top of page
1/2

BABAMA MEKTUP

Nurten B. AKSOY

*

Sevgili Babacığım,


Bu sana yazdığım ilk mektubum, çünkü seni kaybettiğimde henüz okuma yazmayı bilmiyordum. Bundan tam 64 yıl önce daha küçücük bir çocukken annem ve seninle bir yolculuğa çıkmıştık Mardin'den, bir kara trenle. Zaten bu birlikte yaptığımız ilk ve son yolculuğumuz olmuştu. Zaman zaman seni hatırlamaya çalışırım, ama bende olan iki fotoğrafından ve zihnimdeki sisli anılar içinde bana gülümseyen yüzünden başka bir şey gelmez aklıma o günlerden.


O tren yolculuğunun dışında seni bir de daha küçükken geçirdiğim bir kaza ile anarım hep. Hatırlar mısın bilmiyorum, henüz beş yaşında falandım, annem işe gitmişti; ben cumbanın İçine koyduğum bebeklerimle oynuyordum. Galiba ağabeyim ders çalışıyor, sen de pencerenin kenarındaki yatağında yatıyordun. O zamanlar hastaydın, pek ayağa kalkıp dolaşamazdın, yattığın yerden izler, bize göz kulak olurdun.


İşte o gün nasıl olduysa ben camın önünden inen elektrik teline dokunmuş ve bir anda cereyana kapılmıştım. Canım ağabeyim (artık o da annemle birlikte senin yanında) beni kurtarmak için yanıma geldiğinde aynı şekilde cereyana kapılmıştı.


İkimiz bir ölüm kalım anında orada öylece titreyip dururken, sen başucundaki bastonunla teli koparıp bizi hayata döndürmüştün. İmdadımıza yetişen komşular bizi apar topar hastaneye götürmüş, elimizde kolumuzdaki ufak tefek yanıklardan oluşan yaralarla eve dönmüştük.


İşte babacığım sen aslında o gün bana ikinci kez hayat vermiştin. Canım babam, ne yazık ki seni sadece bu kadar hatırlıyorum, çocuk aklımda kalan izler bunlar, bir de dediğim gibi albümdeki iki adet fotoğraf...


Biliyor musun babacığım, o günlerden bugünlere tam 62 yıl geçti; artık ben de yaşlandım, babaanne oldum. Üç tane minicik, dünya tatlısı torunum var. Sabah onların babaları ile olan fotoğraflarını görünce birden burnumun direği sızladı ve sana bunları yazmak geldi içimden. Evet, bugün babalar günü; sen bilmezsin, sizin zamanınızda da bizim çocukluğumuzda da böyle özel günler yoktu. Babamızı, annemizi anmak için zaten özel günlere ihtiyacımız da yoktu... Her gün hepimizindi, neyse tartışmaya gerek yok, bu da güzel bir şey herhalde...


İşte böyle babacığım, o günlerden bu günlere köprülerin altından çok sular aktı, her şey çok değişti; insanlar, sevgiler, duygular, değer yargıları... Şimdilerde sosyal medya denen bir şey var; herkes her halini her duygusunu, her şeyini orada paylaşıyor. Orada görücüye çıkıyor orada yiyor, orada gülüyor ve ağlıyor... Sanırım insanlar çok yalnızlaştı...


Bugün de babalar günü ya, iki gündür ortalık kırılıyor, herkes babasının fotoğrafını paylaşıyor, herkes yaşayan-ölen babasını anıyor, övgüler düzüyor onlara. Ben sevmiyorum böyle günleri; belki babasız büyüdüğüm için, belki çocuklarım da benim gibi babasız büyüdüğü için öfkeleniyorum böyle günlerde, bizim gibi olanları düşünüp. İlk defa bugün gözlerim hep nemli sabahtan beri niyeyse. Galiba artık yaşlandım fazla duygusal oldum, olur olmaz her şeye ağlıyorum... Ve galiba bu duygusallıkla ben de modaya uyup seninle dertleşmeye kalktım.


Hiçbir şey geçmişteki gibi değil, hastalıklar bile asri... Geçtiğimiz yıllarda Korona denen bir musibetle uğraştık, onunla yatıp onunla kalktık. Her şeyimizi ona göre ayarladık, evlatlarımıza sarılamadık, sevdiklerimizi öpüp, koklayamadık, ama yine de aptalca davranmaktan vaz geçmedik. Hatta aylarca biz altmış beşlikler evlerimizde hapis bile kaldık biliyor musun?


Gerçi şimdi de çok farklı değil, kendimi bir kapana kısılmış gibi hissediyorum; başımızdaki muktedirler beceriksizliklerini, hayat pahalılığını, yoksulluğu, yozlaşmayı bize hakaretler ederek kapamaya çalışıyorlar. Yıllarca onuruyla yaşayan bizlerin, ne zilletliği ne teröristliği ne de sürtüklüğü kaldı. Ruhum bütün bunlara isyan ediyor, ama aklım "üzülme, kem söz sahibine aittir" diyor, gerçekten öyle değil mi babacığım?

Artık yaşım kemale erdi, kimselere tahammülüm kalmadı. Her geçen gün yalnızlığım artıyor, dışarı çıksam insanların saygısızlığı, evde otursam iç sıkıntısı velhasıl iki arada bir derede kaldım bugünlerde.


Ah babacığım aslında sana anlatacak ne çok şeyim varmış, yazmaya kalksam roman olur belki de. Ama biliyorum ki sen her şeyden haberdarsın, bizi, beni izliyorsun. Ruhun şâd olsun babacığım, hoşça kal; anneme, ağabeyime selam söyle. Işıklar yoldaşınız olsun...

19.06.2022,maviADA

37 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments