Nadir Gezer ile Bir Söyleşi

En son güncellendiği tarih: 4 gün önce


Nadir GEZER’i önceden bilsem de asıl tanımam maviaDA Dergisinin kuruluş aşamasında oldu. Şenol Yazıcı’nın yazın dünyasından, insanî özelliklerine özel önem verdiği ender insanlardan biriydi Nadir GEZER. Bir Pazar günü bizi misafir etti, oturduk, konuştuk. maviADA’yı anlattık ona. Heyecanla karşıladı. Şaşırmıştım. Onca yapıtın sahibi,onlarca dergiye tanıklık etmiş bu usta, uzun bir kıştan sonra bahar gelmişçesine sevinçle kucaklayıp konuk etmişti bizi. Şimdi aradan geçen dört koca yıldan sonra, temelinde onun olduğu ikinci sayımız bu ve o, yine aynı dinçlikte, aynı heyecanda... İnsan sormadan edemiyor. Rafların genetiği değiştirilmiş yazarları, yazdıklarınızdan bir şey olmamasının nedeni, sizin bu heyecanı duymayışınız olmasın sakın? Sahi kitap satış rakamları ve reklâm amaçlı tanıtım ve övgü yazıları hariç, gerçek okur tepkisiyle karşılaştınız mı hiç? Sizi hiç aileden biri gibi kucaklayan oldu mu? Öykücülüğünün 25. yılında ağırlamıştık ilk Nadir Amca’yı. 3. sayımızdı. Benim de ilk kitabımın çıktığı zamanlar. O zaman bu denli ciddî bakmıyordum yazma işine. Allah’ın o özel yeteneği verdiği; ama dünyayı kendinden ibaret sanan ve mutlak dolu dolu yaşanması gerektiğini düşünen toy bir çıraktım. Sevgili Şenol Ağabey’e az çektirmedim, sırası gelmişken ona da üzgünüm diyeyim. Benim önemsemeyen tavırlarımın yanında, 25 yıllık emeği ve başarısıyla Nadir Gezer duruyordu.

Tüm soyluluğu ve alçakgönüllülüğüyle. Kitap fuarlarından açıkoturum ve söyleşilere, her etkinliğin en ön safındaydı hep.


Her üç kişiden dördünün yazar/şair olduğu ve sadece adı geçiyorsa destek olup omuz verdiği toplumumuzda, ilerleyen yaşına rağmen yazma eyleminin emekçilerindendi Nadir Gezer. Ve onun adı hala aynı büyüklükte, hala aynı ışıltıda parıldıyor. Şenol Yazıcı’nın ona neden önem verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Dosyalarımızdan biri Anadolu Edebiyatı olunca yanı başımızda bir çınar gibi duran Nadir Gezer’i unutur muyduk? Bu söyleşiyi, maviADA’nın o ilk günlerinde tuttuğum notlar da dâhil olmak üzere, çeşitli etkinlik öncelerinde ve kitap fuarlarında yaptığımız sohbetleri ve Nadir Amca hakkında yazılmış yazıları derleyerek hazırladım. Yardımlarından dolayı kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Ömrün uzun, soluğun hep böyle olsun Nadir Amca.


Yusuf YAĞDIRAN


maviADA: Sevgili Nadir Gezer, öncelikle görüşme isteğimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyoruz.

Nadir GEZER: Ben de göstermiş olduğunuz ilgiye çok teşekkür ediyorum.


maviADA: Her görüşmenin Amentüsüdür, biz de öyle başlayalım. Kimdir Nadir Gezer, kısaca anlatır mısınız?

