top of page

Şafak Türküsü

Güncelleme tarihi: 6 Ara 2020

1

Beni burada arama anne

Kapıda adımı sorma

Saçlarına yıldız düşmüş

Koparma anne

Ağlama

Kaç zamandır yüzüm tıraşlı

Gözlerim şafak bekledim Uzarken ellerim Kulağım kirişte Ölümü özledim anne Yaşamak isterken delice

ve korkak yorgun uykusuz bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak kısa ve soğuk bir zamandır ışık hızıyla koşan oysa benim için gece düş denizinde yarattığın umut sandalıdır birdenbire batacak olan koşma anne bir ülkeyi armağan ve kıza kesmiş tepeden tırnağa oğula herbir anneye yüreği avcunda koşan (ah verebilseydim keşke çırpıntı gözlerini ısırırken Yüreğin avcunda Sonra bir umut koşuyorsun Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini Sen aralıyorsun yağmuru Orada yitik bir anne ağlıyor Ülkemin neresine bakarsa ay Sarı bir yağmur Islak Günlerden salı Bugün görüş günü 2

yanağımda tomurcuk usulca açılıverdi şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine diretmişliğimle genç düşlerimle sınırsız korkak kahraman gecelerimi ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi sen de üzülme sen de anne üzülme ne olur boşver hipokrat amca ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken sanırım baytardı 3

mutlu bir yusufçuk havalansın güneşli güzel günlere inanan düşün ki o an düşün ki yüreğin sallansın insanları düşün anne onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları ve o şafaktan doğma uzun döverken darağaçlarını her mayıs şafağında uzun deniz'i düşün anne ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde torlak kemal'i düşün anne börklüce'yi şeyh bedrettin'i pir sultan'ı düşün anne

kopunca memelerinden o mükemmel yaşama bayraklar ve türkülerle buz üstünde yürüdüm yıllar boyu sıcak omuzlar değerken omzuma 4

güneşli güneşsiz akşamlarda ölüp dirildim yeniden yalçın kayalardan biriydim kartalların konup kalktığı açık alanlarda ağır kurşunlar sıktılar alnıma

yürüdüm yıllar boyu havadaki kuş denizdeki balık adına kardeşlik adına aç gözlerle bakmasın diye çocuklar ölümlerle yatmasın diye çocuklar tahtadan atların boynuna çıplak dirilip dönmesin diye hiroşimalar üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin özgürlük adına ekmek adına mutlu yarınlar adına

ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer yalnızca bir ağıt gibi çakılır kalsa da silinir gider izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda ıraktı gözlerim çok ırak dönüp bakmadım arkama

bütün gözler üstümde kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum ne garip şey anne tören adımlarıyla ölmek 5

idam mahkumunun değişmez dekoru mudur ve çingene kuralına uygun büküm büküm bir ip yağlı geride flu sandalye kağıt kalem cılız titrek bir kibrit içinde rengi bu gecenin yanında küçücük bir cam bardak masa üstünde üşüyen bir sigara sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun

pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün oysa birazdan boynumu kıracaklar yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün kırılacak cammışım gibi davranıyorlar 6

soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm anladım ki küllenen sigaradır çingenenin kara killi ellerinde gördüm ben ölümü asıl az ötede titreyen

kendi buruk kanımı içtim oturup yıldızlar içinde yıldız uçurmak varken alacaşafağında ülkemin yani benim güzel annem

giderken darağacına bir açıklaması vardır elbet öptüğüm kızlar geliyor aklıma ne garip duygu şu ölmek 7

belki bir ömür taşıyacaktın koynunda ağlayıp koklayacaktın gözleri değsin istemedim elleri değsin istemedim oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana bağışla beni güzel annem masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem geride 8

yakışıklı gelecekler var birbiri ardınca genç birdenbire acıdı boynum ökse de olsa dört bir yanı) (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan karşımda kurum kurum-laşan darağacı usul adımlarla yürüdüm ömrümü

şu kefenin yakasını az yumuşak dik ne olur işçi kadınım

nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı bir de yirmibeş kilometreden görebilmek işte o an saçlarından yakalamak dolunayı öperken siya-u jakond'u tebessümünden bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden bir soluk ben de yaşamak isterdim o güzel günleri görenler arasında anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim sonra bir çocuğun afacan bacaklarında su başlarında aylak sektirmek kavalımı yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak çiçekleri kokmak ırmakları akmak oysa türkü tadında yaşamak isterdim yaşamak ağrısı asıldı boynuma 9

vurulmak isterdim bir kıza damdan düşer gibi sonra benim güzel annem sonra vermek isterdim çocukların ellerine sedef kakmalı bir kutu içinde bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı ölmek ne garip şey anne

suçumuz malum künyemi okudular 10

gitgide yaklaşıyor sonum keskin bir acı bilenmiş erkenci bir horoz mu ötüyor yanlış mı duydum yoksa üstüme geliyor sabah üstüme koşun çocuklar çocuklar koşun koynuma yıldız doldurmuşum kefenin cebi yok gecenin kıyısında durmuşum

göçtü ayaklarının dibine bin yıllık iskeletleri çatırdayarak usulca baktım yüzlerine iri sözlerim yoktu söyleyecek

sevmedi mi çılgınca bağıra çağıra geçen bohçacı kadını bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan o çingene söyle anne sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız saçını tarayan telli kavak değil mi bir zaman rüzgarda darağacı avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran korkutamadılar beni anne

gözleri yatırıp ıraklara ya da mektup beklemek gülmek umut etmek özlemek bir çiçeği düşünürken ürpermek yok kısacası mideme karşı açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren savunmak yok mutlu tok bir yaşamı işkenceler zindanlar hücreler kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda 11

ölmek ne garip şey anne taşacakken ve yüreğimin ırmakları taştı korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini ceplerimde el yerine balyoz taşırken toprak olmak ne garip şey anne baba olamayacağım örneğin mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım artık duvarları kanatırcasına tırnağımla ölmek ne garip şey anne

ne garip şey anne oğlunu yitirmek kimbilir yine de gül yanaklı çocuğa benzer çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim ben yaprak derim çiçek derim dağdır ki sende göçer uçurumlar ki sende büyür

bir sabah çıkagelirim bekle beni anne özlem benim kavga benim aşk benim her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni bayrak tutan çarpışan her kavgada ölen benim biten başlayan aşkların ortasındayım kızların yanaklarında çukurlaşan bütün kırık kapıların çağrılışıyım kırıldıysa düş evinin kapısı ağlama koparma anne saçlarına yıldız düşmüş kapıda adımı sorma beni burada arama anne 12

türkü tadında giyinirken işçiler dişleyip tükürmeden sigaralarını öylece kalkar uykudan şalterler o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur acını süpürmek için açtığında kapını bir sabah anne bir sabah

o mükemmel güne sen hazır tut dizini anne başlarını koymak için yorgun dizine çiçekler içinde bir ülke getirirler koynunda çiçekler adı başka sesi başka nice yaşıtım acını süpürmek için açtığında kapını bir sabah anne bir sabah

Nevzat ÇELİK

***


NEVZAT ÇELİK


1960'ta Boyabat'ta doğan Nevzat Çelik, 1965'te ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Mart 1980 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu (UESYO) Grafik bölümü birinci sınıfta okurken tutuklandı. Dev-Sol davasından idam istemiyle yargılandı.


1984'te Şafak Türküsü adlı şiir dosyası Akademi Kitabevi Şiir Ödülü birincilik ödülünü alarak kitaplaştı. 1987'de Müebbet Türküsü adlı şiir kitabı Poetry International ve Hasan Hüseyin Şiir Ödülünü aldı.

1987'nin aralık ayında tahliye oldu. 1990'da iki şiir kitabı daha çıkardı; Suda Seken Hayat ve Yağmur Yağmasaydı. 1998 Ekim ayında Sevgili Yoldaş Kurbağalar adlı şiir kitabı, 2005 Nisan'ında ise ilk romanı Bağışlanmış Hüzün yayımlandı.


Şafak Türküsü'ndeki şiirlerinden birini ("Elma") Hasan Hüseyin Korkmazgil'e adamış olmasına rağmen, ilk iki kitabıyla daha çok Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet şiirinin etkisi yoğundur. Kuşağından Ahmet Erhan'la ortak temalarıyla benzeşir ama şiiri daha liriktir.


Şiiri yaygın kitlelere ulaşımını Ahmet Kaya'nın bestelediği ŞAFAK TÜRKÜSÜ ile yapacaktır.

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör