular arasında yaşıyormuşum duygusundaydım. Tek ayrıcalık Erivan kasabasında ayrıksı üç dinden insanların bölünmüş mahallelerde yaşadıklarıydı. Unutulmaz bir anlatım tadı, sıcaklığı vermişti. Anlatım özgünlüğü, kurgusu Türk romanlarından ayrıksı değildi.


İzleyen yıllarda Ermeni yazarların yapıtlarını yayımlayan yayınevi** ile bağlantı kurarak tüm yayınlarını okudum. Yazarların çoğu Anadolu doğumlu, anlattıkları da Anadolu kasabaları, kentleri, kırsalıydı. Anadolu’yu anlatan Türk yazarlardan önce başlamışlardı kırsalı öykü romanlarda anlatmaya. Öyle ki çok sevdiğim kitaplara, yazarlara değinen kitap tanıtım yazıları da yazdım yerel gazete. Okundu, söz edildi, tartışıldı. Bir tarih araştırmacısı dost söyleşisinde kulağıma fısıldadı “ Yoksa Ermen misin?”. “Hayır!” yanıtını verince sorusunu sürdürdü. “ Ermeni soykırımını kabul ediyor musun?”. Nereden nereye varmak istediğini sezinlediğimden yanıtımı genişçe vermek gereğini duydum.


“ Soykırımını kendi tarihçileri bile kabul etmiyor. Bir dönemde aynı coğrafyalarda yaşayan iki halk sömürgeci devletlerin kışkırtmasıyla karşılıklı çatışmaya girdi. Dünya siyasal dengeleri de değişince ortada kaldılar. Güvenlikleri açısından göçürülmeleri siyasi araç yapıldı. Cumhuriyetin kurulmasıyla da sorun antlaşmayla bitti. Şimdi her iki devlette kendi yaşamını sürdürüyor. Kışkırtmalar kesilmedi, süreceğe de benziyor. Tarih araştırmacısı işin derinine varmak amacındandı. Sevdiğim birisi olmasa yanıt vermeyecektim ama yanıtlamak, kendi yolumun ayrıcalığını vurgulamak gerekiyordu.


“Yirminci yüz yılın başlarında İngiltere çıkarları doğrultusunda Kafkas insanlarının bölünmesini gerekli görüyordu. Ermeni toplulukları engel gördüklerinden bölgeden çıkarılmalarını istiyorlardı. Doğrudan işe girişmektense dolaylı yolları seçerek Rusya’nın siyasayı uygulaması istedi. Rusya doğrudan Kafkasya ile sorun çıkarmak yerine işi Osmanlı devletine yönlendirdi. Bir bakıma Jandarmalığını verdi. Osmanlı gizli siyasaları sezemediğinden bölgenin boşaltılması işini Hamidiye Alayları’na verdi. Göçürülmenin önemini sezemediğinden, askerlerle / göçürülenlerin geçmişteki akçalı ilişkilerini bilmediğinden, kalan malların denetim ve kayıtlarını tutamadığından, talanı önleyemediğinden, çatışmaları önlemekte yetersiz kaldı. İstenmeyen olaylar yaşandı. Yıkıldıktan sonra Cumhuriyet yönetimi sorunu çözüp iki halka da barışı sağladı. Bölgede kalanlar yoksul, çatışmalardan çok yara alanlardır. Yaralarını sarmaya çabalıyorlar. İşbirlikçiler Avrupa ya, Amerika’ya sığındı. Kopuntu halklar olarak varlıklarını sürdürmeye çabalıyorlar. Ben tarihten çok, Anadolu’da yaşayan kırsal halkın yaşamıyla, sosyal ve kültürel boyutlarıyla, yazını ve sanatıyla ilgileniyorum. Anadolu kökenli Ermeni yazarların söylemleri kopuntu Ermenilerden farklı görünüyor. Doğduğu topraklardan, komşularından, işlerinden, aşlarından uzaklaştırılmalarından tedirginler, dönemeyeceklerini de bildiklerinden, Anadolu da kalanlarına özlem büyütüp ağıt yakıyorlar.”


“Senin bakış açın hümanist ama içinde bulunduğumuz toplum düşüncelerini anlamaz, saptırır, başına iş açarsın sonra.”

“Tarih kıyıcıdır. Katiller kurbanlardan daha iyi tanınıyor nedense ( Eliezer Wiesel). Tarih bazen çıldırırmış ta ( S. J. Agnon)”. Etnik ayrımcılığın yıkımlarını yaşamış yazarlar boşuna söylememiş bu sözleri. Çatışmacı değil insancıl noktalarda birleştirici olmaya çalışıyorum. Halklar arasında çıkarılan karmaşalardan başkaları yararlanır, her halk kendi yarasını kendisi otamak zorundadır. Şimdi bile yayınevleri arasında yayın siyasalarında kışkırtıcılığın izlerini sezebiliyorum.


“Sen yine de tarihi yabana atma, tarih bilinmeden yazın yorumlanamaz.”

Tartışmalarımız, düşünce değişmelerimiz, doğru noktalarımız, eksikliklerimizle yaşayıp gidiyoruz. Tarihçi- yazın tutkunu saygısı doğrulara götürüyor sanırım. Sürem içerisinde Türkçenin konuşulduğu komşu ülkelerin yazınlarına yoğunlaştıkça bölük pörçük bilgileri toparlamak gereği de duyuyorum. Ayrıntılarda dolaştıkça, yaşanmışlıklarda edilen sözlerin derinlerini düşündükçe çatışmalardan çok insanlığımızı yeniden bulmamızın gereğini inanıyorum. Yüzlerce yanal Ermeni Tarihi’ni de okudum. Gördüm ki, dünkü toplama uluslar değilmişiz, geçmişimiz binlerce yıl öncelere uzanıyormuş. Sözün, yüzün, yaşamın komşuluğu buymuş demek. Gördüm ki, aynı dili konuşan halkın doğusuyla batısı aynı konuda, aynı duyarlılıkta olamıyormuş.


Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden doğuş ve dinde değişimler dönemi otuz yıl sonra kesintiye uğradıktan sonra, eski siyasaların yeniden ortaya çıkmaya çabaladığı yılların çocukları olarak din- etnik ayrımsamaların somut örnekleri yaraladı belleklerimizi. Tutucu olanlardan çok ilerici düşünceler de o yıllardan yüklendi belleklerimize. Önemsiz gibi görünse de kasabadaki Rum esnafa, Ermeni değirmenciye, alevi köylüye amca-dayı demeniz hoş görülmezse nedenini sorgulamak gereği de duyulur sanırım. Her beyini, insancıl düşünceyi düşmanlaştıramazsınız. Aynı okullarda, askerlikte, toplum içinde yaşamak zorunda olduğumuza göre hoşgörüyü de yaşamın içinden sezinlemeyi başarabilenler aydın olabiliyor sanırım. İleri yaşlarımda çok dilli, çok kimlikli bir ülkede yaşadığım ilişkilerin sonuçları düşüncelerimde haklılığımı gösterdi. Yazarlar, sanatçılar, bilim insanları, sinema tiyatro oyuncuları, kitaplar, müzik, resim, kısacası kültür, insanlığın kopmaz bağlarını oluşturuyor sanırım. Ülkeler birbirlerini tanımak isterken savaş kahramanlarından bağ kurmuyor. Hiroşima dersem Japon komşum Kurtuluş Savaşı diyor ama Mustafa Kemal’i de soruyor. İranlı komşuyla bağımızı kuran Ömer Hayyam, Sadık Hidayet, Nazım Hikmet oluyor. Bu bağlamda komşu ülkelerin yazınlarını tanımak tutkudan da öte zorunluluk oluyor.

-

Ermeni Yazınının Doğu Yüzü:

Doğu- Batı Ermeni yazını olarak ayırmanın, ayrı incelemeye çalışmanın nedeni salt coğrafya değildir. Okuyup yazdıkları abc’ den de kaynaklanır. Doğu Ermenicesi.

Armani, Rusya Ermenilerinin resmi dilidir. Rusya, İran, Hindistan Ermenilerinin yazın dilidir. Ermenicenin altmıştan fazla diyalektiği (ağzı) vardır. Aralarındaki ayrılık o denli büyük ki aynı ağzı konuşanlar bile birbirleriyle anlaşamazlar. Yafes teorisine göre Hint- Avrupa dil kümesindedir. İ.S:387 Sasaniler döneminde Doğu Ermenileri Pers egemenliğinin, Batı Dili olarak Aramca ve Yunancayı kullanıyorlardı. V. Yy. da Mesrop Maştots Ermeni abc’si Graber ‘i oluşturması önemli bir oluşumdur. Ermeni yazını Arap, Selçuklu, Osmanlı, Rus kültüründen etkilenir.Birbirlerinden bağımsız olarak gelişmeye çabaladıkları görülmektedir. Birbirinden ayırıcı iki kavramı bilmek de okunanın anlaşılmasına yardımcı olur sanıyorum.


Hayk: Nerden geldiği belli olmayan göçlerle Urartu bölgesine gelir. Güneş tanrısı Bell’in egemenliğine girmek istemez. Van Gölü, Karduk bölgesine göçerek yerleşirler. Hay, Hayastan, Haykeşen önadını benimseler.

Aram: Mit kahramanları Urartu Kralı Aram’dır. Kapadokya yandaşı Titanidler’savaşırlar. Armanien, Armanı önadlarını benimserler.

Doğu yazınının özeği Tiflis’ den Erivan’ kaymıştır. Rus, Sovyet yazınından etkilenmiştir. Daha önceleri Kafkas yazını olarak algılanıyordu. En büyük kitaplıkları Erivan’ da Matenadaran’dır. 19.yy. Mihitaristleri ( Katolik ) Ecmidin de Venedik Özeklidir. Siyaset olarak Hınçak Sütyun ( sosyalist ve terör yanlısıdır.) Kafkas yazını olarak algılanması, çok dilli ve çok dinli Kafkaya’da Doğu+Batı bileşimi yaratmak amaçlıydı ama amaçlarına ulaşamadı. Dönemsel özgünlüklerde gösterir. İlk Dönem ( V- X1.yy), orta dönem ( XII-XVII. yy.) , Yeni Dönem (XVIII-…)Yeni dönem daha çok Sovyet etki alanı içinde, gizli kalkanı Rusçuluktur.


( 1919-1991 )Rusça devlet dili, güçlü Rus yazını tartışılmazdı. Rus yazını küçük kardeş halkların yazınını koruyucu kanatları altında alarak gelişmesine yardımcı olacaktır. Ermenice’den Rusça’ya; Rusça’dan başka dillere çevrilerek geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. S.S.C. B’deki siyasi yazgısı nedeniyle Batı Ermenileri yazınından yalıtılmıştır. Sovyet yazın bilimcilerinin inceleme ve yorumlarıyla yazın tarihine kayıt edilmiştir. S.S.C.B öncesinde kendi yazınları olarak biliniyordu. Rus yazını Ermeni yazınını etkisi altına almakta gecikmemiştir.1991 sonrasında bağımsız doğu Ermeni yazınını oluşturma girişimleri hız kazanmış fakat eldeki veriler çok dar çerçevede, yetersiz kalmaktadır. Yoğun çaba kapsamında 1983 yılındaBruyusovski Çteniya dergisinde L.M.Mkrtıçyan’ın 1915’de yazdığı “ Ermenistan Şiir Seçkisi” ni yayınlayarak Klasik Ermenistan Şiirini ortaya çıkarır. Acm. Dillen (1884); “ Ermeni yazını fakirdir.Kaliteli tek bir eserle karşılaşmıyoruz. Ortada olanlar da eski dönemle ilgilidir, fikir vermiyor. Varlığı da tartışmalıdır. Çözüm getirmiyor” gerçeğini saklayamaz.(İ. Gunin).

Rusya’da ilk Ermeni gazetesi “Arevelyan Tsanutsmuh” 1816’da Astrahan’da yayınlanır. 1846 ‘ da Tiflis’te “Kovkas”, (1850-51 ) de G. Patkanyan yönetiminde “ Ararat”; 1815’de Moskova’da Lazarevski Enstitüsü, 1825’de Tiflis’te “Nersesyan” okulları Ermeni kültürünün yaymaya çalışır. Rus yönetimi 1894’de baskı uygular, kitapları toplar yakar. 1907’ye değin suskun dönem yaşanır.


“Armanakyan Muza”,(1914-1917 ), “Armanyansky Vestnik”,Armayansky Belleteristi” Rusça bilen Ermeniler yönelik yayın yapan gazetelerdi. Stepenos Grigoriyeviç Mamikonyan başkanlığında, Rus şair Valeri Yakovloviç Bryusuv ve Maksim Gorki çabalarıyla bir komite oluşturulur. Devlet ödenekli komitenin sözde amacı, “ Ermeni yazınını Rus okura tanıtmaktır.” “ Ermeni Edebiyatından Seçmeler” yayınlanır. Girişimin siyasi amacı ise; “ Doğu Ermenilerinin Türkiye’ye karşı karalama savaşımına taraftar toplamaya yardım etmektir.” Ermeni Milliyetçiliği özüne dayanan Hınçak terör komitelerinin örgütlenme, yayılma dönemleridir. Komite üyelerinden Veselovski dışındakilerin hiç birisi Ermeni abc’sini bile tanımıyor, Ermenice bilmiyorlardı. Girişimler başarısız olunca Ermeniler Rusça ’ya ( Podsroçnik) olarak verilen ilkel yöntemlerle çevirirler. Bundan da istendik sonuç çıkmaz. Doğu ermeni yazınının her evresinde sanatsal kaygılar siyasal söylemlerin gerisinde kalmıştır. Başka bir ulusu karalama çabası öne çıkmıştır. 1987 yılında “ Iskri”çeviri romanında İslam’a karşı Ermeni Halkın ayaklanmaları destanlaştırılır. Siyasi içerikli yaymaca (propaganda) yoğunlukludur. ( Türkiye’de acı çeken Ermenilere kardeş yardımı) özeklidir. Salt Ermeni yazarları, şiirleri değil; yazın ve dilbilimciler de düşmanlık körüklerler. Şiirde olduğu gibi düz yazıda da bir yoksulluk vardır. Seçki hazırlamaya bile değer görmez Bryusov. Doğu Ermeni yazını yazarları sosyaliz öncesinde Batı Ermeni yazınından habersizlerdir. Doğu Ermenice çeviriler bire bir değil uyarlamadır. Batı tanrılarına Ermenice adlar verirler. Türkçe-Ermenice, Ermenice- Türkçe çeviriler daha resmilik kazanmamıştır. Bilimsel olarak da incelenmemiştir. Yazınsal yapıtlar, yazın kurallarına göre yazıldığından daha tarafsız olmak zorundadırlar.

Martiroloğlar: Rahip ve rahibelerin çileli yaşamlarını anlatır.

Susanik’in çektiği Acılar: Gürcülerde de anlatılır. Ermeni- Gürcü ortak anlatımıdır.

MesropMastots: Gürcü sarayında çalışır, Ermeni ve Gürcü abc’sini yaratır.

Şiirleri diz temalı şarkılardan doğmuştur. XIII-XVI.yy. din dışı konulara yönelir.

Tanınmış Yazarları:

Hovhannes TUMANYAN: (Tiflis,1869) Şair. Ermeni halkının sosyal yaşamını, doğasını öne çıkarır. Tacikistanlı Ömer Hayyam’dan esinlenir, AhtamarBalladı’nı yazmıştır.

Avetik İSAHAKYAN: ( 1875-1957) Şair. Sovyet Bilimler Akademisi üyesi, Devlet Yüksek Ödülü, milletvekili, ateist, güneşi yüceltir. İngiliz- Alman yazınından Ballad (Güzelleme) dönüştürdüğü Ahtamar balladıyla bilinir.

Yelena ÇuUDİNOVA-Roberta HOVHANESYA: Ermenistan halkbiliminden beş söylenceyi derlemiştir.

Silva GUBİDİKYAN: (Erivan; 1918-1977) Ermeni filolojisi, Moskova’da Rus Edebiyatı öğrenimi gördü. Edebiyata şiirle başladı. 1962-63 yıllarında Lübnan, Suriye, Mısır, 1974’ de Kanada, Amerika’yı gezdi. “ Mozaik Ruhun ve Haritanın Renkleri” ni yazdı. Ana yurttan ayrı kalan Ermenilerin ikinci yurtlarındaki yaşamlarını, acılarını, çilelerini, zorlukları anlattı. 1957’de unutulmaz şiiri “ Asurlu Kadın” da, büyük kentlerin kaldırımlarında ayakkabı temizleyen Ermeni kadını anlatır.

Ermeni sorunuyla ilgili her konudaki birlik, toplantı, karar toplantılarında, siyasi karar vermede,Batı Ermenilerinin düşünce ve önerilerini önemsemez, kara ve yetkiyi kesinlikle ellerinde tutarlar. Batı Ermenileri de tutumlarının ayrımında olduğundan ikincil, önemsiz görünmeyi sindiremezler. Gerçeği bildiklerinden Anadolu’daki kaçgöç döneminde doğu Ermeni Çetelerinden uzak durmalarına karşın çok sıkıntı çekmişlerdir.

*

Ermeni Yazınının Batı Yüzü;

Tarihsel köken birliğinden gelen, doğudan ayrıcalıklı etmenleri olan yazın doğdu. Merkezi İstanbul’dur. Kapsamı içinde günümüz Ermenistan sınırları içinde yaratılan yazını da kapsar. Öncü bir gelişme göstermektedir. Dünya yazınında da bilinen, tanınan Batı Ermeni yazınıdır. Dinsel ve politik etkilerden uzaktır. Ecmiadzin ( İstanbul) yazın ve kültürden çok dinsel bir görev sürdürdüğünden yazın, kültür, sanat daha özgür bir ortamda gelişmiştir. Siyaset olarak da Taşnak Sütyun ( Sosyal Demokrat) çizgidedir. İttihat-ı Terakki döneminde yönetimden destek almış yer yer Anadolu da karışıklıklara araç olsa da Anadolu halkına kıyıcı olmamıştır.

Doğu Ermenilerinin Anadolu Ermenilerinden yalıtılmış olması yazınsal alana da yansımış, Batı Ermeni yazını Avrupa ve Dünya yazınından da yararlanmıştır. Fransa, Almanya, İngiliz yazınıyla erken evrelerde tanışmıştır. Dr. Pars Tuğlacı bilgi ve belgeler sunarak, Batı Ermeni yazınının Türkçe ve Ermenice çalışmalarını İzlemektedir. Düz yazıda da önemli gelişmelerin olduğunu vurgular. Doğu- Batı ayrışması sonucunda abc’den kaynaklanan sıkıntılar giderilir. V.yy. Aramca ve Yunanca abc yerine Mesrop Maştots’un saptadığı Grabar’ı kullanıyorlardı.


Batı Ermenileri 1950’den sonra (Aşharaban) yeni Ermeni abc’sine geçerek dilde ve yazında yeni bir atılımla gelişme gösterdiler. İran ve Hindistan dışındaki Ermenilerin geniş ve evrensel yazın dili olmuştur. Osmanlı topraklarında bildiğimiz ilk basımevinin kuruluş tarihi (İ.S.1727) olarak bilinse de; 1503’te Seferad Yahudileri, 1567’de Tokatlı Ermeni Apkar Tıbir tarafından kurulduğunu, Türkçe yapıtların da Arap abc’siyle basıldığı görülür. 1926’da ilk harita, 1929’da ilk kitap basılır. 1956 yılında İlkokula giderken okuduğumuz abc’nin (alfabe) resimlerini de Ermeni grafik sanatçıları çiziyordu.


Dr. Pars Tuğlacı, yaptığı incelemelerinde Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün inceleme yazılarında ; “Ermeni Arşak Çobanyan- Ermeni Âşıkları” çalışmalarıyla Türk yazınını da etkilediğini söyler. 1914’de Ömer Seyfettin “ Bir Ermeni Gencin Hatıra Defteri” ni yazar. 1920 sonrası Anadolu doğumlu Batı Ermenisi yazarların konularında Anadolu’yu kırsalıyla kentleriyle, kasaba ve köyleriyle anlattıklarını görürüz. Öykü, roman ve şiirlerde çok dilli, çok dinli insanların birlikte yaşamı anlatılır. Türkçe’ye çevirilerinden okuduğumu; “Yervant Gobelyan, Anton Özer, Ruben Maçoyan, Toros Toroyan, Sergey Vartanyan, Mıgırdiç Margosyan, Zaven Biberyan, Hagop Mıntzuri, Hamasdeg, Kirkor Ceylan, Ara Güler, Hırant Dink, William Saroyan, Yervant Odyan, Episkopos Karekin Sırvantsyan, Bedros Turyan, Aret Gıcır(Azınlıkyan),Raffi Kebabcıyan, Boğos Levon Zekiyan, Aram Andonyan, Ohan Karakutu, Aram Pehlivanyan, Kegam Der Garabedyan,Armenouhie Kevonian, MıgırdiçArmen, Hayk Açıkgöz,……….”****


Öykü, roman, şiir, grafik,karikatür, ses, sinema alanlarında etkin çalışmaları olan Anadolu Ermeni yazarlarını yok saymak olanaksızdır. Yazdıkları yöreler, yıllar, konular, incelendiğinde Türk yazınından ayrıksılıkları görülmez. İçe içe yazarak ulusal yazına katılmışlar, evrensele en yakın yazarlardır.

Adını usumda tutamadığın, Fransız yurttaşı Ermeni yazarın bir kitabını okumuştum. “Türk ve Ermeni halkın barış içinde, kültürel bağlarını, etkinliklerini paylaşarak;iki ülke arasında karşılıklı gidip gerek daha sıcak ilişkiler geliştirebilir mi?Doğduğum topraklara göçsem yaşamımı sürdürebilir miyim ?” sorusuna yanıt arayan gezisinin notlarını okumuştum. Yazar Türkiye’yi ve Ermenistan’ı iki ay gezdikten sonra Fransa’ya döndüğünü iç kırıklıklarıyla anlatır. Nedenini de uluslararası paylaşım savaşıma bağlar. Yaşadığımız dünyayı tek elden yönetme ve yönlendirme, sömürme savaşımı oldukça olanaksız olduğuna inanmaya başlar.

Yazarlar, yazın sevdalıları, yazının ve kültürün insancıl bir dünyada sürgit değişmez değerler olması gerektiğine inanan insanlar…. Kopuntu düşüncelerden uzak, kültür özekli bir yaşamı kurabilme savaşımında çağımızdan sorumlu olduğumuz denli özgörev olarak da bilmek zorundayız.Yazının kardeşliği temelinde etnik ve dinsel ayrılık söylemlerinden uzak, geleceğin kültürüne çaba harcamak zorundayız. Türk yazının binlerce çiçek kokusundaki zenginliği içinde Ermeni yazarları, sanatçıları da çok renkli çiçekler olarak var olmalıdır.

“Hangi koşulda olursa olsun, hiç kimse doğduğu topraklardan uzakta yaşamak zorunda kalmasın. Hayk Açıkgöz- Bir Ermeni Doktorun Anıları”


Ödemiş;30 Mayıs 2019




* Prof. Dr. Birsen Karaca. Ermeni Edebiyatı Seçkisi. Kültür Bakanlığı Yayınları-2001

**Mıgırdıç Armen. Hegnar Çeşmesi. Roman. Ayrıntı Yayınları

*** Belge ve Aras Yayınevleri.

**** Aras Yayıncılık Kataloğundan.

***** Armenouhie Kevonian. Gülizar’ın Kanlı Düğünü. Anı. (Çeviri: Aslı Türker- Ece Erbay). Aras Yayıncılık-2015