Nadir GEZER: Öykü ve roman yazarıyım. 19 Mayıs 1930 yılında Bursa’ya bağlı İnegöl ilçesinin Eymir köyünde doğmuşum. Eymir İlkokulu(1945), Arifiye Köy Enstitüsü(1952), Gazi Eğitim Enstitüsü Fen Bölümü(1954) mezunuyum. İngiltere’de iki yıl dil eğitimi gördüm(1966– 1968). Çorum (1952), Derik/Mardin (1954–1955), Beşikdüzü/Trabzon (1956–1959), Manisa (1959–1962),İnegöl/Bursa(1962–1968), Diyarbakır (1968–1971) ve Bursa’daki(1971–1980) MEB’e bağlı köy ve merkez okullarında öğretmenlik yaparak emekli oldum. Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyim. İlk şiirim “Son Yolculuk” 1968 yılında Sorunlarımıza Işık adlı bir gazetede (İnegöl); ilk öyküm de Fakir Baykurt’un tanıtıcı bir yazısıyla birlikte Türk Dili dergisinde (sayı:330, Mart 1979) yer aldı. Diğer ürünlerim Türk Dili, Edebiyat ’81, Dönem, Kıyı, Yaba - Öykü, Damar, Cumhuriyet Kitap, Biçem, Yeni Biçem, Çağdaş Türk Dili, Yaklaşım, maviADA dergileri, Cumhuriyet ve Bursa’daki yerel gazetelerde yayımlandı. maviADA: Peki, yazın yaşamınıza özel bir başlık açıp değinelim isterseniz. Nasıl başladınız yazmaya, küçüklükten gelen bir esin miydi sizi yazma eylemine iten? Nadir GEZER: 12 Kasım 1966 günü Edirne’den ayrılmış, Avrupa topraklarında trenle yolculuğa başlamıştım. Yolculuğum İngiltere’ye. Londra’dan da Exeter’e yolculuk, ülkemin anlaştığı dil okulu orada ve ben bir İngiliz’in evine ücret karşılığı konuğum. Şık bir odam var. Babamı kanser sayrılığından yatar bırakmıştım. Önce onun yitiklik salığını aldım işte bu odamda. O güne dek kalemi elime alıp, yazın dünyama katkıda bulunacak tek satır yazmamıştım. 28 Ocak 1967’de ilk kez duygulanmışım, şu dizeleri karalamışım: “ Bir odam var dört duvarla sarılı Bir odam var içi yalnızlıkla dolu ” “Bir Oda” şiirimin adı. Çocuksu dizeler sıralanmış art arda. Bu şiirden sonra yazın dünyama beni sürükleyen ve birbirini izleyen şiirler yazmışım. Eşim, haftada bir (ayda bir de Varlık dergisini ekleyerek) Bana Cumhuriyet gazetemle Varlık dergisini gönderiyordu. Bir yandan İngilizce çalışıyor, öbür yandan da gazetemle dergimi baştan sona okuyordum. I. defterime 44, II. defterime 51, III. defterime 30 olmak üzere toplam 125 şiir yazdım bu dönemde. Bu şiirlerimin yüzünü (100) daha sonra “Karbeyazı Geceler Üstüne adlı yapıtımın arka sayfasına koymuştum. Yine bu şiirimi İngiltere’den dönüşte İnegöl öğretmenlerinin yayın organı olan Sorunlarımıza Işık(TÖS) adlı 15 günde bir yayımlanan gazetede yayımlamıştım. Sonra uzun bir suskunluk…


maviADA: Böyle şevkle başlamışken neden susmayı tercih ettiniz? Bu bir tercih miydi, yoksa zorunluluk mu?

Nadir GEZER: İngiltere’den dönüşte Diyarbakır Koleji’nde üç yıl çalıştım. Bursa’da yeni bir kolejin açılması nedeniyle(1970’de) Bursa’ya atandım. Kısa bir süre sonra da kolejin yönetiminde görevlendirildim. Gerek Diyarbakır’da gerekse Bursa’da yoğun çalışmam nedeniyle ilgilenemedim.. 1978’in Kasım ayında Anadolu Lisesi’nin yönetiminden kendi isteğimle, öğrenci alımlarındaki etiksizlikler nedeniyle ayrıldım, mesleğimin geri kalan iki yılını Atatürk Lisesi’nde tamamlarken, yöneticilikten ayrılmam nedeniyle kendime özel çalışma zamanı ayırabildim. İşte o sıra dört öykü üzerinde çalıştım. Bu dört öykümü Türk Dili dergisine yolladım. Bu arada sevgili Fakir’e de bir mektup yazarak durumumu anlattım. Çok kısa bir süre sonra Fakir’den aldığım mektup, yazma isteğimi olağanüstü kamçıladı. Benden yaşamöyküm isteniyordu; iki öyküme bir arada-aynı sayıda- yer vereceklerini bildiriyorlardı. O yıl yaşım 48’den 49’a gidiyordu. İstenilen bilgileri hemen yazdım ve postaladım. Ve ilk sayıda “Muhbir Halil” adlı öykümle “Zeybek Ahmet”e arka arkaya yer verildi(1 Mart 1979 tarih ve 330 sayılı dergide).

Fakir Baykurt, “Öyküde Yeni Bir Arkadaş: Nadir Gezer” başlıklı yazısında şunları söylemişti: “Türk Dili; okuru, ozanı, yazarı bol bir dergi. Postacıların getirdiği zarflardan dolu dolu şiirler, öyküler, değini yazıları, incelemeler çıkıyor. Yazı kurulu bunları inceliyor. Seçilenler sıraya giriyor. Sıra bekleyenler dosyaları dolduruyor. Çoğunlukla yeni başlayanların benzer nitelikli çalışmaları bunlar. Bu bolluk içinde bir bakıma kıtlıktır yaşadığımız. Ama arada bir parlayıveren, umut veren, usta işi parçalar yüzlerimizi ışıtır. Kurulda birbirimize uzatır, “şunlara bir de sen bak!” dediğimiz olur. Bu sayıda okuyacağınız “Muhbir Halil” ile “Zeybek Ahmet” bunlardan. Nadir Gezer, öğretmenlik yaptığı Bursa’dan dört öykülük bir zarf yollamış dergiye. Birer tane bölüştük. Okuyup yeniden buluştuğumuz- da aynı sözleri söyledik birbirimize: “Yapıdaki başarı, usta işine benziyor. Dil güzel. Konulara yaklaşım yeni…” Yaşam denizinde uzun uzun kulaç atmış bir insanın yalın ve sıcak anlatımıydı bizi etkileyen. Dilde ve anlatımda görülen ufak tefek savrukluğun yanında kurgudaki sağlamlık ve arınmışlık bu öykülerin ilk göze çarpan özelliğiydi. Yazar ele aldığı insanları ve olayların geçtiği çevreyi yakından tanıyordu. Bu yüzden anlattıkları inandırıcı oluyordu. Nadir Gezer’e başarılar diliyoruz. Çalışkanlığının verimlerini merakla bekliyoruz.”

maviADA: Şüphesiz onur verici sözler. Hele Fakir Baykurt gibi bir devin kaleminden çıkmış olması… Sözünüzü kesmiş olmayalım. Devam edin lütfen.

Nadir GEZER: Daha sonra iki öyküme daha farklı sayılarda yer verildi. Bu gelişmenin ardından çalışmalarıma hız verdim. 1981 yılında Nevzat Üstün Öykü Yarışmasına dokuz öykülük bir dosyayla Hanife Nine’den Öyküler katıldım. 5.11.1981 tarihli yıldırım telle Umut Sanat Ürünleri Yönetmeni Seher Karabol imzalı şu haberi aldım: “Sizi kutlarız. 81 Nevzat Üstün Öykü Ödülünü aldınız. 8 Kasım Pazar günü Şükran Üstün’ün evinde saat 17.00’da toplantımız var.” Belirtilen gün ve saatte söylenilen adreste buluştuk. Plâketimizi aldık, resimler çekildi. Ertesi gün İstanbul Radyosunda Cumhuriyet Gazetesinde yapılan söyleşilere katıldık. Yazko Edebiyat dergisinde, yargıcılar kurulu kitabımı şöyle tanıttı: “Nadir Gezer, acı tütünün tozunu, toprağını, acı zifirini biliyor. Köy yaşamının ağır işçisi kadınların acılarla dolu yaşamından dolu dolu kesitler veriyor Hanife Nine’den Öyküler’de. Bursa’nın İnegöl insanlarını, Eymir köyünün kadınlarını veriyor, ilginç konuları işleyerek…” Hanife Nine’den Öyküler adlı yapıtımın ilk basımı “Ödül Alan Kitaplar”dan, sonradan da dört öykümün eklenmesiyle Başak Yayınlarından ikinci basımı çıktı.

maviADA: Öykünecek bir başarı. Başlangıç noktanız bu ödül olsa gerek. Hanife Nine’den sonra neler oldu, onlardan da söz eder misiniz lütfen?

