Savaşlar ve Ekosistem


Ekosistem olarak da tanımlanan çevre, hava, su ve toprakla iç içe tüm canlı türlerinin yaşam alanlarıdır. Bu yaşam dengesinin bozulması, doğayı oluşturan tüm canlı unsurların zarar görmesi anlamına gelir. Doğa ile sürekliği mümkün olan insanın, onunla doğal barış içindeki durumunu ve varlığını sürdürmek istemesi, ona uygun paylaşımcı, onarıcı, koruyucu ve geliştirici bir yaşam faaliyeti ile olasıdır.

Tüm yaşamsal mekân ve araçlar, egemen hiyerarşik yapı tarafından birer piyasa aracına dönüştürülmüştür. İnsanı doğasından ve doğadan bağımsız bir maddi varlık olarak görme anlayışı modernizm akılcılığının biricik uğraşısı halindedir. Bu halet-i ruhiye canlılığı tümden tehdit eder hale gelmiştir. Kapitalizmin insana ve doğaya karşı yıkımı çok yönlü bir biçimde hızla sürdürmektedir. Doğal afetler, kapitalist endüstrileşmenin çevreye verdiği zararın yanında çok masum kalmaktadır. ‘Yeşil Kapitalizm’ söylemi, yeni bir yıkım paradigmasına ve yeşili kara paraya dönüştürme projesine dönüştürülmüştür. Sera gazı etkisi yaratan petrol ve kömür işlevli sanayi yakıtları, nükleer santraller, maden aramada kullanılan, siyanür vb. kimyasallar, suyun doğal akışını bozan ve ticarileşmesine neden olan HES’ler gibi yapılar ekosistemi can çekişir hale getirmiştir. En kârlı piyasaların başında gelen silah endüstrisi ve savaşlar da ekosistemin baş düşmanlarıdır.

Savaş ve çatışmaların genelde görünür olan sosyal, siyasal, iktisadi, kültürel ve uluslararası sonuçları kamuoyunca tartışılır. Oysaki savaşlar sadece insan topluluklarını değil, bir bütün olarak çevreyi katleder. Hava ve su sirkülâsyonları yoluyla uzak coğrafyaları da aynı sonuçlarla etkiler. Savaş endüstrisinin gelişimiyle kullanılan silahlar tehlikelerinin artmasının yanında çeşitlenmiştir de. Silah olarak henüz kamuoyunca tanınmayan birçok silah türü, canlı nesline karşı kullanılmaktadır. Günümüz savaşlarında çok gelişkin nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılmaktadır. Nihayetinde de canlılara ve çevreye yönelik küresel düzeyde tehdit ortaya çıkmaktadır. II Emperyalist paylaşım savaşının acı sonuçları hâlâ hafızalardadır. Savaşta milyonlarca insan ölmekle kalmadı, çevre aşırı tahrip oldu, büyük zorunlu göçler yaşandı, canlı genetiği bozuldu. Hiroşima’ya atılan zenginleştirilmiş uranyum veya Nagasaki’ye atılan plütonyom gibi nükleer bombalarla 220 bin kadar insan öldürüldü, binlerce özürlü insan ve bitki yetişmeyen kurak toprak alanları ortaya çıkardı. Nükleer başlıklı silahların yoğun radyasyon yaymasından dolayı sürekliliği olan kanser vb. hastalıklar insanların yaşam haklarını ellerinden alıyor. Savaşlarda özellikle sanayi işletmeleri de hedef alınıyor ve telafi edilemeyecek oranda ortaya saçılan kimyasallar ve radyasyon yayılımı cephe ile alakalı olmayan tüm halkın yaşamını tehdit ediyor.

Irak’da uranyum başlıklı silahların kullanımı sonucu yüzlerce ölü, yaralı ve özürlü doğan çocuklar, çocukluk çağı lösemileri ve diğer kanser türlerindeki artış bilinen acı sonuçlardandır. İslandpress’in haberine göre Körfez savaşı zamanından bu güne 12 bin çocuk yaşamını yitirmiştir. Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün raporuna göre 2014 yılında dünyada artan şiddet, çatışma ve savaşlar için 14.3 trilyon dolar harcanmıştır. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre de Türkiye’nin savunma harcamaları son 10 yılda yüzde 15 oranında artış gösterdi. Türkiye’nin, 2014 yılında en fazla askeri harcama yapan 15’inci ülke olarak toplamda 22.6 milyar dolar harcadığı açıklandı.

Kapitalist saldırganlık, kârlılık gereği savaşı düşmanın olduğu bir cephe olarak değil, yaşam alanlarının da içinde olduğu bir bütün olarak görüyor.

Amed Ekoloji Meclisi’nin 26 Temmuz 2015 tarihinde yakılan Fis Ovası ile ilgili raporu çevreye karşı tahammülsüzlüğün derecesini göstermektedir: “2 bin 740 dönüm üzüm bağı, 2 bin 500 meyve ağacı, 594 ton saman, 180 ton kuru ot, 10 bin adet kavak ağacı, 4 ton buğday, 10 dönüm ekili tütün alanı, 15 dönüm sebze bahçesi, 6 evin avlusu, 4 köy evi,9 bağ evi, binlerce dönüm ormanlık alan yanmıştır.

Savaş endüstrisinin kurulmasında, üretiminde ve silahların kullanılması aşamalarının tümünde çevresel koşullar olabildiğince sorunlu hale gelmektedir. Çevreyi yeniden onarma girişiminin ardında da piyasa ilişkileri yatmaktadır. Fakat yıkıma uğrayan çevresel alanlar kesinlikle eskiye dönüşmüyor. İşlendiğinde de hastalıklara davetiye çıkaran ürünler yetiştirme yoluna gidilmiş oluyor.

Bitkilerin de hayvanlar gibi stres sinyalleri gönderdikleri Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi araştırmacılarınca keşfedilmiş. Bombalanan dağlardaki menekşeler ya da yakılan ormanlardaki ağaçlar, kelebekler, nasıl kurtulur. Hadi kurtuldu, ilticacı bir yaraya merhem nasıl bulunur?

Neoliberal kapitalizmin çevreyi ve savaşı metalaştırıp azgınca piyasalaştırdığı koşulları yaşıyoruz. Dolayısıyla insanla beraber tüm ekosistem kapitalizmin doğal işleyişinin bir sonucu olarak tehdit altındadır. Kapitalist barbarlığa karşı olmak en açık ifade ile özgür doğa içinde onurlu bir hayatı savunmaktır. Bunun için tüm özgür doğa ve özgür toplum savunucuları ile olan mücadele sözleşmelerimizi acilen etkili bir pratiğe dönüştürmeliyiz.

#YUSUFAKSOY #GÜNCEL #HAYAT

0 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA