top of page

Dünya Tiyatrolar Günü

Nurten B. AKSOY

*

Her gün bir trajedi izlediğimiz dünyamızda, oyunların yasaklandığı, sanatçıların ötekileştirildiği, sanata duyulan saygının yok edilmeye çalışıldığı ülkemizde biz yine de ‘Dünya Tiyatrolar Gününü’ Dünya ve Türk Tiyatrosunun tarihine şöyle kısaca bir göz atarak kutlayalım...


Tiyatro sözcüğü Yunancada “seyirlik yeri” anlamına gelen “theatron”dan türetilmiş, dilimize İtalyancadaki “teatro” sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, duyguların ve olayların oyuncular tarafından hareket ve konuşmalarla bir sahnede, seyirciler önünde sergilenmesi amacıyla hazırlanmış gösterilerdir.


Tiyatro da diğer sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını, kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Günümüzdeki anlamıyla çağdaş tiyatronun tarihi, eski Yunan’da bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır.


Tiyatro, Eski Yunanistan’da uzun süre “agora” (alan) adı verilen meydanlarda oynanmıştır. Oyuncular oyunlarını yerden yarım metre kadar yükseltilmiş bir set üzerinde gösterirler, seyirciler de onların çevresinde halka olarak toplanıp seyrederlerdi.


Oyunlar ilgi görüp tiyatro yazan büyük şairler ortaya çıktıktan sonra “amphitheatron” denilen, basamaklı büyük sahneler yapılmıştır. Açık hava tiyatrosu olarak 20. yüzyılda yeniden ele alınan bu çeşit tiyatrolara, bugün Anadolu’nun birçok yerinde rastlanır. En görkemli olanlarından biri de Antalya’daki Aspendos Antik Tiyatrosu’dur.


O çağdaki tiyatronun henüz edebiyatı yoktu. Oyuncular, ya ustalıklarına güvenerek bir tür doğaçlama oyun sergilerlerdi ya da kendilerinin düzenledikleri oyunları oynarlardı. Piyes yazarlarının ortaya çıkışı, tiyatronun az çok düzenli hale gelişinden sonradır. Eski Çağ’ın Yunanistan’daki birinci devresi kapandıktan sonra, ikinci devresi Eski Roma’da açıldı. Ancak, güzel sanatlardan çok kuvvete düşkün, katı heyecanlara bağlı olan Romalılarda tiyatro çok çabuk bozuldu. Tiyatroların yerini arenalar, hipodromlar aldı.


Bir süre sonra önce Roma’ya buradan da Avrupa’ya yayılan Hıristiyanlık, hem eski Yunan Tiyatrosu’nu hem de yeni Roma Tiyatrosu’nu yasakladı. Böylece tiyatro sanatı, aşağı yukarı bin yıl süren Orta Çağ’da unutulup ortadan kalktı. Büyük oyun yazarlarının yetişmesi için derebeyliğin, şövalyeliğin, kilise devletinin yıkılıp gitmesi; matbaanın, Reform’un, Rönesans’ın üzerinden epeyce zaman geçmesi gerekti. Rönesans ile birlikte tiyatro yazarları, binaları ve seyircisi giderek çoğalmaya başladı ve tiyatro öteki Avrupa ülkelerine de yayıldı. Rönesans’tan bu yana, eski Yunan Tiyatrosu’nun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme gösterdi.


TÜRK TİYATROSU

Türk toplumunda ise Tanzimat’a gelene kadar geleneksel tiyatro başlığı altında genellikle kukla, meddah, Karagöz, orta oyunu ve köy seyirlik oyunu gibi gösteri türleri yer alıyordu. Şarkı, dans ve söz oyunlarına dayanan geleneksel tiyatro, güldürü ögesi ön planda olan, genellikle sahnesiz ve doğmaca bir tiyatroydu. Bunlardan seyirlik köy oyunlarının kökeni ise tarih öncesi bolluk törenlerine ve ilkel inançlara uzanır.


Tanzimat’la birlikte toplumsal yaşamın yanı sıra sanatta, özellikle tiyatroda da Batılı bir anlayış benimsenmişti. Türk Tiyatrosunun ilk eseri, 1860 yılında Şinasi tarafından yazılan ve tek perdelik bir komedi olan Şair Evlenmesi'ydi. İstanbul’da ilk yerli tiyatro topluluğunu kuran Güllü Agop, Tanzimat’ın getirdiği olumlu hava içinde yetişmiş ve ilk adı “Asya Kumpanyası” olan topluluğa “Osmanlı Tiyatrosu” adını koyarak, Müslüman nüfusun daha yoğun olduğu İstanbul yakasındaki Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsiller vermeye başlamıştır.


Müslüman Türk kadınlarının tiyatroya gitmesinin hoş karşılanmadığı bir ortamda, Güllü Agop kadınlar için kafesli bölmeler yaptırtmış, ama gene de kadınların tiyatroya gitmesinin sık sık yasaklandığı görülmüştür. O dönem Osmanlı Tiyatrosu’nda; Namık Kemal, Ahmed Mithat Efendi, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları; Ahmed Vefik Paşa‘nın usta işi "Hastalık Hastası, Kibarlık Budalası, Cimri" gibi Moliére uyarlamaları; özellikle ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri; kantolar; müzikli oyunlar ve operetler sahnelendi.


Cumhuriyet döneminde, tiyatroda Batı modelini benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun kurumsallaşması gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara sahne oldu. Tiyatroyu Türkiye’de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul‘dan geldi. 1927’de Dar-ül Bedayi’nin başına geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle; izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri oyunlarla; sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle; yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk Tiyatrosu’nun temellerini attı.


1940’lardan 1970’lere kadar gerek devlet eliyle gerekse özel tiyatrolarca büyük gelişme gösteren Türk Tiyatrosu, ne yazık ki 1970’lerin ortalarında televizyonun toplum hayatına girmesi ve yaşanan siyasal olaylar sonucunda sarsıntıya uğramıştır. Bu dönemde pek çok özel tiyatro kapanmış, yeni açılanların bir bölümü de başarılı olamamıştı. 1980’lerin ortalarından bu yana tiyatrolar yeniden bir canlanma dönemine girmiştir. Bu dönemin uzun olması dileğiyle, Dünya Tiyatrolar Gününü kutluyoruz.

89 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

ORHAN KEMAL

1/3

mavi

ADA

2002

bottom of page