Nadir GEZER: Daha sonra Güneş dergisinin 21. yy. yarışmalarının (1990/91) birincisinde, öykü dalında, “Döktürü” adlı öykümle 9. olarak “En İyi On Eser” mansiyon ödülünü aldım. Yine ilk romanım “BOŞLUKTAKİ ADAM” Ferit Oğuz Bayır yarışmasında “mansiyon”la değerlendirildi. Ayrıca 2001’de ÇGD Bursa Şubesi Eğitim ödülünü kazandım.


maviADA: Tam anlamıyla eğitime ve yazına adanmış bir ömür… Peki, bu ömre kaç yapıt sığdırdınız?

Nadir GEZER: Yapıtlarımı gün ışığına çıkma sırasına göre şöyle sıralayabilirim: Hanife Nine’den Öyküler(1981)–Dört yeni öykü eklenmiş ikinci baskısı(1995) – Öykü/Yürüyen Gece(1988) – Öykü/Puslu Hüzün(1989) – Öykü/Kırılgan Umutlar(1998) – Öykü/Şenlet Öğretmenin Destanı(2000) – Şiir/Öykü/Boşluktaki Adam(1990) – Roman/Aydınlığa Yürüyenler(1993) – Roman/Yalnız Adamın Düşleri(2000) – Şiir/Roman/Karbeyazı Geceler Üstüne(2000) – Şiir/Yerodamdan Notlar(1998) – Deneme/Yitikler Arasında Zaman(2000) – Yazarlar üzerine Çalışmalar/Mustafa Kemal, Ulusal Eğitim Köy Enstitüleri(1999) – Eğitim/Uludağ Eteklerinden Sis dağına(2002) – Gezi/Yürek Bağı(2005) – Öykü/Küçük Şirin Evin Gizleri(2005) – Roman/Muştucu Ata ve Onun Yaratıları(2009) - Roman

maviADA: Sevgili Nadir Gezer, şüphesiz ki siz toplumcu-gerçekçi edebiyatın başat yazarlarındansınız. Doğan Hızlan bir değerlendirmesinde, köy hikâye ve romanlarında rastlanan konulara yeni boyutlar, yeni tatlar, yeni insancıl yaklaşımlar getirdiğinizi vurguluyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Nadir GEZER: Benimle ilgili en önemli noktayı Nazım Kutlu vurguluyor: “ Yaşanmış ve yaşanmakta olan toplumsal sorunları öykülerin çıkış noktası yapıyor. Fakat toplumsal sorunları anlatacağım diye insan gerçeğinden uzaklaşmıyor. Öykülerde toplum-birey ilişkisi çelişki ve karşıtlık temelinde yükseliyor.” Ben bu halkın bir bireyiyim. Hep onların yanındaydım. Sıradan bir gözlemci niteliğinin çok ötesinde bir bağ var onlarla aramda. Ben yaşadığımı, duyumsadığımı yazdım hep. Başarımın temelinde de bu birlikteliğin olduğunu düşünüyorum.


maviADA: O zaman sizin masabaşı edebiyatı yapmadığınızı dile getiren Ruşen Hakkı’nın söyledikleri de birebir doğruyu yansıtıyor. Yapıtlarınız için “onun eserindeki tüm kadınlar ve erkekler biz yaşadık, yaşıyoruz derler” diyor Ruşen Hakkı.

Nadir GEZER: Evet, aslında özü bu. Sadece Ruşen Hakkı değil, Mehmet Başaran, Muzaffer Uyguner ve Mahmut Makal da aynı temelde ele almışlardır yapıtlarımı. “Yürüyen Gece” üzerine yazan Mehmet Başaran ve Muzaffer Uyguner’in; “Puslu Hüzünler”İ gönendirici bir aşkla değerlendiren Fahrettin K. Nitter ve Nazım Kutlu’nun; “Aydınlığa Yürüyenler” i aydın kalemiyle daha bir ışıldatan Mahmut Makal’ın söylediği her bir söz, ne denli doğru yaptığımı görmemde yardımcı olan birer aynadır benim için.


maviADA: Saydığınız adlar içinde Mahmut Makal’a özellikle değinmek ve “Aydınlığa Yürüyenler” üzerinde yaptığı değerlendirmeden bir bölümü dile getirip sözü size bırakmak istiyorum. Diyor ki Mahmut Makal, “Aydınlığa Yürüyenler’in oluşmasını iki yönden önemli sayıyorum. Birinci yönü, araştırmanın çok yönlü yapılmış olmasıdır. İkinci yönü de olaylar dizgesini yazarın kafasında ve yüreğinde yoğurmasıdır. Köy Enstitüleri gibi bir olayın olgunlaşması, yazarda bir dürtü oluşturması, ancak ve ancak böyle olabilir. Nadir Gezer, yapıtını hem çok yönlü bir inceleme süzgecinden geçirerek oluşturmuş, hem de olayları akıcı bir dille anlatmış; kafasında ve yüreğinde yoğurarak yazdığı romanını okura sunmuş. Aydınlığa Yürüyenler, belgesel bir yapıt değil. Ama belgesel verilerden yararlanmış. Arifiye Köy Enstitüsü’nün ilk kuruluş yılından son yıkılış yılına kadar süreyi bütünüyle vermiş.”

Nadir GEZER: Aydınlığa adanmış bir ömrün öznesi onur olsa gerek. Ve bu “onur” nişanesi, çok az kişi ya da kuruma Köy Enstitüleri’ne ve onun cefakâr eğitim emekçilerine yakıştığı kadar yakışır. “Aydınlığa Yürüyenler”le bu halkın Köy Enstitülerine olan vefa borcunu ödemeye çalıştım ben. Yapıtım, bugün yaşanan pek çok acıya ışık tutar aslında. Yaratıcı aklın yittiği noktaya götürür okuru. Bugün içinden çıkılmaz hale gelen(kangrenleşmiş) toplumsal aksaklıkların, hangi karanlığın sonucu olduğuna…

maviADA: Öykücülüğünüzde Anadolu insanını anlatma becerinizin yanı sıra Türkçeyi kullanma ustalığınızın da payı büyük. Arı bir dili halı dokur gibi dokuyorsunuz. Buradaki ölçütünüz nedir?

Nadir GEZER: Gerek Türkçeyi kullanmada, gerek anlatım tekniklerini seçme ve kullanmada, Anadolu işi yaklaşımı seçtim hep. Kaynağını atalar sözünden ve imece köy yaşamından alan diyaloglar ve eylemlerle örülmüş bir yapıdır benim yapıtlarımda bulduğunuz. Aslında çok basit bir gerçekten yola çıkıyorum yazarken “bulanık suda balık avlanmaz”. Bu yüzden lâfı dolandırmadan, bezeme ihtiyacı hissetmeden, gerçeğin doğasına en uygun şekilde söylüyorum. Yapıtlarımın dilindeki açıklığın, arılığın ve yalınlığın sebebi budur kısaca.

maviADA: Zaman ve mekân kullanımında da aynı mihenk taşını kullandığınızı söylemek yanlış olmaz herhâlde?

Nadir GEZER: Söz ettiğiniz yaşayan mekânları yaşanan zamanlarla anlatmaksa haklısınız. Halkı anlatıyorsanız ve o halkın bir parçasıysanız bir şeyi çok iyi bilirsiniz. Evrenin en köklü yasası, “emek ve sömürü veraseti”dir. Bu gerçek, tüm yapıtlarımda esastır. Tabiî bu köklü sorunun en yürekli ve cefakâr yüklenicisi Anadolu kadını da…

maviADA: Ömrünü eğitim ve yazın dünyasına adamış “nadir bir çınar”sınız. Sizi yazdıklarınızla eş anmak ve değerlendirebilmek kolay değil. Bir ömürlük mücadele ve emek, bir iki sayfaya sığmaz elbet; ama önsözü olmayan kitap yoktur sonuçta. Okurlarımıza bu görüşmeyi bir önsöz bilip sizi kendi satırlarınızla okumalarını önermektir bize düşen sonsöz. Karanlığın bunca çoğaldığı bir dünyaya aydınlığa yürümek düşer nihayet. Görüşme isteğimizi aynı sevinçle karşıladığınız, bizi ışığınızdan mahrum bırakmadığınız için çok teşekkür ediyoruz.


Nadir GEZER: Ben de size çok teşekkür ediyorum. Anadolu’nun sesi tümden kısılmamışsa; egemen güçler, yazın dünyamızı bütünüyle ele geçirememişse; bunda en büyük pay sizlerin, maviADA gibi İMECE dergilerindir. Sağ olun, var olun…

*

maviADA Dergisi GÜZ 2010 SAYISI

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA