top of page
1/2

Mayıs Karası

Güncelleme tarihi: 9 Ara 2020


6 Mayıs; gece kardeşim doğdu, alacakaranlıkta ablamla Hızır İlyas suyu getirdik köyün uzak çeşmesinden. ‘Bizim Köy’ün kızları gelinleri subaşındaydı, dilekler tuttular iyilikler güzelliklerden yana. Hızır İlyas suyuyla yıkandı bebeğimiz. Uyumadan karşıladık bolluk, bereket dağıtmasını Hızır’la İlyas’ın. Nasip ekmeği koyduk ak taşların üzerine kediler, köpekler, kuşlar, böcekler için. Ebem soğan kabuğuyla yumurta haşladı erden, köyün kırlarında tef çaldı türkü söyledi kadınlar. Yufka ekmeğe kaynamış yumurta ezip kuru soğan doğradık, tuzlu biberli dürünerek yedik. Güneş bozkırda toprağı delmiş çiğdem boyasındaydı, mutluluğu tanıdık.


68’di ve 6 Mayıs; Elimden alınmak istenen hakkımı hukuk savaşında kazanarak yüksekokul sınavına girmiştim. Sınav bitti, Kırşehir’in Kılıçözü deresi kıyılarında kutladım Hızır ve İlyas’ımı. Yaşamımda görmedim oradaki insanlığı, kızlı erkekli oyun havası söyleyip oynamaya durmuş insanların kardeşliğini. Yeni umutlara açılıyordu yüreğim, güneş çiğdem boyağından umut boyağına savruluyordu. Çooook umutluyduk.

72’ ydi ve 6 Mayıs; yüreğim günlerden beri kül boyağıdı. Tuz Göl’ü kıyılarında elim tebeşire ve kaleme ermişti. Radyoyu korkuyla açtım.

“ 6 Mayıs 1972, Demir Bank hayırlı Günler diler! Şimdi haberleri veriyoruz… ..idam edildiler.”


Kalkıp bahçeye kaçtım, uzaklara… Çok uzaklar bakıyordum ama güneşi göremiyordum. Bağırmak.. bağırmak…bağırmak geçiyordu gönlümden de dilimi ağzıma sığmıyordu. Hızır ile İlyas neredeydi? Güneşi göremiyordum, birileri halkımızın mutlu olması gereken gününü katranlamışlardı bilerek,öç alma kiniyle.. Katrana atılmış üç gül tomurcuğuydu gençlik, İplere bulaşmış mayıs karasıydı güneş.

Konuşmayı unutmuş, küskünlüklerdeydim. Eşim öte duvarın dibinde ağlamaktaydı. Doğarken ölen oğlumuzun adına ağıtlar yakıyordu karnına bakarak. Açtık ama boğazımız düğümdeydi ekmek su yasaklarındaydık. Arkadaşım yaklaştı yanıma;


“O üç düşmanı salladılar! Duydunuz mu?”

“Bir de namazlı abdestlisin. Kandan kına yakılmaz ya dilerseniz kına yakabilirsin… ne”


Mayıs’a kara düşmüştü, öldürdüm arkadaşımı beynimde her yerinden asarak. Küsülüyüz o günden bu yana. Selamım bile karadır, yüzünde üç ip sallanır baktıkça. Kente mahkemeye, hastaneye gidenler gazete taşıdı aylarca, okuduk anlattık söylenceler dizdik olana bitene. Yaralar kabuk bağlamaya başlamıştı da yüreklerde kanama vardı.

Güz günlerinin saman sarısında ikindisiydi bozkır köyünde, caminin güneyine iki motosiklet yanaştı, dört kişi inip selamladılar topluluğu. Bıyıkları aşağıya sarkıktı, heybelerinden kâğıt çıkarıp dağıttılar. Üstündeki köpekten korkup almadım.

“ Bizler ilçeden S.S ‘in arkadaşlarıyız, sizlerle konuşmaya geldik. Buralarda bozkurtların sesini duyacaksınız. Oyları bize vereceksiniz.”

En yaşlılarıydı eski ceketli, yırtık lastiklisi, girdi söze.

“ Olur, yeğen senin hatırını mı kıracağız. Bir kez de size verelim. Nasıl olsa bir iş gören yok, beş senede sizden bekleriz.”

En uzun bıyıklısı daldı söze.

“ Biz çok şeyler yaptık bu vatan için.”

Boz Kaymak Yusuf emmi saldı sözünü ortaya.

“ Ne gibi işler söz gelimi?”

“Biz çok güçlüyüz biliyor musunuz? Ankara’da biz çektik ipini üç anarşistin! Bundan büyük iş mi olur?”

Deprem olsa da yerin altına inseydim, dilim durmadı dillendim.

“Keşke yaptırdığınız fabrikaları anlatsaydın. Üç gencin ipini çekmek bir marifet mi? Onu kimler yapar bilirsiniz.”

“Kim bu adam?”

“ !!!!!!!!!!! “


Yürüdüm yanlarından evime doğru. Yanımdakiler de dağılmıştı çil keklikçesine, meydanda kalakalmışlardı, dağıttıkları kâğıtları Tuz Gölü’nden esen poyraz savuruyordu. Köyle barıştım da kent bana küstü.

Yeteri kadar kararmıştı mayıslar. Yeni masallarla gelenler başka günleri seçtiler karartmak için. Yazlar portakal boyağınan buğday boyağına dönüşürken çıkageldi yeni postallı paşalar. Semercimiz değişmişti biz eşeklikten kurtulamamıştık anlaşılan. Dağlarda kurşunlananlar yetmemiş olmalıydı ki, uslarına düştükçe darağacı kurup ip salladılar. Üç yetmedi elliyi geçtiler dinmedi öfkeler. Hani insan çıkmaz sokaklara sapınca korkularından anımsarlar tanrılarını. Tansık tanrılar yarattılar güçlerine destek. Gökyüzünden barış kuşu beklerken elimizdeki ekmeği çalmak mıydı diledikleri. Komşularımızda estirilen yapay baharlara umut bağlayıp sezemedik tuzağa düştüğümüzü. Komşularımız bütün somundu, parçalayıp parçalayıp yutarken de aymadık. ‘21. yüzyıl kimin adına yenidünya düzeni kuruyor?’ sorusunu soramadığımızdan birbirimizi suçlamanın kolaylığına kapılarak, senaryosu dışardan filmlerin figüranı olduğumuzu sezemedik. Özgürlük adına ağzımıza sunulan memenin başımıza sarık olacağını düşünmek hangi çıkarlarımıza engel oluyordu. Güvendiğimiz akıllılarımızın çığırtkan ördek olduğunu sezdiğimizde olan olmuştu. Yeni bir mayısın gelindiğinde sokağa çıkamayacağımızı, balon patlasa saklanacak siper arayacağımız düşlememiştik bile. ‘…Kağnı devrilip testi kırıldığında akıl verecek çok olur.’ diyeceğim ama güvendiğimiz insanlar tek hücreli amipler olmuşlardı çoktan.


Modalar sürgit değişir ya, değiştirecek bir yüzleri kalmayınca sakalla, bıyıkla, kara örtülere sarındılar. Yarasa kuşu uğursuz saldırısını alaca karanlıkta yaparmış. Şimdi tüm alaca kuşağın uğursuz karanlığındayız. Yarınlarda gelecek çiğdem sarısı altı mayıslara güvenimiz de kalmadı. Görünmez karartmalar yetmiyor artık, ziftle sıvamak süremindeler semercilerimiz.

Kırk yılı geçti de Hızır İlyas günlerinde gülmedim, şenliklere de küskünüm. Çıkaramadım yaşamımdan mayıs karasını, özledim çiğdem boyalı mayısları. Ne diyeceğim Hızır’la İlyas’a? İnsandan, sevgiden, barıştan yana. Durdurun büyümesin Mayısların Kararması.

&


  • Berfin Bahar Dergisi. Mayıs 2016, sayı: 219/ 56-57

11 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör