top of page

Karantina Günlükleri

Güncelleme tarihi: 5 Ara 2020


Hani "Bir musibet bin nasihatten evladır" diye bir söz vardır ya, bu corona belası da bize günlük çekişmelerin, koşuşturmaların, teknoloji çılgınlığının ve bencilliğin unutturduğu bazı özelliklerimizi yeniden hatırlatıyor. Aslında özümüzde var olan yardımlaşma, dayanışma, saygı ve sevgi gibi unuttuğumuz bazı duygular bu vesileyle yeniden tomurcuklanmaya başladı sanki. Kim bilir bu hastalık geçtiğinde belki de o özlediğimiz eski insani günlerimize kavuşuruz, o tomurcuklar çiçeğe, meyveye dönüşür... Bu duygularla hatırladığım bir anımı paylaşmak istedim sizlerle... Hepinize iyi okumalar 🤗


TEK TAŞ YÜZÜK


Yedi tepeli şehrin bir tepesinden, sahiline doğru inen dik bir yokuşun tam orta yerinde, Arnavut kaldırımı döşeli daracık bir sokak. Evlerin arasına gerilmiş elektrik tellerine asılı solgun ışıklı lambalar aydınlatıyor karanlık ve uzun kış gecelerini. Sokağın iki yanına karşılıklı dizilmiş, birbirine yaslanarak ayakta durmaya çalışan, yaşama direnen ahşap ve kagir evler. En fazla iki ya da üç katlı evlerin teraslarında tâ bahçeden yukarı uzanan sarı yeşil yaprakların sarıp sarmaladığı çardaklar. Yaz mevsiminin sonuna doğru korukluktan çıkıp üzüme dönüşen salkımlar süslerdi bu çardakları ve altında oturmanın keyfini...


Sokağa adını veren tarihi bir hamam var burada, Merdivenli Hamam... Ama sokağın adı niyeyse Köşklü Hamam Sokağı. Mütevazı insanların oturduğu şirin mi şirin bir sokak, bir de aynı adı taşıyan minik bir çıkmaz sokağı var, Hamam Çıkmazı denilen. Zenginlerin oturduğu bir yer değildi, ama gönlü zengin insanlar yaşardı bu sokakta. Orta halli memur ve esnaf aileleri, kocası ölmüş yaşlı teyzeler ve pansiyon olarak kiraya verilen ahşap evlerin odalarında oturan üniversite öğrencileri.


Yetmişli yıllar, arabaların geçmediği sokakta şen kahkahalar atan çocukların sesine karışan, eşeklere yüklenmiş küfelerde meyve ve sebze satan satıcıların sesi... Sabahları "gasteeeee, yazıyor yazıyor" diye bağırarak geçen gazeteci çocuğun sesi ve askısında yoğurt satan yoğurtçunun "Silivri, kaymaaaaakk" diyen sesleri... Bu renk ve ses cümbüşüyle hem âsude hem cıvıl cıvıl bir sokak. Bu sokakta oturanlar evlerinin kapılarını kapamaz, perdelerini örtmezlerdi. Günün her saatinde birbirlerinin hatırını sorar, yaşlı olanları ziyaret eder, bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını bakarlardı. Soğuk kış günlerinde dumanı tüten bir tas çorba, belki de duaların en makbulüne vesile olurdu.

İşte bu sokağın çıkmazında iki katlı, yıkılmaya yüz tutmuş küçük ahşap bir ev; Münire teyzenin evi… Belki doksanlı yaşlarında, bir zamanlar sarayda “gözde” olarak yaşamış bir “Saraylı İstanbul hanımefendisi”. Minicik, zayıf ve çoluğu çocuğu olmayan yalnız bir kadın... Sadece çoluğu çocuğu değil, kimsesi yoktu Münire teyzenin. Yalnız yaşardı o kocaman evinde, çok zengin olduğu söylenirdi ama o yoksul bir hayat yaşardı niyeyse.


Ortaokula gittiğim yıllardı. İmkanların, alışkanlıkların bugünkünden çok farklı olduğu günler. Sokağımızın adı "Köşklü Hamamdı" ama o hamama sık sık gidecek parası yoktu insanların. Evlerin çoğunda banyo bile yoktu. İlkel odun sobalarıyla ısıtılan minik odacıklarda, o sobalarda ısıtılan sularla ancak haftada bir kez banyo yapılırdı.


Mahallenin genç kızlığa adım atmış diğer çocukları gibi ben de zaman zaman sokağımızın bu yaşlı teyzelerini ziyaret eder, onlarla sohbet edip anılarını dinlerdim. En çok da Münire teyzeye üzülür ve ona giderdim. İşte yine böyle bir ziyaret, bizim evdeki banyo gününe denk gelmişti ve ben de Münire teyzeyi bize götürüp odun sobasıyla ısınan o küçücük sözde banyomuzda bir güzel yıkamıştım. Nasıl sevinmiş, nasıl mutlu olmuştu yaşlı kadıncağız.


Sonra on beş günde bir tekrarlamaya başlamıştık bu banyo faslını. Her seferinde bana teşekkür ve dualar eden Münire teyze, bir seferinde beni yanına çağırıp avucuma bohçasından çıkardığı bir şey sıkıştırmıştı gülümseyerek. Avucumu açıp baktığımda gözlerime inanamamıştım. Elimde pırıl pırıl parlayan elmas taşlı bir yüzük duruyordu. Çok şaşırmıştım, tüm itirazlarıma karşın o güzel yüzüğü benim parmağıma takmış ve teşekkür etmişti yaşlı kadın. Hem çok utanmış hem de çok sevinmiştim. O günden bu güne. yıllardır saklıyor ve büyük bir sevgiyle takıyorum o yüzüğü parmağıma. Her elime alışımda Münire teyzeyi anıyorum ve düşünüyorum; günümüzde de gönlü böylesi zengin insanlar var mı diye…

24 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör