Sahici, İnce Bir İnsan Olmak


maviADA YALOVA ETKİNLİKLERİ * "YARALI BİR KENTİN IŞIYAN YÜZÜ" * 14 MAYIS 2010 GECESİ - konuk yazar ve şairler gelmeye başlamış... Yalova Uğur Mumcu''nun önünde Yalova Milletvekili Şair Muharrem İNCE'nin büyük bir incelikle gelip katıldığı, konuklara merhaba dediği hoşgeldin çayı... Adam gibi adam diye aklımdan geçmişti... *

20.Mayıs.2010 Facebook

Sanıyorum bu ülke gerçekten değişecek.

Başka bir model siyasetçi geliyor.


Garip gelebilir ama bunu da varolan iktidara borçlu olacağız. Doğanın yasası çalışıyor: Her şey zıddını yaratır, diyor.

Galiba 15 yıldır iyi gerildik...


Deneylerden gördük ki bu ülkenin devlet çarkı öyle uydurma değil, kolayına yıkılmayacağı gibi, bazen kimse olmasa da kendi kendine döner, ama insan bir lider, halkının nabzını tutan, ona değer verdiğini hissettiren, kimseyi ötekileştirmeyen, ülkeyi bir boks salonu, yarısını düşman gibi görüp her an gardını almış gibi durmayan, korktuğu değil, sevdiği, inandığı bir lidere gereksinmesi var. O zaman nasıl bir sinerji yaratır, ne sihirli işler yapar?

Onlar da geliyor.


BİR DÜŞÜNÜN...

ŞAPKA NE Kİ?

***

Türk siyasetinin duayenlerinden Cindoruk'un şapka ilgisi de bilgisi de derindir. Demirel'e çok yakın olan Cindoruk'un her konuşmasında mutlaka şapkaların özel bir yeri vardır. Bu şapkalar çoğu kez Demirel'in şapkaları olsa da bazen siyasi ironilerini de şapkalara yükler. Gene öyle yapmış; genç başkan adayı Muharrem İnce'yi kastederek "Şapkanın yeri ve zamanı değildi," demiş...

Dost acı söyler. Bizce de değildi...

İlk gördüğümüzde şaşırtan akla getirdikleriyle kaygılandırandı. Vizyonu çağdaş, bilimsel, akılcı gözüken, öyle olduğu için toplumun en az yarısınca aday görülen İNCE, modaya ayak mı uydurmuştu: Halk dalkavukluğu, öteki adıyla halkı geleneğiyle göreneğiyle, inancıyla taklit ederek oyunu kapmak...

Biz bizi yükseklere taşıyacak adamı bekliyoruz, o ise en garibanından yaşamak erdemdir halinde, şu an hiç beklediğimiz değil...Şakası bile kötü...


Bu ötekilerde görüldüğünde yadırganarak izlenen ucuzundan bir model davranış değil miydi?


Çağdaş ve demokrat Türkiye için umut bağladığımız adayımız köylü ve gariban görünerek mi seçimi alacağını düşünüyordu?


Yıllar var ki siyasetin temel malzemesi buydu; ben en köylüyüm, ben en Türküm, ben en dindarım... hali. Bu aidiyetler işsizliğe,ekonomik sıkıntılara, ateşi çıkan dolara, eğitim ve bilimde nal toplayışımıza... seçenekmiş gibi politikanın birinci sömürü kaynağı, stil yaratamayan her acemi politikacının göz boyayan formülü oldu. İnsanın köylü olma, Türk de, dindar da... sadece iyi bir yurttaş ol, ama halkım için yurdum için gıpta edilecek bir şeyler yap, yeter çektiğimiz diyesi geliyordu. Ayrıca böyle yapanların hiçbiri köylü gibi yaşamıyordu, dahası son on yılda köyler iyice boşalmış, ülke nufusunun büyük çoğunluğu, %80'i şehirlerde yaşar olmuş, kimse de köyüne dönmezken hiçbir yere varmayacak, belki önemsiz ama anımsattıklarıyla devasa ürküten talihsiz bir davranış gibi duruyordu. Hele tanımaya çalıştığımız, ateşli konuşmaları dışında hakkında çok şey bilmediğimiz bir lider adayı olunca konu önemsendi.


Belki Cindoruk'un işaret ettiği de buydu: YERSİZ, TUTMAYACAK BİR PÖPÜLİZM diyordu. Gerçekten öyle miydi?


Bunca yılın politikacısı bilmez mi varlık gerekçesi o zaten? İlkellik üstünden siyaset yapanlar çok, sen karşı çıkacaksan dayanak noktaların ve çıkışın farklı olmalı...ki bunalan halk yığınları seni yeğlesin. "Millet İttifakı"nın öteki unsurlarına aidiyet duygusu vermekse, iyi görmek gerekli: Hepsi kendi misyonunda konuşuyor. Sen de kendin ol, eksik halka tamamlansın... Değil mi?

Gazete de yazan kişi de sekiz köşeli şapkanın İnce'ye yakıştığını belirtip aynı zamanda bu arkaik kasketin her köşesine yakıştırılan "cömertlik, mertlik, dürüstlük, yiğitlik, çalışkanlık, misafirperverlik, alçakgönüllülük ve vatanperverlik" benzeri anlamları sıralamış.

Deve güreşlerinde çok takılırmış diye de eklemiş yanına. Modası olsa şapka satışları patlamıştı.


Yani boşuna değilmiş şapka takmak... Sadece popülist bir siyasi tavır değil daha ötesiymiş İnce'ye yakıştığı iddia edilen şapka...

İyi de biz deve güreşi yapmıyoruz ki, şarampole yuvarlanacağı kaygısıyla ülkeyi sert bir virajdan çıkartacak adamı arıyoruz. Doları indirecek, ekonomiye çare bulacak, işsizliği bitirecek, demokrasiyi geri getirecek, kuvvetler ayrılığını sağlayacak, eğitimde ve bilimde hasret kaldığımız çizgiyi yakalatacak deha bir adam... Eğer bunları başaramazsan asıl o zaman gör; kırk şapka da taksan TAMAM der bu halk, ötekilere dediği gibi.


Haksızlık da etmemeli, şapka bizim tarihimizin olmazsa olmazlarından. Atatürk'ün başlattığı " inkilapların" içinde önemli bir yeri var şapka devriminin. Uygar yaşama yönelik devrimlerin bir simgesi gibi hatta. Ecevit'in de yani o meşhur Karaoğlan'ın da ünlü bir şapkası vardı, Demirel'inse birkaç tane. "Aldım gittim, şapkamla geldim" ... gibilerinden siyasetteki durumunu anlatan şakalarla efsaneye dönmüş şapkalar.

Onlara mı özeniyoruz?


Ecevit'in mavi gömleği tutmuştu, ama hiçbir şapka böyle konu olmadı.


İktidar yanlısı gazeteler çok değinmedi, çünkü kendi velinimetlerinin hep yaptığıydı, ayrıca çıkar da biri " sen bizim şapkamızı ve köylülüğümüzü mü küçümsüyorsun,"derse mazallah...

Muhalefet cephesi ise bu umut vaat eden yeni lider adayına eleştiriyi erken buldu. Ne var ki Hüsamettin Cindoruk o ayrıntıyı ıskalamadı: Şapkanın yeri ve zamanı değildi, dedi.


Öyle ya biri doğruları söylemeli: Söylemeli ki siyasetçi de bir şeyler öğrensin, kendini geliştirsin.


Bir televizyon programında göz doldurucu bir sunum yapan, akıllıca, coşkuya kapılmadan ama samimi olduğu kesin söylemleriyle, cumhurbaşkanlığı adaylığının, bazılarının adaylığı gibi sadece bir boşluk doldurmak, dostlar alışverişte görsün örneği bir çıkış olmadığını inandırıcı biçimde ortaya koyan, o makama yakışacağının somut işaretlerini veren şahsen beni de ümitlendiren İnce'nin dikkatimi çeken bir itirafı vardı: "...aday olduğumdan bu yana, çok şey öğrendim, kendimi hızla geliştiriyorum, çok yol aldığıma da inanıyorum, şimdi artık 2.turda değil, 1.turda seçimi alabileceğimi düşünüyorum," deyişi hem çok sahici, hem de toplumun özlediği lider imajına çok yakışacak bir itiraf ve söylemdi. Her gün bir başka ilde yaptığı toplantılara katılan halk kitlelerini gördükçe, sergilediği enerji ve performansı izledikçe buna inanıyorsunuz, belki inanmak istediğiniz için o ayrı. Ne var ki sergilediği canlı kimlik ucuz popülüzme hiç ihtiyacı yokmuş gibi duruyor:


O zaman şapka niyeydi?

Şapka erkendi ya da değildi, bir kusur gibi durduğu gerçeği ortada. Belki İnce Atatürk İnkılaplarındaki şapkayı anımsatmak istedi, belki Ege yöresinde bir devir ağaların daha çok kullandığı şapkaların sekiz köşesinde işaret ettiği erdemleri işaret etmek istedi, belki hiçbiri değil, unutulmuş bir zanaatın son üreticilerinden birinin armağanı şapkaları güneşten korunmak için dağıttı, ama anlatamadı ve kusur olarak kaldı, bir kesimin gözünde. En çok yüklenilen anlamla...


Oysa aynı Muharrem İnce, bir başka yerde getirilen bisiklete biniyordu, başka bir yerde traktör kullanıyordu, istekleri geri çevirmeden...Onlar yadırganmadı. Eminimki seçim marotonu sürdükçe İnce'nin daha çok özelliklerini de görme şansımız olacak. Belki kendi yazdığı şiirleri okuması gibi başka bir yerde de keman çalacak. Böylece de İNCE ondan bundan kopya tutmuş davranışları taklit eden bir lider adayından nevi şahsına münhasır aranan lidere dönecek. Şapka da hiç anımsanmayacak...

Eminim ki bu toplumun yüzde altmışında öyle bir istek var; yorulduk çünkü.

An o an, zaman geçirme, kendin olarak daha çok görün. Daha çok işe yarayacak biliyorum. Çünkü sen de o özellik var. O şapkayı da niçin taktığını da o yönünle açıklayabiliyorum.


Ne var ki o özelliğin net görülmesi gerek.


Kendine, Muharrem İNCE'ye haksızlık yapılmaması için göstermeli ve görmeli. O zaman çok şey şapka da yerli yerine oturacaktır.

Toplumun ekonomik, demokratik ve benzeri öncelikleri nedeniyle hep kabasıyla uğraştığı siyasette bence en önemli olan ama gürültüde farkedilmesi güç bir özelliği var İnce'nin; çok az insana hele siyasetçiye nasip olan ama ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu bir özellik.


İNCE, olabildiği kadar komplekslerden arınmış, sahici bir adamdır. Otuz yılın tanışıklığıyla biliyorum derim ama iltimas geçtiğimi düşünürsünüz, o nedenle öyle demiyorum ama yaşadığım bir olayı örneklemek istiyorum. Söylediğime değil, eyleme bakın siz.


Adapazarı'nda öğretmenken iktidara gelen ANAP'tan milletvekili olan Ersin Taranoğlu'yla aynı apartmanda komşuyduk. ANAP'ın dört eğiliminden biri eğitime bakan olmuş, temizliğe, gözdağına başlamıştı; Türkçe konuşmam göze çarpmış, beni başka bir okula sürmüşlerdi. Hazmediğim bu olayı aşmak için iktidardaki ANAPlılara gitmek aklıma bile gelmezdi, herhalde. Bu nedenle yemeklerde ya da apartmanda sık sık karşılaştığım arkadaşım Ersin Taranoğlu'na konuyu açmak neden sonra aklıma geldi. Ayak üstü söylediğimde "büroma gel" dedi, gittim. Oturttu, ben de durumumdan rahatsız ama anlatmaya başladım. Bir de baktım ki milletvekili eğilmiş çekmecelerini karıştırıyor, bir şeyler arıyor. Ben de sustum. Neden sonra benim sustuğumu farketti. Devam edin dedi. Ama ben kararımı vermiştim, son umudumun üstüne kapıyı çarpıp çıktım.


Bir başka anekdot: 2010'da Yalova Belediye'siyle birlikte maviADA dergisi bir etkinlik planlamıştı: "Yaralı Bir Kentin Işıyan Yüzü" diye. Koordinatör bendim. Belediye bize salon, araç tahsis etmiş, kolaylık göstermişti ama benim yerelden de hemen hepsi muhalif olan şair ve yazarları katma isteğimi kabul etmemişti. Sonunda etkinliği başlattık. Salonun önünde oturmuş yoldan gelecek konukları beklerken şair ve milletvekili Muharrem İnce yüzünde geniş bir gülümseme, sıradan bir vatandaş gibi çıkıp gelmişti yanımıza. Konuklarımızın hepsiyle ilgilenmiş, hal hatır sormuş, ikram ettiğimiz çayı da içmişti.

" Yarın o saatte kim gelir, " demişti gülerek. " Beni de katsaydınız o salon tıklım tıklım dolardı."

"Farkındayım," demiştim, " Ne var ki siyaset işte..."


Geç saatlere değin bizimle sohbet etmişti. Giderken konuklarımın duyduğu memnuniyeti hissediyor, bu alçakgönüllü, insandan anlayan, değer veren milletvekilinin arkadaşı olmaktan gurur duyuyordum.

Öyle ya, etkinliğin asıl sahibi, sonradan yazar olmaya da soyunacak belediye başkanı bizi siyaseten el sayıp sanat etkinliğe teşrif bile etmezken, o ise kendini yaşadığı kentten sorumlu sayıp hoşgeldine gelmişti.


Bu ülke Atatürk'ten sonra çapını zorlayan rollere sokulan, elbette güzel işler de yapan, ama yaptığından daha çoğunu giderek küçümsediği, horladığı ya da ötekileştirdiği halkından çıkaran ya da sahtekarca asla aidiyet duymadığı taban halkını ve değerlerini istismar eden siyasilerden çok çekti.

O yüzden kaygılandılar. Sahici olduğunu, o şapkayı gerçekten de takabileceğini ama aynı kolaylıkla kalkıp vals de yapabileceğini, türküyü sevdiğini, ama Rodrigo'yu da çok beğendiğini göster bize... İnanalım, umudumuz artsın.


Galiba bu kez siyaset değişiyor.

Muharrem İNCE ya da başka biri, ama kaderi değiştirecek insan bir lider geliyor. Liderleştikçe uzaklaşan, uzaklaştıkça büyüyen, kendini oraya taşıyan yurttaşı böcek yerine bile koymayan, ama sözde ondan olmakla övünen, her türlü değerini suistimal eden örneği çok bildik siyasetçi formatı yerine azıcık huzur, güleryüz ve samimiyet taşıyan, her zaman kendi olan ama benim değerlerime de saygı duyan gerçek insanlar geliyor.


Dolar gene dolar, gene dolmaz...üç günde dünya düzenine de format atamazsın, ama bence bu en önemlisiydi:


Atatürk dönemini hatırla, yoktan var olan ülkeyi... Bırak onu Ecevit dönemini hatırla...Yaşlanan, hasta ve artık doğal olarak devlete yeterince egemen olamayan Ecevit'i... Hatta iyi bir örnek... Deneylerden gördük ki bu ülkenin devlet çarkı öyle uydurma değildir, bazen kimse olmasa da kendi kendine döner, ama insan bir lider, halkının nabzını tutan, ona değer verdiğini her fırsatta hisettiren bir liderin öncülüğünde nasıl bir sinerji yaratır, ne sihirli işler yapar?


BİR DÜŞÜNÜN...


ŞAPKA NE Kİ?









mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA