BU ŞİİRİN ŞAİRİ KİM ?

-KOLAY KABULCÜLÜĞE BİR GÖNDERME …-

-Nail ÇAKIRHAN'ın Ödül alan AKYAKA'daki evi.-

Kadın Telakkisi

Kimi der ki kadın ;

Uzun kış gecelerinde,

Serip* bir döşek gibi

Yatmak içindir.

Kimi der ki kadın ;

Yeşil bir harman yerinde,

Dokuz zilli bir köçek gibi

Oynatmak içindir.

Kimi der ki, hamur yoğurur.

Kimi der ki, çocuk doğurur.

Her ağızdan bir söz:

Kimi der ki, ilk göz ağrım.

Kimi der ki, onunla dolu bağrım.

Kimi der ki, bunca yıldır yaşıyorum ayalimdir.

Kimi der ki, boynumda taşıyorum vebalimdir.

Ne bu,

ne şu.

Ne öyle,

ne böyle.

Ne döşek,

ne köçek.

Ne ayal,

ne vebal…

O benim;

Kollarım, bacaklarım, dudaklarım,

Ve başımdır..

Yavrum, anam, öz kardeşim, karım,

Hayat arkadaşımdır.

/

Haftalık Resimli Ay – Ocak 1931, Sayı 9

* Resimli Ay’da “ çekip bir döşek gibi “ olarak geçiyor.


Son mısra “ Kavga yoldaşımdır “ olacakken, kanuni sakıncadan dolayı, Nazım Hikmet’in önerisiyle “ Hayat arkadaşımdır “ şeklinde basılmıştır.

Birinci baskısı, Kasım 1996 yılında Scala Yayıncılık, Şiir Dizini’nde “ Daha çok onlar yaşamalıydı ‘ isimle yapılan şiir kitabının 31. ve 32 sayfalarında geçen yukarıdaki şiir, ilk defa Haftalık Resimli Ay – Ocak 1931, Sayı 9 yayınlanıyor. Bu şiirin şairi, çoğunlukla Nazım Hikmet’le karıştırılan Nail V.’dir.

Edebiyat ve Eleştiri Dergisi’nin 89-90 sayısında “ Nazım Hikmet’in düşünce evrimini hızlandıran nedenler ve kadına bakış açısı”’ başlığı altında kaleme aldığım inceleme yazımın son bölümüne kaynak göstermeden “Nazım’ın ezberimde kalan “ Kadın” adlı şiirinden” diye, bir kaç dizesini yazmıştım. Hem şimdi bu hatanın nereden geldiğini hem de öğrendiğim gerçeği doğru aktarmak adına, bu konuyu gündemime almış bulunuyorum.

Bu şiiri yıllardır, kürsülerden Nazım Hikmet’in diye dinledim. Karşılaştığım yüzlerce yazıda Nazım imzasını gördüm. Sizde google üzerinden bir tarama yaptığınızda, yüzlerce sitede bu şiirin Nazım Hikmet imzasıyla yayınlanmakta olduğunu ve kimilerinin bazı gazetelerin köşe yazarlarına ait olduğunu da görebilirsiniz. Doğrusu, Nazım’ı yakından takip etmeye çalışan biri olarak , tüm kitaplarını okumuş ve bu şiire hiç rastlamamıştım. Bununla beraber, sözlü edebiyatı, ortaya henüz yeterince dökülememiş kaynakları da hesaba katarak, “bu şiir Nazım’ın olabilir, yoksa şimdiye kadar birileri çıkar yanlışa dur ! der”, diye düşünüyordum. Bir de, Pir Sultan’a, Köroğlu’na nasıl sonradan şiirler mal edildiyse, Nazım’ın sevenleri tarfından yazılmış bir şiir olabileceğini de hesaba katıyordum... Ama, kafamı kemiren bu dünya güzeli şiirin ip ucunu ancak bugünlerde bulabildim. Ve girişimlerim sonucunda TÜSTAV başta olmak üzere yazarın yakın dostlarından Thomas Schmmitz’e kadar ulaşdım ve gereken anahtar bilgileri aldım. Londra’ya ulaşan kaynakları daha çok zenginleştirdiğimde, konuya ve Nail V. ‘ye ilişkin daha ayrıntılı bir inceleme yazısı da kaleme almayı planlıyorum. Bu yazımda, Nazım Hikmet’le Nail V.’nin neden karıştırıldığına yönelik bir çalışmanın yanısıra, Nail V.’nin şair - gazeteci kimliği, sanatı, mücadelesi ve şiirin geçtiği dönemin bazı özelliklerini küçük notlar halinde aktarmaya çalışacağım. “ Kadın Telakkisi “nin de içinde yer aldığı ve bu kitaba, ismini veren “Daha çok onlar yaşamalıydı “ şiirini anmadan da geçmek istemiyorum.


Daha Çok Onlar Yaşamalıydı

Onları hep birer birer

Tanıyorum,

Onlarla yan yana,

Boyanamadığım diye kana

Kendi kendimden utanıyorum.

Daha çok onlar yaşamalıydı,

Daha çok onlar haketmişlerdi bunu.

Daha çok onlar bilirlerdi

Yaşamanın ne olduğunu.

Ben onlardan öğrendim

Sevmeyi sevilmeği,

Bana onlar öğrettiler

Dostu dost düşmanı düşman bilmeyi

Kafamı onlar yoğurdular.

Orada yepyeni

Taptaze

Gıcır gıcır bir alemi

İlk önce onlar kurdular.

O topraklarda ayrı gayrı bilinmez.

O topraklarda hep el ele tutulmuştur,

O topraklarda dert unutulmuştur;

Burcu burcu ekmek kokan baharda,

Ağız dolusu gülünür o topraklarda.

Daha çok onlar yaşamalıydı,

Daha çok onlar haketmişlerdi bunu;

Daha çok onlar bilirlerdi

Yaşamanın ne olduğunu.

Kavgam onların adıyla anılılır.

Onlar öyle aç,

Öyle çıplak

sanılır

Ama;

İlk önce onlar

altettiler yokluğu,

Onlar tattılar,

İlk önce asıl tokluğu.

Daha çok onlar yaşamalıydı.

Daha çok onlar haketmişlerdi bunu;

Daha çok onlar bilirlerdi

Yaşamanın ne olduğunu. ( 1 )

Yeni Edebiyat, 15.11.1941, sayı 26

1910 yılında Muğla’nın Ula ilçesinde doğan şairimiz, isim yönünden zengin görünüyor ; Nail V., Beşinci Nail, Nail Vahdetti, Nail Çakırhan ve bugün kitaplarının son baskısında kullandığı ise Nail V. Çakırhan. 1930 - 1940’lı yılların edebiyat dünyasında daha çok adı Nail V. Olarak geçmektedir. Ve gazeteci, şair olarak tanınmaktadır ( Sözünü ettiğim isim çokluğu okadar çok karışıklığa yol açıyor ki , “ Daha çok onlar yaşamalıydı”nın toplam iki baskısı 1996 – 1999 yıllarında aynı yayınevi tarfından yapılmasına rağmen, ilkinde Nail V., ikincisinde ise Nail V. Çakırhan olarak basılıyor ). Üç yılda 2 ayrı isim, hem de günümüzde...

Liseyi Konya ‘da okuyan şairimiz 10.sınıfta “ Kervan Dergisi ” ni, Lise sonda ise arkadaşlarıyla “ Halka Doğru Dergisi ” ni çıkartır.

“...çıkardığı ‘Halka Doğru’ dergisinde yayımlanan ‘Alev Yağmuru’ başlıklı şiiri yüzünden derde girer başı. Müstebitlerden, derebeylerinden söz eden bir şiirdir bu. İhbar üzerine Konya Emniyeti tarafından gözaltına alınır. Tam da bakalorya (olgunluk) sınavlarına hazırlanmaktadır. Sorgulamalardan sonra, onun yanında, yetkililerle Ankara arasında bir telefon konuşması geçer. Telefonun öteki ucundan verilen talimatı çok net olmasa da duymuştur? ‘Bırakın çocuğu! Ayıptır...’ Atatürk'tür bu talimat veren.

"Ben bu şiirle Atatürk'ü değil, Muğla'daki ağaları benzetmiştim derebeylerine. Atatürk biz gençler için müthiş bir deha, taptığımız bir insandı. Ona hakaret etmeyi düşünmem bile münkün değildi. İşgüzarın biri şiiri ters yorumlamiş ve nezarete attırmıştı beni. Sınavlara polis refakatinde gidip geldim.”

Aynı şiiri yüzünden bir kez de İstanbul'da dava açılır hakkında. Resimli Ay dergisinde çalışmakta olan Nazım Hikmet çok beğendiği şiiri Hukuk Fakültesi öğrendilerinin çıkarmakta oldukları ‘Hareket’ dergisinde yayımlatmıştır. Üstelik de tam sayfa ve iri puntolarla. Konya'da takipsizlik kararı aldığı halde İstanbul'da ki davada altı ay ceza yer. Ancak, temyiz bu kararı resen bozar ve beraatına karar verir. Nazım Hikmet'le de bu olay dalayısıyla tanışırlar. “

Lise bitirme ve olgunluk sınavlarında çok iyi notlar almış, yüksek öğrenimini parasız yatılı olarak yapma hakkı kazanmıştır. İstanbul Tıp Fakültesi'ne yaptırır kaydını. Bir süre sonra doktorların geçim kaynaklarının başkalarının hastalığına bağlı olduğu düşüncesiyle Tıbbiye'yi bırakıp Hukuk Fakültesi'ne geçer. Benzer düşüncelerle oraya da fazla ısınamaz. Nazım Hikmet'in önerisiyle basında çalışmaya karar verir. Bir yandan Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlik yapar, bir yandan Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam eder ve bol bol şiir yazar.Yazdıkları Resimli Ay'da yayımlanır.

Nazım'la dostlukları kısa sürede ilerlemiştir. 1930'da ortak kitapları 1+1=Bir'i çıkarırlar. Bir dönem Nazım Hikmet'in babasının evinde birlikte yaşarlar. İki yıl sonra da 'komünist teşkilat kurmak'tan gözaltına alınırlar.

"Cağaloğlu yokuşundaki polis teşkilatında bir ay boyunca işkence gördüm. Sonra da otuz arkadaşla birlikte cezaevine düştük. Bursa Cezaevi'nde Nazım'la aynı koğuştaydık. İki buçuk yıl kaldık. O bol bol şiir yazıp durdu …”der, ( 2 )

Nail V. Çakırhan’la Nazım Hikmet’in dostluğu 'Alev Yağmuru' şiiriyle başlar, ama Nazım’a bu da yetmez, deyim yerindeyse Çakırhan’ı siyasi düşünce açısından da örgütler, sosyalist - komünist olmasına öncülük eder, adeta kol kanat gerer, yoldaş olurlar. Nazım, hatta onun için 1931 yılında bir de şiir kaleme alır ( Hoş Geldin ). Yalnız, bu şiirin yazılış tarihinde çelişki görünüyor. Çünkü, iki ayrı tarih var. İlki, 1931 Ocak, Nail V,’nin “Daha çok onlar yaşamalıydı” kitabında geçtiği şekliyle , diğeri ise Nazım’ın “Benerci Kendini Niçin Öldürdü “1932 Birinciteşirin 5. Çarşamba gecesi şeklinde, yazılı. Çeşitli aralıklarla tekrardan basılan ikinci bölüm, Adam ve YKY baskılarında ‘1932 ’ olarak geçmekte.


HOŞ GELDİN

Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun...

Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik, Gözledik...

Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta...

Hoş geldin. Yerin hazır.

Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM...... ( 3 )

1931 Ocak

“ * Bir yıl süren Muğla ayrılığı dönüşünde Nazım Hikmet tarfından Nail V. İçin yazılmıştır.” açıklaması kitaba not olarak da düşülmüş bulunuyor.

Çakırhan 1934 yılında, Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamaları nedeniyle hapislikten kurtulunca, Nazım’ın 1921’de yaşadığına benzer, kendine yeni bir bilgi açlığı rotası çizer. Ve yönünü sosyalizmi öğrenmek üzere Moskova’ya çevirir. Üniversite öğrencisi, işçi ve evli bir devrimci olur “...1934'te kimseye haber vermeden ortadan kaybolur. İstanbul'dan Hopa'ya, oradan da bir arkadaşının yardımıyla Sovyetler Birliği'ne gider. Komintern'le ilişki kurar ve Moskova'da Puşkin Meydanı'na yakın bir yurtta üç ay Rusça öğrenir. Ardindan Moskova Doğu Halkları Üniversitesi'ne (KUTV) girer. Orada iki buçuk yıl sosyalizm ve ekonomi görür. Stalin, Tito, Hoşimin, kruşçev , Dimitrov gibi önemli siyasetçilerin bazılarını görür. Bazılarıyla tanışma fırsatı bulur. Öğrenimi sürerken bir yandan da uygulamaları yakından görmek ister ve kendi isteği üzerine Moskova yakınlarında bir tekstil fabrikasına gönderilir.

"Fabrika da dört bin kadar kız çalışıyor, hepsi de 18-20 yaşlarında. On kadar da erkek... Nasıl kurtulursun dört bin kızdan? Evlendim."Evlendiği kızın adı Taisa'dır…”der. ( 4 )

Dayanışmayı daha da ileri taşıyarak, birlikte şiirler yazmaya ve ortak kitap çıkartmaya kadar giderler. O dönemde, Nazım’ın Resimli Ay dergidinde çalışmaya başlamasıyla, kullandığı devrimci şiir dili ve tekniği genç kalemler arasında kabul görmekte ve hızla yayılmaktadır. Çakırhan’da bu genç şairlerden biri olur. Çakırhan Nazımdan çok etkilendiği için şiir dilleri ve biçimleri zaman zaman iç içe geçebilmiştir. Bursa Cezaevi’nde Nazım’la aynı koğuşda iki buçuk yıl yatan Çakırhan, Sultanahmet Cezaevi’nde 8 Şubat 1948’de eşi Halet Çambel’e aşk mektupları yazarken Nazım’ın şiirinden alıntı dahi yapmıştır;


Sevmek mükemmel şey, delikanlım

Sev bakalım

Mademki kafanda yıldızlı bir gece var

Benden izin sana

Sev sevebildiğin kadar" (5)



1930 – 1940 yıllarında; gerek dünya görüşleri, şiir anlayışları , benzer iş ve çevre içinde bulunmaları, gerekse Çakırhan’ın şiir kitabının çok geç basılması ve kitabın yeterince tanıtılmaması, yapılan sözlü hataların kanıksanarak yazı ortamına da hatalı yansıması nedeniyle yanlışlıklara düşülmektedir. Bununla beraber hiçbir gerekçenin, tekrarlanan hataların ağırlını hafifletecek cinsden olmadığını kendi adıma söylemek isterim. Burada birşeyi daha söylemeden geçemiyeceğim; Çakırhan’ın şiirdeki üretkenliğini sürdürmemesi, son 60 yıldır şiir dünyasıdan uzak kalmayı tercih etmesi, böyle toplumcu yazar ve ozanlar üzerinde yoğunlaşan baskı kadar, edebiyatı okurla buluşturan yayınevleri ve diğer yayın organlarının zulümlerle dile gelen eserlere gereken özeni göstermiyor / gösteremiyor olmalarıdır da aynı zamanda… diye de düşünüyorum” Bunu biraz da kendisine sormak gerekir sanırım. Nazım, çok emek harcadığı Çakırhan’ın şiirdeki tıkanıklığını çok öncelerden görebilmiş ve Bursa Mapushanesi’nden Kemal Tahir’e yazdığı bir mektubunda şöyle demiştir “ Bilirsin ya ben şimdiye kadar -başka hususlarda değil sanat meselelerinde- yalnız bir defa aldandım. Bizim biçare Nail V. de. Oğlan bir türlü yetişemedi. Onu şiire teşvik etmenin azabı hala içimde. “ ( 6 ) demiştir. Nazım’ın yazdığı mektupların bu dönemi, kitapta Malatya ( 1941 – 1944 ) dönemine denk düşüyor. İncelemelerim büyük ihtimalle 1941 yılını işaret ediyor. Oysa Çakırhan, on yıl önce 1931’de mükemmel şiiri ‘ Kadın Telakkisi ‘ni yazabilmiştir.

Çakırhan, Nazım gibi soyalist düşünceyi taşımaya başladığı yıllardan itibaren, hayatına giren sevinçleri, ayrılıkları, acıları, hatta bazı yönden aşk coğrafyaları dahi benzerlikler gösterir. Bu konularda kendi ağzından , Thomas Schmitz ile yaptığı ropörtajda şöyle der ; “…İlk önce "Cumhuriyet", sonradan "Tan" için çalıştım. "Tan" o bakımdan bizim için önemli çünkü o zamanda, kırklı senelerde, Türkiye'de tek parti sistemi sallanmaya başladı ve bizimde desteklediğimiz "Demokratık Parti" kuruldu. Hükümete karşı değildik sadece muhalefet olarak ikinci bir parti gerekliydi. Bu arada "Görüşler" gazetesi 50.000 tirajla piyasaya çıktı. Düşünülürse "Cumhuriyet" ve "Tan" gazetelerinin ikisinin toplam tirajı 15.000 idi.

Hareketli bir zamandı. Matbaamız bir keresinde saldırıya uğradı. Tahrip edildi ve çağırdığımız güvenlik güçleri yalnız komşu dükkanları korumaya aldılar. Ben ancak çatıdan kaçarak canımı kurtarabildim.(...) Otuzlu senelerin başlangıcında. 1932'de cezaevine girdim (...) Siyasi nedenlerden dolayı. 1935'te af ile çıktım ve Rusya'ya gittim. Orada mülteci pasaportu ve melce aldım. Bana iş vermişler - herkes çalışmak zorundaydı - bir daire ve başlangıçta ihtiyacım olan bütün yardımı aldım. Bize bir organizasyon yardım etti ve bu organizasyon da bütün Dünyadan sadakat alarak destekleniyordu ve bizi koruma altına aldı. Benim aldığım yardım kim bile belki Amerika'dan belki de Afrika'dan gelirdi. Tekstil fabrikasında çalıştım ve akşamlarıda başka mültecilerle sohbet ettik çünkü ülkemize geri döneceğimiz için bizi hazırlıyorlardı. Orada Tito, Wilhelm Pieck ve başka bugün meşhur olan insanlarla karşılaştım. Orada bir Çinli de vardı, ismini unuttum, ama sonra Çin'de dış işleri bakanı oldu. Gottwald isimli bir Çek savandan sonra Cumhur Başkanı oldu. Orada çok insan var. Herkesin bir takma ismi vardı. Sadece birbiriyle arkadaş olan kişiler aralarında doğru isimlerini bilirdiler.(...) Ben de “ Kola “ ismi olarak evlendim ve bir oğlan çocuğunun babası oldum.(...) Evet, o zaman tüm Avrupa'da savaş kokusu vardı, herkes evine dönmeye çalışıyordu, herkese kendi ülkesi için savaşmak yada bir şeyler yapmak istiyordu. Ben de Türkiye'ye geriye dönmek istedim. Problemsiz boşandım. Daha sonra 1970 yılında edindiğim bilgiye göre çocuğum tahsil süresince devlet tarafından burslandırılmış. En azında böylece maddi problemlerden uzaktılar. (...)Yazdım, savaşa karşı, haksızlığa ve yoksulluğa karşı. Bu mesele için yetiştirildik. Geriye gelmek mültecinin anlayışıdır..”( 7 )

Nail V. Çakırhan şuan 97 yaşında ve 1940 yılında evlendiği Arkeolog Prof Dr.Halet Çambel’le mutlu evliliği sürüyor. Ve Tohmas Schmmitz’in telefonda verdiği bilğiye göre “çoğunlukla çok sevdikleri Akyaka’da ( 8 ) yaşamını sürdürüyor ve bugünlerde İstanbul’daki evlerinde bulunuyor ”. Bu arada bir başka yönününe de değinmeden geçemiyeceğim.Cezaevinden çıktıktan sonra ( 1950 ) yeni bir mesleğe ( mimarlık ) başlayan Çakırhan, 1970’de doktorunun tavsiyesi üzerine Akkaya’ya yerleşir. Doğaya, çevreye duyduğu saygı ve bilinç gereği olarak, geleneksel bölge yapı otantiğine bağlı kalarak örnek evler inşa eder. Bu örnek evlerden biri 1983’te “Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü” almasını sağlamıştır. Daha sonra bu evi müzeye dönüştürür. Gösterdiği hüner ve çabasıyla bölge halkı tarafından da sevgi, saygı görmekte olan Çakırhan’ın ödül alan eserinin sokağı, Akkaya Belediyesi tarafından “ Nail Çakırhan Sokağı” olarak isimlendirilmiştir.

Şairimizin yapı konusundaki düşünceleri ise kısaca şöyle ; “...Bir mimara kafamdan canlandırdığım bir evi anlatıyorum, o çizimleri yapıyor ve ben evi inşa ediyorum.(...) Ne yapmak istediğimi bildiğimden plan önemsiz kalıyor. Para ve kazancın öne çıkması düşündürücü. Her zaman cana yakın evler yapmaya çalıştım. Her ne kadar para ihtiyacım olsa da, para hiç bir zaman ön planda olmadı. Yalnız para kazanmak amacıyla yapılan bir inşaatta mutlak huzurlu yaşam hesabı tam yapılmamıştır. Bir kaç süslü tahtayı tavana çakmak böyle bir zihniyette pek bir şey kazandırmaz. ( ...) “ ( 9 )

1930 – 1940 yıllarının toplumcu şairlerinden Çakırhan’ın şiirdeki çıkışını uzun soluklu tutamamış olsa dahi, çıkış dönemindeki yazdığı şiirler, yazılar bugün ve yarın için önemini korumaya devam edecektir. Bugün de saygıyla, sevgiyle anmamız, korumamız gereken önemli bir değerimizdir, diye düşünüyorum. ‘ Kadın Telakkisi ‘, yazıldığından yıllar sonra dahi içerik- biçim uyumu ve devrimci duruşuyla özgünlüğünü koruyabilmektedir. Öyle ki, sınıfta kara tahtaya yazılan bu şiir yüzünden üniversiteli bir gencimiz ( 10 ) 1983 yılında okuldan atılma sonucuna varabilecek, uzaklaştırma cezası alabilmektedir. Kısaca, yazılan özgür duruşlu şiirler, yaşamın her döneminde mücadelesine hiç ara vermeden devam etmektedir.

Şairimizin yüzü, şimdi daha çok “ geleneksel mimarinin şiiri”’nden yana, çevreye ve doğaya dönük görünüyor...yolu açık, ömrü uzun olsun...

Çakırhan’ın kitaplarına göz atacak olursak ; 1942 yılının son çeyreğinde Tan gazetesinde imzasız olarak yayımladığı yazılarından hazırlanmış “Harbin Eşiğindeki Türkiye Tan Gazetesi Yazıları / 1942” TÜSTAV Yayıncılık, “Daha Çok Onlar Yaşamalıydı” ( şiir ) Scala Yayıncılık, 1947- 1950 dönemininde Sultanahmet ve Aydın Hapishanelerinden eşi Halet Çambel’e yazdığı mektuplardan derlenen “Canım Halet'çiğim - Üç Hapishaneden Mektuplar” – ( Anı ), TÜSTAV Yayınları ve sanat ve mimarlık üzerine “ Yapı Sanatında Yarım Yüzyıl Geleneksel Mimarinin Şiiri ” Ege Yayınları.



Yararlandığım Kaynaklar

( 1 ) “ Daha çok onlar yaşamalıydı “ say. 105- 106, Scala Yayıncılık, Mayıs 1999, 2.baskı

( 2 ) Nursel Duruel'in kaleminden “Nail Çakırhan” yazısı , Nail V. nin “Daha çok onlar yaşamalıydı” kitabından alınmıştır Scala Yayıncılık, Kasım 1996 , 1. Baskı

( 3 ) “ Daha çok onlar yaşamalıydı “ say. 159-160 Scala Yayıncılık, Mayıs 1999, 2.baskı. ( Ayrıca bu şiir, Nazım’ın aynı başlıkla “Hoş Geldin” 1948’de yazdığı “Yatar Bursa Kalesinde” Sayfa 172, Basım Kasım 1999, Adam Yay. geçen şiiriyle karıştırılmamalı. )

( 4 ) Nursel Duruel'in kaleminden “Nail Çakırhan” yazısı , Nail V. nin “Daha çok onlar yaşamalıydı” kitabından alınmıştır, Kasım 1996 , 1. Baskı.

( 5 ) “Canım Halet’ciğim” Say. 33 TÜSTAV yayınları, Basım Ağustos 2004.

( 6 ) “ Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar”, Say. 120, Tekin Yayınevi , Basım 2002

( 7 ) “Nail Çakırhan ile bir konuşma” Thomas Schmitz, (hulasa “Lykia Post” 'dan Mart 1998, No. 7

( 8 ) Akyaka ,Muğla ili, Ula İlçesi, Gökova Körfezi hemen başlangıcındaki köyün adı.

( 9 ) “Nail Çakırhan ile bir konuşma” Thomas Schmitz, (hulasa "Lykia Post" 'dan Mart 1998, No.7


( 10 ) Nazif Yeşillik, tam anlamıyla bir şiir tutkunu . O dönem için şöyle diyor : ” ( Yıl 1983’tü. ) Boş bir sınıfın kara tahtasına, kız arkadaşım için yazdığım “ Kadın Telakkisi ‘ için; Sınıfın birden karantina altına alınmış olduğunu gördüm. Kendim şiiri benim yazdığımı söyledim. Tutanaklar, tutanaklar, zabıtlar, disiplinler… Ve Nihayet; Nazım Hikmet şiiri dediler. Bir yarıyıl uzaklaştırma verdiler. Okuldan atılmam demek oluyordu. Hukuk savaşı sonucunda, Nazım Hikmet şiiri olarak tesbit edemedikleri için okuldan atılmam durduruldu. 1 yarıyıl uzaklaştırma cezası verdiler. . ( haklarım saklı kalmak kaydıyla...) deyip gülümsüyor. Ve ekliyor çünkü şiir sanıldığı gibi Nazım Hikmet’in değil Savunmamda da söylediğim gibi Nail V. ye aitti… Güzel insan Yeşillik’in bir de şair yanını kendi kaleminden anayım. ÖLÜM / Az önce penceremden / Ölüm girdi / Gördünüz mü? / Biliyorum yoksunuz odamda./ Sizden bana geldi de / Sorayım dedim: / Öldünüz mü? N.Yeşillik

Edebiyat ve Eleştiri, Sayı 92, Sayfa 105-110

/

BU YAZI ŞURADAN ALINTIDIR

*


DERLEYEN: Semihat KARADAĞLI

*

18 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA