top of page
1/1074

GÜÇ

Ankara Yenişehir Sağlık Koleji'nde 1972 Nisan ayının ilk günleriydi. Dışarıda ağaçlar ilkbahara hazırlanıyordu. Kuş cıvıltısı, iğde ve gül kokuları; ders aralarında, sınıfı havalandırmak için açılan pencerelerden içeriye doluyor; sanki bahar, hazır olun ben geliyorum, diyordu. Ankara'nın siyasi havası ise kasvetliydi.

Bir yıl önce devletin egemen güçleri tarafından; ordu aracılığı ile “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı.; buna dur demek gerek” denilerek, Demirel Hükümeti’ne muhtıra verilmişti.

Muhtırayı yiyen Demirel şapkasını alıp gitmişti. Yerine başbakan olarak Nihat Erim atanmış, anayasa askıya alınmış, demokrasinin üzerine şal örtülmüştü. Erim Hükümeti; aydınların, yazarların , devrimcilerin, gençlerin üzerine balyoz gibi inmişti. Solcu üniversite gençliğinin bir kısmı, anarşist oldukları gerekçesiyle sıkıştırıldıkları yerlerde infaz edilmiş, çoğu ise tutuklanmıştı. Muhtıranın üzerinden bir yıldan fazla geçmişti. 12 Mart’ın etkileri her yerde hissediliyordu.

Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan 18 gencin dosyaları, Yargıtay tarafından incelenmiş, 15 kişinin cezaları, ömür boyu hapse çevrilmiş, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararlarıysa onanmıştı. Artık bütün dikkatler, bu kararları onaylayıp onaylamama konusunda karar verecek olan TBMM'nin üzerindeydi. Deniz Gezmiş, hapiste; Gazeteci Ergin Konuksever'e yaptığı açıklamada: Türkiye'de faşizm güçlüyse bizi asarlar, diyordu.


O günlerde sınıfta, Fizik öğretmeni, Suphi Dayıoğlu ders anlatıyordu.

Duran bir varlığı hareket ettiren, (sandalyeyi kapıya doğru sürüklüyor, sonra onu çekerek geri getiriyordu) haraket etmekte olan bir varlığı durduran, (her zaman çantasında taşıdığı yuvarlak keçe silgisini yuvarlıyor, silgi yuvarlanırken yakalıyordu) varlıkların yönünü ve doğrultusunu değiştiren, (sandalyeyi ileri doğru iterken birden yönünü sağa ya da sola çeviriyordu) esnek varlıklar üzerinde şekil ve hacim değişikliği yapan,(çantasından bir sünger parçası çıkarıp, buruşturarak avucuna hapsediyordu) sebebe kuvvet ya da güç denir.


Sınıfın büyük çoğunluğu dersi dinliyordu. Ama dersle hiç ilgisi olmayanlar da vardı. Bir arkadaş, defterinin arasına bir çizgi roman koymuş, kendini onun büyüsüne kaptırmıştı. Birden onu fark etti; hemen tepki vermedi, görmezlikten geldi. Kafasında bir plan kurdu. Yüzü tahtaya dönük, geri geri giderken ders anlatmayı sürdürüyordu: "...evet arkadaşlar, toparlarsak; duran bir varlığı hareket ettiren, hareket etmekte olan bir varlığı durduran..." Tam burada, arkadaşın yanına gelmişti. Bir kaplanın avına saldırır gibi üzerine atladı, sürükleyerek tahtanın yanına getirdi. Suratına yumruğu yapıştırdı. Dövmeye devam etse; arkadaşın suratında şekil değişikliği yapacaktı!

Durdu. -Söyle bakalım, Deniz Gezmiş senin neyin oluyor? Arkadaş şaşırmıştı. -Hiç bir şeyim olmuyor hocam! -İyi düşün mutlaka bir şeyin oluyordur; akraban, arkadaşın yoldaşın... Onlar da derslerine bakmayıp, olmadık haltlar karıştırdıkları için şimdi bu durumdalar, yalnız aranızda bir fark var, onları tavukla, börekle besliyorlar, sen ise kurtlu zeytinle, taşlı bulgura talim ediyorsun.


Bu sırada zil çaldı, fizik dersi sona erdi. Ben bahçeye çıktım.

Türkiye'de güçlülerin, güçsüzler üzerindeki etkisi ve yaptırımları devam ediyordu.

Etiketler:

25 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentarios


1/2