top of page
1/1076

NEFES

Güncelleme tarihi: 6 Ara 2020


Nefes almayı unuttuğunuz oldu mu hiç? Nefes alıp vermek düşünmeden yaptığımız hayati bir eylemdir. Tıp kitaplarına göre istem dışı fonksiyonları kontrol eden otonom sinir sistemi tarafından gerçekleştirilir. Hiç üzerinde düşünmediğimiz bu olay hayatın bazı anlarında düşünsel bir eyleme dönüşür. Unutursunuz nefes almayı. Biri size hatırlatana kadar!


Nefes almayı unutmak bende iki kez oldu.


İlki, New York’ta, bir kaza nedeniyle trafiğin kitlenmesi sonucu, üç buçuk saat bir tünelde mahsur kaldığımda oldu. Tünelin ortasında, direksiyon başında kalakalmıştım. Ne ileri ne geri gitme olanağı yoktu. İlk dakikalarda şimdi açılır trafik umudu vardı. Ama sonra anons duyulmaya başladı. Kaza nedeni ile trafik durmuştu. Korkulacak bir şey yoktu. Motorlu polis ekipleri su- gıda gibi acil ihtiyaçlarımızı giderebileceklerdi. Trafiğin açılması biraz zaman alacaktı. Ne kadar geçti bilmiyorum. Ama kulaklarım yapılan anonsları duymamaya başladı. Bir uğultu idi duyduğum. Terlemeye başlamıştım. Emniyet kemerimi açtım ama rahatlayamadım. Arabadan çıktım. Neyden bilmiyorum, ama bir şeylerden kurtulmam gerekti. Koşmaya çalıştım. Ama ayaklarım beni taşımaktan vazgeçmişti. Olduğum yere yığıldım. Gözümü açtığımda bir polis beni omuzlarımdan tutmuş sarsıyordu ve bağırıyordu: “Nefes alın hanımefendi, nefes alın.” Boş boş bakıyordum polisin yüzüne. Nefes almayı unutmuştum. Sahi, nefes nasıl alınıyordu? Sanki gözlerimdeki soruyu anlamıştı polis. Seslice havayı içine çekip dışarı bıraktı. Birden hatırladım nefes almanın nasıl yapılacağını. Fiziksel şoktan çıkmıştım.


İkincisi birkaç yıl sonrasında gene New York’ta oldu. Dersimden geçemediği için mezun olamayan bir öğrencim, park etmiş arabamla kendi arabası arasında ezerek öldürmek istedi beni. Arabanın hızla üstüme geldiğini gören bir kişinin çığlığı ile, içgüdüsel bir sıçrayışla kaldırıma attım kendimi. İki arabanın çarpışmasındaki metalik ses hala kulaklarımda. Arabanın haline bakınca ortaya çıkan manzara korkunçtu. Kaçamasaydım ölür müydüm bilmiyorum, ama kesin, ezilen ayaklarım nedeniyle ömür boyu sakat kalırdım. Bu olay beni çok kötü etkilemişti. Depresyona girmiştim. Boğuluyordum. Adeta nefes alamıyordum. Öğrencilerimden birinin eşi psikiyatristti. Ona hayata dönebilmek için ne yapmalıyım diye sorduğumda her hangi bir sanat dalı ile ilgilenip ilgilenmediğimi sordu. Örneğin resim yapıyor muydum? Hayır! Bir enstrüman çalıyor muydum? Hayır! Şiir falan yazıyor muydum? Şimdi hayır, ama lisedeyken yazmıştım bir şeyler diye cevap verdim. “Tamam, yaz “ dedi. “Şiir yaz. Yaz, anlat bana içindekileri. Şiirleri okuduğumda yardım edebilirim sana”.


İlk duyuşta komik gelen bu isteği yapmadım. Ama bir gece aniden uyandım ve bulduğum ilk kâğıda bir şeyler yazmaya başladım. Ölümle ilgili bir şiirdi, ama içimi karartmak yerine içimi açmıştı. Sabah uyandığımda sanki havadaki ağırlık gitmişti. Ben tekrar kolay nefes almaya başlamıştım. Yıllar sonra yazdığım ilk şiirdi o. Ve bir daha kalemim durmadı. O günden bu yana hep yazıyorum. Sanat bana nefes aldırmıştı.


O gece ve sonrasında karaladıklarım 1992'de yayınlanan ilk şiir kitabımdaki şiirlerimi oluşturdu. Psikiyatrist Amerikalıydı ve Türkçe bilmiyordu. Şiirimi okuyamadı tabi ki. Ama sanatın beni hayata geri döndüreceğinden emindi ve de aynen öyle oldu.


Sanatla ilişki iki şekilde kurulur: Ya sanatçı olursunuz ya da sanatsever. Her iki şekilde de sanat sizi yaşama bağlar. Sanatla nefes alan, yaşama tutunan birçok örnek bulabilirsiniz. Frida resimle tutunmuştur hayata yatalak kaldığında. Polonyalı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman Nazi işgali altındaki Varşova’nın kenar mahallelerinden birinde hayatta kalmak için büyük bir mücadele verir. Sefaletin ortasında ona ümit veren tek şey kafasının içinde devamlı tekrarladığı müziklerdir. O müzikleri, olmayan, hayali bir piyanoda çalarcasına oynattığı için parmakları donmaktan kurtulur. Açlık, pislik, korku ve tüm iğrençlikleri aşmayı sanat tutkusu ile başarır. Onun bu gerçek yaşama sarılma hikâyesini Yönetmen Roman Polanski Piyanist filmi ile dünyaya duyurmuştur. Yine hiçbir iletişim kurmaya yanaşmayan beyin özürlü kişiler, örneğin otistik yavruların, eğitim kurumlarında, müzik ile iletişim çabalarına cevap verdiği çok görülmektedir. Ben de anlattığım gibi yazarak hayata bağlandım. Yılgınlığın üstesinden geldim.


Sanatsever olmak ta yaşama tutunmak için çok iyi bir yoldur. Bir kere güzeli sevmek onu daha çok aramaya iter kişiyi. Daha çok güzel müzik dinlemek için konserlere gitmeye başlarsınız. Bir yerde bir eserinin resmini görüp beğendiğiniz ressamın başka eseri var mı diye müzelere gidersiniz. Radyoda duyduğunuz bir şiir, o şiir kitabını almak için bir kitapçıya götürür sizi. Bir sergide beyaz bir tuvalin üzerindeki üç kırmızı noktaya ya da çizgiye bakıp bu da ne diye düşünüp geçerken birilerinin” İşte o şahane resim” diye o tablonun önüne gitmeye çalıştığını görünce düşünmeye başlarsınız. “Ben ne kaçırıyorum?” “Onlar bu tabloda ne görüyor?” Bu sorular sizi sanatla ilgili panellere-konferanslara götürür. Yeni bilgiler, dostlar edindirir. İlk baktığınızda bir mana yüklemeye çalıştığınız o tablo sizin yaşamınıza yeni anlamlar katmıştır. Sanat sizi hayatın içine sımsıkı çekmiştir.


Sanatsal bir güzellikle tanışmak, çevrenize ve çevrenizdeki sanatsal olaylara farkındalığınızı artırır. Güzeli daha güzel görürsünüz. Güzeli çirkinden ayırt etmeyi öğrenirsiniz. Kalite önem kazanmaya başlar. Kültürlü ve kültürsüz kelimeleri önem kazanmaya başlar. Kültürlünün eğitimliden başka bir anlama geldiğini anlarsınız. Diploma almış olmanın, kültürlü olmak demek olmadığının farkındalığı başlar. İnsan ilişkileriniz değişir. Olayları konuşmak yerine, fikirleri konuşmaya başlar sanatseverler.


Sanat çok değişik şekillerde karşımıza çıkabilir. Ben sanatın her dalıyla ilgiliyim. Sanatın bir dalına bulaştı iseniz, onun bir bütün olduğunu anlarsınız. Ben harfle yaratırken eserimi, bir müzisyen notayla anlatıyor içinde birikenleri. Fırça ve boyalar ressamın, çekiç ve kesiciler heykeltıraşın aletleri. Tüm yaratılan eserler, içlerinde biriken bilgiyi dışarı çıkarma yoludur. Gerçi bilim adamları, iş adamları da bilgiyi dışarı atmak-yaymak için kitap yazarlar. Ama onların ki beyinden bir aktarmadır. Yazdıkları-çizdikleri bilim kitaplarıdır. Ne nasıl yapılır sorusuna cevap veren kitaplardır. Çok değerlidir. Ama sadece onunla ilgilenenler için. Bir inşaat ustası da demiri büker. Oysa zanaatkâr demiri işler. Ona hayat verir. Sanatçının içselleştirdikleridir yarattığı. O bilgiyi beyninden yüreğine indirmiş ve eserini oradan yaratmıştır. Yürekten doğan bu eserler başkalarının hayatlarını güzelleştirir. Kitap; okuyanın, müzik; dinleyenin, resim-heykel; seyredenin parçası olur çıkar. Bir mimarın başyapıtı o yörenindir artık. Ama sanatla uğraşan için de yaşamın anlamıdır. Sanat ölümsüzlüğe açılan bir tüneldir. Sonunda görünen ışıkla size umut veren ve yol aldığınızda, sizi, size hayat verecek havaya-yaşam kaynağı oksijene kavuşturan bir tünel.

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
1/2