top of page
1/1076

Hangi Edebiyat

Güncelleme tarihi: 24 Şub 2022


Bilinç oluşturmakta ana lokomotif olan edebiyat vazgeçilmezdir.


Edebiyat bir toplumun belleğidir; salt bellek de değil geleceği bileni, tahmin edeni, önerenidir.


İyi bir yazar, sadece kültür oluşturmaya, gelecek kuşaklara aktarmaya hizmet eden bir sanatçı değil, dilini, kültürel birikimini ödünç aldığı topluma karşı birinci derecede sorumlu bir düşünce adamı, insanlık adına gelecek önerici, hatta bilici, hatta kahindir de… Bu yönüyle baktığınızda tek tarafı insan olan yazarın tarihin hiçbir döneminde insanına uygulanan siyasete karşı kayıtsız kalamadığı, istemese de taraf olduğu görülür.


Sanatçıların ellerinde olmayan bir duyarlılıkları, mazlumdan yana duruşları evrensel özelliğidir. Kiminde az, kiminde çok, ama vardır bu özellik. Belki de onu sürüden, sıradan insandan ayıran bu temel özelliktir. Bir zamanlar Sezen Aksu'ya "Yetmez ama EVET" dedirten, aynı özelliktir temelde, ne var ki umut bağladığı siyasetin öncekilerin hatalarını yinelediğini, onun bile bir küçük hatasını affetmeyen bir siyaset görünce de "Vur Beni..." meydan okuması noktasına getiren de bu olgu olabilir. Ya da genel de siyasete ve ülke sorunlarına kayıtsızlığıyla bilinen, eni boyu okuyucu Tarkan'a derin bir filozofluk kondurup, "pandemi bezginliğini" konu ettiği, ama bizim denize düşmüş halimizle "çok sert muhalif" gülümsemesiyle yorumladığımız, "Geççek" şarkısını yaptıran da...


Sorun önceliklerimiz. Kuşkusuz hepimiz insanız, limonu görünce yüzümüz ekşir. Peki halkın sıkıntılarında paydası ne kadar. Sonuçta herkesin derdi, ekmek. Haklı olarak paradan başka bir şey düşünmeyen, hele halkın sorunlarına hiç kafa yormayan; örneğin ucuz ekmek kuyruğunda bir saat beklemeyen, çoğu şarkıcıdan birer Ruhi Su yaratmamız, "süpermen" bekleyişimiz aslında başka bir nevroz; ona "sürü" konulu bir başka yazıyla yanıt aramalı. Bu da birkaç cilt tutacağı için epey bekleriz herhalde...

Yani insanın samimiyetini paydalarından ölçebilirsin.


İyi sanatçı denince; müzikten heykele, sinemadan dansçıya... az ya da çok içerikte yer alır. Sanatçıyı ayıran bir şey üretmesi; ürettiğine benzersiz bir şey katmasıdır; yani yaratıcılık. Bu yönlü iyi edebiyatçının yeri ve işlevi her zaman farklı olmuş; o yaratıcı yapıtlarıyla katıksız bir sanatçı olmasının yanında, bunu hayatın saçmalıklarına izin vermeyen bir disiplinle tasarlayıp açıklamasıyla da bir düşünce adamı, yarı ya da tam filozoftur da.


Montaigne’den Dante’ye, , Servantes’den Hugo’ya, Russo’dan Görki’ye , Kaşgarlı Mahmut’tan Dede Korkut’a, Zola’dan Nazım Hikmet’e, Kemal Tahir'e, Yaşar Kemal’e... kadar büyük yazarların hepsi kendi ulusunun tarihini bir estetikle yeniden yazarken bütün insanlığın geleceğini de biçimlendirecek önermeler getirirler. Değişen dünyayı betimlerken, karşı koyacak, olması gereken insan modelini de çizerler. Ütopyalar önerir, çıkış kapıları gösterirler. Edebiyatın doğası budur. Temel amaç olarak almasa bile ürettiğiyle ait olduğu insanlığa bilinç oluşturmak için hizmet eder. Bu nedenle de çoğu kez yönetimle, baskıcı egemenlerle arası iyi olmaz. Bu yüzden bir edebiyat yapıtının öncelikle ulusuyla, giderek tüm insanlıkla ortak paydalarda, geçmişte ve gelecekte birleşmesi, yarını kuracak insan modelleri önermesi en doğal olandır, temel paydadır.



Oysa seksen sonrasında ne olduysa oldu, edebiyatımız batı etkisiyle başka bir boyuta taşındı…Küreselleşmenin yoğun etkisiyle salt yaşama biçimimiz, ahlaki yapımız, dilimiz değil değişen, edebiyat da batı tarzı yapıtlar üretmeye başladı. Artık nesnelerle, insanıyla, toplumuyla ilişki kuran edebiyat yok, öyle yazar da yok. Çok satan kitapların hemen hepsine bakın, ne ülkemiz genel gerçeğiyle, ne insanımızla ilişkili. Ne ideal var, ne umut, ne ütopya… Hiçbir şey anlatmayan küreselleşmenin kültür askeri post modernist anlatı tutsak aldı bizi. Yazarlarımız da bu ithal anlatıyı sevdi. Artık ne Anadolu'yu bilen var, ne Anadolu insanını ne de büyük şehirlerde kaybolmuş, her şeyi reddetmiş ama yerine hiçbir şey koyamamış insanımızın yaşam trajedisini…Artık çok az kitap bizim öykümüzü anlatıyor. Bir kültür kopukluğu yaşıyor edebiyat, edebiyatçı.


Ne bütün değerleri sarsılmış, inanacağı hiçbir kahramanı kalmamış, içi boşaltılmış ithal değerler peşinde umarsız insanımız var kitabımızda, ne egemenliği uydurma, tümüyle başka dillere kaptırmış zavallı dilimiz. Ne hızla artan üniversiteler bitirmiş işsizlerimiz edebiyatın, şiirin konusu , ne sarsılan, büyük şehirlerde kaybolmuş aileler, ne içinde boğulduğumuz ekonomik açmazlar, ne bitmeyen terör ölümleri ne de yoksulluk…Evet "Karuluş Cumhuriyeti" 21. yüzyılda bir muz cumhuriyeti gibi yoksulluğun esiri olmuş, yazan çizen farkında değil. Anlatmaya değecek aşklar bile konumuz değil, erotizm de değil; uydurma bir cinsellik... Amaçsız, ilkesiz , ruhsuz bir taklit etme yeteneği. Yukarıdakiler ve kuşkusuz Batı neyi buyuruyorsa, tıpkı Tanzimat edebiyatı gibi onu yazıyoruz, uyarlamalarını ya da taklitlerini üretiyoruz.


Peki yeni dünyayı ve o büyük ütopyayı kim tasarlayacak?


Tekdüzelikten bunaldık, parlak bir ışık beklentisinden zorlandık, bir taze başlangıca, bu bir yeni 19 Mayıs olabileceği gibi, türlü anlamlar yüklenen, 2023 de olabilir, bir sonraki yılbaşı da... şiddetle ihtiyaç var. Ne var ki o başlangıca anlam yükleyecek hayalperestler ya da sizin adınıza sürüyü götürecek süper liderler olmazsa boşlukta kalacağınız kesin. Hayalleriniz, planlarınız yoksa bir heykeli yıkmaya çalışmak gibi saçmalıklarla boğuşursunuz, ne kadar isterseniz isteyin, santim değişemeyeceğiniz kesin.


Dün Türkiye Rönesansını başlatmak için Kemalist Devrimi artısıyla eksisiyle tartışanlar, bugün kapıda bekleyen büyük tehlike nedeniyle haklı olarak bilim ve aklı baz alan Kemalistlikte birleşti, ne var ki onu da aşmak gerekli. Ülkenin bu çağına yine bilim ve akıl temelli , ama daha ilerisi gerekli. Yoksa statüko bizi öldürecek.


Peki kim tasarlayacak; hangi edebiyatçı? Sizin adınıza düşler kuracak birileri gerekli. Bir ülkeyi düşünürsek nasıl bir atölye isteyeceğini de tahmin etmek zor değil.


İşte edebiyat bu; o ülkeyi çatısı altına alacak kadar büyük bir atölye.


Jules Verne'yi, örneğin Aya Seyahat'i okuduğumuzda kaç yaşındaydık? Olur gibi gözüküyor muydu? 69'da gerçekleştiğinde, naklen yayınla bütün dünyayla paylaşıldığı o gün ve bugün bile hala "Amerikan'ın bir hilesi bu" diyenlerimiz yok mu?

Jules Verne bir teknoloji uzmanı, bilgisayar mucidi ya da bütün bunları satın alabilecek bir zenginliğin sahibi değildi. 1825'le 1905 arasında yaşamış bir gezgin ve yazardı. Onun kitaplarını 20 Yüzyıl boyunca çocuk edebiyatı saymak aymazlığı neydi?


Bu toplumun bilicileri, kahinleri olan, geçmişin değerlerini yeni kuşak insana aktaran yazarımız şairimiz suskun ya da ezbere; taklit talim ediyor. Oysa geleceği kuracak insan modelinin ruh anahtarları tarih içinde hep onların elinde oldu.

Şimdi bizi olduracak kitaplarımız da yok.


Geçmişi aktaran, geleceği ve karşı koyma yollarını öneren, kaçınılmaz olsa da küreselleşme karşısında kendini donatarak karşı koyma yeteneğini artırmış insan tipini önerecek edebiyat bu mu, bu mu olmalıydı?

Bizde de edebiyat bu yönlü dünya edebiyatından başka bir biçimde gelişmemiş,

Dadaloğlu salt Torosları anlatmamış, kavgasına da dayanak yapmış şiirini. Dede Korkut öyküleri doğru insan örneklemeleriyle doludur. Divani Lügati Türk Türkçe’nin üstünlüğünü insanına kanıtlamak için yazılmış. Köroğlu menkıbesi zalim beylere, değişen dünyaya karşı ayakta kalacak insan modeline örgütlü mücadeleyi öğütler. Namık Kemal her yerde yenilen ulusuna moral olacak yapıtlar kaleme alır, kötü yönetimi yeren, iyiyi gösteren şiirler, yazılar yazar. Cumhuriyet dönemi yazarları devrimlere omuz verecek insanı bilinçlendirmek için çalışır. Sonrakiler yerine konumlanan devletin halkına daha çok emek ve fırsat vermesi için yükseltir sesini ya da bu hakkı savunacak insanı yaratmaya girişir. Çağı yaratacak, etik donanımı olan insan modelleri, tiplemeleri önerirler bize. Bazen hapse düşerler, bazen Istranca’da öldürülürler… Önermelerini, ütopyalarını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ayrı bir olay ama kendilerine yat kat almak için değil ulusu için savaştıklarını gördükçe alkışlamamak elde değildir.


Oysa seksen sonrasında ne olduysa oldu, edebiyatımız batı etkisiyle başka bir boyuta taşındı…Küreselleşmenin yoğun etkisiyle salt yaşama biçimimiz, ahlaki yapımız, dilimiz değil değişen, edebiyat da batı tarzı yapıtlar üretmeye başladı. Artık nesnelerle, insanıyla, toplumuyla ilişki kuran edebiyat yok, öyle yazar da yok. Çok satan kitapların hemen hepsine bakın, ne ülkemiz genel gerçeğiyle, ne insanımızla ilişkili. Ne ideal var, ne umut, ne ütopya… Hiçbir şey anlatmayan küreselleşmenin post modernist anlatısı tutsak aldı bizi. Yazarlarımız da bu ithal anlatıyı sevdi. Artık ne Anadolu'yu bilen var, ne Anadolu insanını ne de onun yaşam kavgasını…


Dünya umrunda değil ve sen sanatçısın, yazarsın öyle mi?


Etiketler:

26 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

GÜNAYDIN

Comments


1/2