İnsanlığın DİSTOPYASI


-1984 - ORWELL-


"Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu."


George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört.


Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.


1984 George Orwell CAN YAYINLARI (Kitabın arka kapağı)


Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikayesi distopik bir dünyada geçer. Anti-Ütopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother (Büyük Birader) kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Roman, Avrupa'daki Son Adam (The Last Man in Europe) ismiyle yazılmıştır. Fakat ABD ve Birleşik Krallık'taki yayımcısı, ki roman bu iki ülkede aynı anda satışa sunulmuştur, pazarlama meseleleri nedeniyle romanın adını Bin Dokuz Yüz Seksen Dört`e (Nineteen Eighty-Four) çevirmiştir. Roman ilk kez 8 Haziran 1949'da basılmıştır. Romanın anti-ütopik dünyasında, totaliter bir merkezi tek Parti'nin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir. Roman daha sonra ünlenecek, Büyük Birader ve Düşünce Polisi gibi kavramları içermektedir. 20. yüzyılın en etkili romanlarından biri olmasının yanı sıra satış anlamında da çok başarılı olmuştur. Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya isimli romanıyla birlikte, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört İngiliz edebiyatının ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve içerdiği terminoloji mahremiyet tartışmalarında sıklıkla ortaya atılmış ve kalıplaşmıştır. Kitap birçok farklı dile çevrilmiştir.

Distopya

Kötümser bir bakışla hayal edilen veya tasarlanan toplum düzenlerinin veya karanlık gelecek tablolarının adıysa: Distopya... “Karşı ütopya”, “ters ütopya” veya “anti ütopya” olarak da adlandırılan bu kavram, ütopyanın antitezi olarak adlandırılabilir. Ütopya cennetse distopya cehennem. Ütopya tatlı rüyaysa distopya kâbus. Ütopya bahçeyse Distopya bataklık. Ütopya gün ışığıysa distopya gecenin körü… Genellikle otoriter veya totaliter bir hükümet gibi sindirici, zalim ve ağır bir sosyal kontrol mekanizması üzerine şekillenen distopya kurgusu, günümüzde ütopyaya göre çok daha popüler. Ütopya klasik ve sıkıcı bir türken, distopya popüler kültürün yeni fetişi konumunda. Son dönem filmler, kitaplar, çizgi romanlar arasında sayısız distopya örneği var. Bunun nedeni açık; ütopyanın gayet iç sıkıcı, distopyanın ise son derece zevkli bir seyri var. Bu durum biraz da ‘Gündüz Vassaf’ın “Cehenneme Övgü” kitabında altını çizdiği gibi, insanoğlunun cennete gitmek istemesine rağmen cennetten çok cehennemi merak ediyor olması gerçeğine benziyor. Distopyanın kendisi çok daha korkunç olsa da, okuması çok daha zevkli… Yazın tarihindeki en önemli kabul edilen iki distopya kurgusu, iki ayrı İngiliz yazara ait: ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ (George Orwell) ve ‘Cesur Yeni Dünya’ (Aldous Huxley)... “Cesur Yeni Dünya” adını Shakespeare’nin bir oyunundaki replikten, “1984” ise 1948’de yazılmış olmasından alıyor. ‘Foucault’ insanlığın dönüşümünün Disiplin Toplumu’ndan Kontrol Toplumu’na doğru geliştiğini öne sürer. Disiplin Toplumu’na hapishane, tımarhane, okul, fabrika gibi disiplin kurumları işlerlik kazandırır. Bu denetleyici ve yönlendirici kurumlar sayesinde toplumun düzene uyumu sağlanır. Kontrol Toplumu’ndaysa durum farklıdır. Mekanizma biraz daha karmaşıktır. Kontrol Toplumu dışarıdan bir gücün dayatmasıyla değil, vatandaşların beyinlerine aşılanan, öznelerde içselleştirilen, farklı bir sistemdir. Görüntüde daha demokratik, özünde son derece baskıcı bir yaklaşımdır bu da. Disiplin Toplumu’ndan Kontrol Toplumu’na geçişte düzenleyici kurumlar insanların kendisine dönüşmeye başlar. İnsan herhangi bir zorlayıcı dışsal otoriteye gerek kalmadan kendiliğinden bir tür hapishaneye dönüşür. Eylemlerini kendiliğinden bir özdenetimle kontrol altına alır. Foucault’nun ‘Disiplin Toplumu’ndan ‘Kontrol Toplumu’na geçiş tarifini ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ ortamından ‘Cesur Yeni Dünya’ düzenine geçiş olarak okuyabiliriz. Neil Postman, “Televizyon: Öldüren Eğlence” kitabının önsözünde söz konusu iki distopyayı zekice karşılaştırır ve Orwell’in değil, Huxley’in kehanetinin gerçekleştiğini iddia eder: “Orwell’in uyarısı, dıştan dayatılan bir baskının bize boyun eğdireceği yönündedir. Huxley’in görüşüne göre ise insanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak için Büyük Birader’e gerek yoktur. Huxley’e göre insanlar süreç içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklardır. Orwell kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. Huxley’in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağı, çünkü artık kitap okumak isteyecek kimsenin kalmayacağı şeklindeydi. Orwell bizi enformasyonsuz bırakacak olanlardan, Huxley pasifliğe ve egoizme sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacak olanlardan korkuyordu. Orwell hakikatin bizden gizlenmesinden, Huxley hakikatin umursamazlık denizinde boğulmasından korkuyordu.” Gerçekten de Huxley Cesur Yeni Dünya’nın önsözünde geleceğin totaliter devletinde kölelerin köleliklerini sevdiği için zor kullanılmadan yönetilecekleri bir devlet olduğunu yazar ve “köleliği sevdirmek gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir görevdir” diye ekler. Özellikle gelişmiş ülkelerde, bazı konularda resmen modern köle durumunda olmasına rağmen “cool” takılan çağın insanı yenidünya düzenine adeta cool köle olmaktadır. Zekice kurgulanmış sınırların içine hapsedilmiş özgürlüklerin tadını çıkarır cool köleler. George Orwell (asıl adı Eric Arthur Blair’dir ):

(25 Haziran 1903 – 21 Ocak 1950), 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Orwell'ın hayatı, sonradan yazılarını etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Eton Koleji'nden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma'da bulunmuş; kısa süreliğine adanın polis teşkilatında görev yapmıştır. Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.

İspanya İç Savaşında sol cephede yer alır. Yaralanır.


Bir süre sonra arasında yer aldığı komünist ideolojiye, bir iddıaya göre Stalin'e duyduğu tepkiyle cephe alır. Hatta Hayvan Çiftliği'ni yazışında Stalin, Hitler... gibi baskıcı liderlere , otoriter rejimlere duyduğu tepkinin etkili olduğu söylenir.


1949'da kaleme aldığı 1984 romanında insanların acı çekerek denetlenişini anlatıyordu. Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında ise denetleme insanları hazza boğarak gerçekleştiriliyordu. Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkarken Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin, bizi bu güzel havaların mahvedeceğinden korkuyordu ve Orwell daha estetik, derin ve sosyolojik olmasına rağmen Huxley’in kehaneti doğru çıktı.


BERTRAND RUSSELL'in ORWELL ve 1984'le İlgili Görüşü

"Çok genç yasta bile yiğit ve yürekli olan George Orwell, (1903-1950) önce döneminin ve ülkesinin toplumsal düzenine karsı çıktı. Rus devrimine inandı. Troçki'ye hayrandi. Ancak, İspanya savaşı sırasında Stalinistlerin Troçkistlere karsı tutumu, umutlarını yıktı. Bu durumu ve hastalığı, Orwell'i 1984'ün mutlak umutsuzluğuna götürdü. Orwell, yapısı gereği karamsar ya da siyaset tutkunu değildi. İlgi alanları çok genişti; daha az acılı bir dönemde yaşasaydı yaşamaktan mutluluk duyardı. Ama çağımıza siyaset egemendir. Orwell, hayati boyunca gerçeklere bağlı kalmış, en acı dersleri bile öğrenmekten vazgeçmemiştir. Ama umudunu yitirmiştir. Orwell'in çağımızın peygamberi olmasını engelleyen de bu olmuştur. Belki de, dünyanın bugünkü durumunda umutla gerçeği birleştirmek olanaksızdır. Durum buysa, tüm peygamberler yalancı peygamberlerdir. Orwell gibi kisiler bence, günümüz dünyasında gerekli olanın yarısını, ama ancak yarısını ortaya koymuşlardır. Öteki yarıyı hâlâ aramaktayız."


Ütopyalar insanın bunaldığı gerçeğine karşı ürettiği çözüm yolları yani ÖNERME iken, DİSTOPYA karamsar,umutsuz bir öngörüdür.


Kaynak: İNTERNET

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA