ÖLENE DEK SAKLAMAK


Davranışlarında ve yaklaşımında samimi olup olmadığından emin olamıyordu ama yine de; onunla her buluşmayı kabul ettiğinde gardırobundan en güzel kıyafetini seçerken, aynanın karşısında birkaç kez kıyafet değiştiriyordu.

Buluştuklarında, kibar davranması, ısrar etse de hesapları hep onun ödemesi, hediyeler alması, diğer arkadaşlarından kıskanması, onun bir ilgiden öte bir sevgisinin göstergesi olduğunu düşünüyordu. Ama yine de; nedenini henüz anlayamadığı, ona karşı, mesafeli durması gereken bir duyguya kapılıyordu. Evet yakışıklıydı. Şakacıydı, kendisi ve çevresi ile barışık birisiydi, gruptaki kızların beğendiği, hoşlandığı bir çocuktu. Aklı ile duyguları çatışıyordu.


İç sesi ile konuşarak, buluşacakları yere gitmek için, duraktan bindiği otobüste, hala onunla olan ilişkisini sorguluyordu. Faceden paylaştıkları, beğenileri, okuduğu kitaplarla, düşünceleriyle, paralellik taşıyordu. Duygudaştılar. Sohbetleri koyulaştıkça birbirlerine yakınlaştılar. Arkadaş oldular, çıkmaya başladılar. Birbirlerinden hoşlandılar. Sedat evin tek oğlu olduğundan, özgür büyütülmüş, ailesinin istediği bir üniversiteyi okuma avantajı ile tüm ihtiyaçları fazlasıyla karşılanıyordu. Eli açık birisiydi. Kendine olan özgüveni anne ve babasının memur olması ve özgür büyütülmesinden kaynaklanıyordu. Yok, olmaz, hayır sözcükleri çok yabancıydı ona. Yazın grup halinde denize, pikniğe gidildiğinde arkadaşları maddi imkânsızlıktan gitmemek için diretse de; masrafların çoğunu o karşılıyor, “Olmaz”a, “hayır”a geçit vermiyordu. Karşılıksız ve çıkarsızdı arkadaşlığı ancak; yalnız kaldıklarında bazı ısrarcı davranışları karşısında kuşkuya düşürüyordu Elif’i.


Birlikte olmak sevişmeyi gerektiren bir eylemmiş gibi, atağa geçtiğinde; onun istek ve duygularını örseliyordu. Bozuluyordu ama belli etmiyordu. Onun yüzünün sarkmasından anlıyordu bunu. Hangi davranışından sonra, nasıl bir tepki vereceğini öğrenmişti artık. Fırsat bulduğunda, dudakları ve yüzü yerine; poposunu elleyip okşaması, cinsel açlığını doyurmak için birlikte olduğuna düşünmesine neden oluyordu. Kafede başlayıp yatakta son bulan, ömrü kısa, cinsel arzuların tatmini için bir ilişkii istemiyordu. Kaç kez ellerini kızarak poposundan uzaklaştırdıysa onu; bu alışkanlığından vazgeçirememişti. Küçük tartışmalar yaşıyorlardı. Sedat onun afra tafra yaptığını düşünüyor, duygularını anlayamıyordu. Bir keresinde de Sedat’ın evinde çok sert bir tartışmadan sonra bir ay dargın kalmışlardı. Israrcıydı Sedat. Şimdi buluşmaya giderken de Sedat’ın kendisine olan, iyi çocuk davranışlarının, ne kadar gerçek olduğunu düşünüyordu. Hele o kızla, aralarında geçen o olaydan sonra kuşkusu büsbütün artmıştı.


Buluştuklarında sarılıp öpüştüler. Sedat Elif’in omzuna attı elini. Konuşarak bir süre yürüdüler. Birkaç kez nereye gittiklerini sormasına rağmen yanıt alamadı Elif.

—Bu gölge iyi mi?

—Evet, ama niye bu kadar uzaklaştık ki?

Oturduklarında Sedat, Elife sarılıp dudaklarından öpüverdi. Elif elini Sedat”ın avuçlarından çekerken gözünden iki damla düştü.

Sedat şaşırdı, afalladı, Elif’in yüzüne merak ve endişe karışımıyla bakıyordu.

Elif burnunu çekti sadece. Çantasından bir kâğıt mendil çıkardı, burnunu ve yüzünü sildi. Kuşkuyla yüzüne bakan Sedat’a, bir yanıt vermeden omzunu oynatmakla yetindi.

—Duygulandım ne bileyim… Dedi, burnunu çekerken.

—Böyle ağlayacaksan bir daha öpmem dedi, Sedat gülümseyerek.

—Ondan değil, seni seviyorum biliyor musun?

Sedat kendinden emin, Elif’in bacağına koydu elini. Bacağını avuçlamaya başladı.

—Ne güzel işte… Deli ya… Sevgisi için ağlayan kız mı kaldı şimdi dedi, yarı alaylı bir sesle.

Elif yanaklarındaki ıslaklığı silerken:

—Sen ağlamaz mısın? Diye sordu.

—Bilmem, bu güne dek hiç ağlamadım, her isteğim yerine getirildi dedi, yine gülümseyerek…

—Mmm, her isteğini elde edersin yani dedi. Bacağını çekti, Sedat’ın elini ittirdi.

Sedat konuyu değiştirdi:

—Tayt ne güzel yakışmış, popon çok güzeldi, dedi.

- Bak! Yine aynı şeyi yapıyorsun, gelirken belki on kez yineledin bunu farkında mısın? Beni popom güzel olduğu için mi seviyorsun diye, sordu.

Elifin gözleri tekrar çalkalandı.

—Sevseydin ellerimi tutar, boynuma sarılır, göğsüne yatırır, saçlarımı okşardın. Sevgiyle, şefkatle sarılırdın. Hemen öpmezdin, oramı buramı avuçlamazdın, orama burama bakmazdın yolda yürürken, gözümden kaçtığını mı sanıyorsun bakışların…

—Seviyorum tabi ki… Dedi. Elini uzatıp, Elif’in saçlarını okşamaya başladı. Elif başını hızla sola çekti, saçlarını, Sedat’ın elinden kurtardı.

—Ben seni özlemini duyduğum sevgili, yüreğimdeki Sedat, hayalini kurduğum, hayatımı paylaşacağım, birlikte bir ömür boyu yaşayacağım birisi olarak seviyordum ve sevdim dedi.

Sedat can sıkıntısı içinde etrafına bakıyordu. Gömlek cebindeki paketi çıkardı Elife uzattı. Sigaraları karşılıklı yaktılar. Bir süre sonra:

—Ne demek istiyorsun? Diye sorabildi Sedat.

—Sevgiler, karşılık bulmalı.

—Karşılıksız mı yani benimkisi?

—Biraz da tutarlı olmalı.

Kaşlarını çatarak sordu Sedat:

—Ne yani! Tutarsız mı benimkisi?

—Bir defa benimkisi deme! Elindeki sigarayı gösterip:

—Sende şu kadar sevgi olsaydı, söylerdin bunu. Hem de içinden gelerek. Çekinmeden, korkmadan, erkekçe…

Kaşları yeniden çatıldı. Dudakları titredi. Asabileşti Sedat’ın.

—Kimden korkacakmışım kızım ben? Kaç defa söylemedim mi seni sevdiğimi…

—Beni kaybetmekten… Elinin altında hazır olan birisini yani dedi, sustu.

Derin bir nefes aldı, kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Bu gün bu sınavı hiç değilse, kendisine karşı vermeliydi. İyice emin olmalıydı. Sonu ne olursa olsun, bu konuşmayı yapmaya karar verdi. Sırtını düzleştirdi iyice doğruldu Elif.

- İnsan önce kendisine karşı dürüst olmalı.

—Güldürme beni, dürüst değil miyim ben?

—Dürüst müsün? Gönül eğlendiriyorsun sen. Arkadaşlarına da anlatıyor musun seviştiğimizi? Oramı buramı fırsatını bulduğunda ellediğini…

Sedat’ın yüzünde yoğunlaştırdı bakışlarını. Sigarayı toprağa iyice bastırıyordu Sedat.

—Saçma sapan şeyler konuşuyorsun. N’oldu kızım sana bu gün?

—Sarılıp öperken beni arzulayarak mı öpüyordun? Yüreğin gümbürdüyor muydu? Heyecanlanıyor muydun? Nefesin kesiliyor muydu?

—N’oluyor kızım sana bu hangi filmin repliği…

Bir kavganın ortasına doğru yol aldıklarını düşünüyordu Sedat.

—Beni mi seviyordun, açlığını mı gideriyordun? Yoksa özlemlerine mi sarılıyordun? Ben bir obje miyim Sedat? Ne buldun bende, güzel bir beden mi? İri göğüslerim mi, güzel, biçimli popom mu? Seni çeken, bendeki özel neydi? Erkeklerin yatak odasını süsleyecek bir bedene sahip olmam mı? Bir erkeğin aşk olmadan, libidosunu, doyuracak bir beden mi bendeki özel. Benim aklımı ne zaman seveceksin Sedat? Bedenimin içindeki güzelliği, ne zaman keşfedeceksin? Ben bu yönümü keşfetmeni, daha ne kadar bekleyeceğim. Biri sana birini sevmeyi böyle mi öğretti? Aaaaağğğğğğğhhhhh diye bağırdı Elif…

—Manyak mısın kızım sen! İyice saçmaladığının farkında mısın? Ne içtin de geldin? Derdin Ne? Ne demekmiş, özlemlerin açlığın? Bu kadar şey miyiz yani?

—Ne?

—Bencil.

—Evet, bencilsin ve sadece egonu tatmin ediyorsun. Beni sevdiğini bile söyleyemiyorsun.

—Nereden çıktı şimdi bunlar, deminden beri abuk sabuk şeyler konuşup duruyorsun. Biri senin canını fena halde sıkmış belli ki, benden çıkarıyorsun öfkeni, dedi Sedat.

Elif bacağının yerini değiştirdi. Elindeki sönmüş izmariti bir taşa sürtüp duruyordu.

—Sen beni gerçekten sevseydin buraya sevişmek için getirmezdin biliyor musun?

Şiirler yazardın hazır kopyala yapıştır mesajlar yerine, bana bakman, dokunman daha farklı olurdu. Etime değil; bana dokunurdun, yüreğime dokunurdun anlıyor musun? Bana karşı bir rol üstlenmişsin sen onu oynuyorsun. Etimle, bedenimle uğraşacak ne gibi bir mesaj aldın benden, sana ne dedim de; benimle değil de; bedenimle ilgilisin? Hıı? Konuşsana!

Sedat doğruldu bacaklarını karnına çekti, sağ yanında oturan Elifin yüzüne baktı.

—Sana ne kadar umut bağladım biliyor musun? Seninle bir gelecek kurduğumu… Başkalarını ret ettiğimi… Yolunu nasıl dört gözle beklediğimi biliyor musun? Bir oyun mu bu. Bu sahnede nereye koyuyorsun beni? Arka planda bir figüran mıyım ben. Söylesene Sedat… Neyim ben? Kimim sana göre. Sevgili mi? Gönlünü eğlendiren mi? Sana her geldiğimde, acaba bana nasıl bir romantik sürpriz hazırladı diye merak ve coşkuyla beklediğimi biliyor musun? Biliyor musun; o kafeden her çıkışımızda, sana iyice sokulup yaklaşmak istediğimde, benden uzaklaştığını fark etmiyor muyum sanıyorsun? Evinde beni deliler gibi sevdiğini söyleyip sarılırken, caddelerde elini tutmak istedikçe, elini kaçırdığını anlamıyor muydum? Beni sevseydin böyle mi davranırdın? Böyle mi yapardın Sedat, anlamıyor muyum? Kimlere görünmek istemiyordun benimle yürürken?


Sedat’ın bakışları karşı tepelerde yoğunlaştı. Ağzına kuru bir ot sapı koparıp attı. Diliyle sapı dudaklarının kenarında dolandırıyordu. Elif onun bir şeyler söylemesi için, bakışlarını, yüzünde ve gözlerinde derinleştiriyordu. Sedat’ın yüzü kızardı. Gerginliği geçmişti. Düşünceliydi:

— Niye benimle arkadaşlık ediyorsun o zaman diye ağzından belli belirsiz söz kırıntıları döküldü.

Elif’in yüzünde küçük bir tebessüm titredi.

—Umut işte… Bilmiyorum, dedi.

—Demek ki bende senin umut ettiğin şey yokmuş, dedi Sedat.

—Biraz önce seviyorum diyordun.

—Ben seni başka türlü, arkadaş gibi seviyorum.

—Arkadaşlar sevişirler mi Sedat? Bir karşılık mı bekliyordun benden. Yaptıklarının bir bedelini mi ödemem gerekiyordu?

Elif bir açıklama bekliyordu. Sedat’ın yüzünde küçük gülümsemeler gelip gidiyordu.

Bakışları sertleşti bir anda. Gerginliği vücuduna yansıdı, doğruldu sesini yükseltti bağırarak konuşmaya başladı.

—Yeter ya! Bıktım senin bu kaprislerinden. Hala taşradasın kızım sen. Tabularına yenik düşmüş, kabuğunu kıramamış, ağır abla rollerindesin. Ne yani, ayıp mı sevişmek. Seks ayıp bir şey mi? Kime, neyi saklıyorsun. Hangi devirde yaşıyoruz kızım. Bana kız mı yok. Ben seni seçtim. Senden hoşlandım. Seni sevdim. Bu kadar…

Sustular.

—Lanet olsun sana. Beyaz atlı prensimdin sen benim. Hoşuma giden her şeyin, senin de hoşuna gidiyor sanıyordum. Beni gerçekten sevdiğine, sevgine saygın olduğuna inanıyordum ilk zamanlarda… Bir bedel mi istiyorsun yaptıklarının karşılığında, öyle ya; yaptıklarını ödemem lazım değil mi, dedi. Kalktı.

— Senden karşılık bekleyen yok! Senin de hoşuna gitmiyor muydu birlikte olmamız? Sen istemiyor muydun sanki? Bırak kızım şimdi bunları… Saçmaladın durdun… Dedi, Sedat.


—Seni üzmeyelim, incitmeyelim derlerken, bazı şeyleri yanlış öğretmişler be gülüm sana. Sevgi, aşk öyle bir şey değil, her istediğinde avucunun içine alamazsın, bir meta gibi sahiplenemezsin, satın alamazsın onu. Öyle kolay, zahmetsiz, çabasız elde edilmez. Saçmalıyor muşum… Taşralıymışım… Kime saklıyor muşum… Aşkım, aşkım, aşkım… Herkesin ağzında çiklet olmuş aşk, hani nerede aşk, Adıvar kendi yok. Karanlık, izbe, kör, mekânlarda, dağınık yataklardaki, hayvansal duyguyu öldürmek mi aşk? Becermek zafer kazanmak öyle ya… Bu kadar basit mi? Sen ve senin gibiler birisini becermek olarak mı algılıyorsunuz aşkı? Sizin evde var mıydı aşk? Sen de o aşkla mı büyütüldün? Fırsatçının birisisin sen be! Anla bunu, gör halini. Terk edildin işte! Hadi, çağır anneni, babanı da sana şimdi şöyle güzel popolu bir aşk alsın…


Ayağa kalktı. Titreyen parmaklarıyla, omzundaki çantasını açtı. İçinden bir zarf çıkardı. Zarftan birlikte çektirdikleri birkaç fotoğrafı parça parça edip Sedat’ın önüne attı.


Titreyen elinde tuttuğu, bir fotoğrafı göstererek;

—Bunu ölene kadar saklamak isterdim, dedi. Sesi gidip geldi. Titreyen parmakları arasında tuttuğu fotoğrafı Sedat’ın yüzüne fırlatıp yürüdü gitti. Az ilerlemişti ki cep telefonu çaldı. Çantasından çıkardı yere çarptı telefonu, üzerine basıp çiğnedi parçaladı. Bir parçasını Sedat’a fırlattı. Oradan hızla uzaklaştı.


Sedat Elifin arkasından bir süre baktı. Yüzünde küçük tebessümler gelip gidiyordu. Düşünceler içerisindeydi, bir sigara yaktı.

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA