top of page
1/1076

Düşünen Adam Heykeli ve İki Heykeltraşın İlginç Öyküsü

Güncelleme tarihi: 25 May 2023

Nurten B. AKSOY

*

Ülkemizde pek çok yerde karşımıza çıkan, aslı ise Paris’teki Rodin Müzesinde bulunan ve Fransız Heykeltıraş Auguste Rodin’in "Felsefi düşüncenin simgesi" haline gelen en ünlü eseri “Düşünen Adam Heykeli" 1900’lü yıllarda yapılır. Zaman içinde pek çok kopyaları yapılan heykel Belçika, Almanya, Norveç, Japonya, Fransa, Danimarka gibi farklı ülkelerde müzeleri ve üniversitelerin bahçelerini süsler. Heykel sanatının en ünlü örneklerinden olan, bu elini çenesine dayamış, kara kara düşünen çıplak adamın heykelinin bizim ülkemizde tanınmasının da ilginç bir öyküsü var.


1950’li yıllarda Türkiye’de, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçesindeki yerini alıncaya dek Düşünen Adam heykelini bir akıl hastanesinin bahçesine yerleştirmek, kimsenin aklına gelmemişti. O yıllarda akıl hastanesinin başhekimi olan Fahri Celal Göktulga Düşünen Adam’ı ilk önce bir dergide görür ve heykelin bir kopyasının hastane bahçesine yapılması fikrini ortaya atar. Ancak hastane bütçesinde bu iş için gerekli para olmadığından, bu sırada hastanede tedavi görmekte olan heykeltıraş Kemal Künmat’a heykelin yapımı için ricada bulunulur, Künmat’ın görevi kabul etmesi ile de devasa bir kaya kütlesi askeriyenin de yardımıyla heykelin yapılacağı alana taşınır.


O devasa kaya zaman içinde heykeltıraşın ellerinde şekillendikçe “Düşünen Adam” da ortaya çıkmaya başlar. Heykeli yapmaya devam eden Künmat emeğinin karşılığı olarak hastane yönetiminden o günün koşullarına göre oldukça yüksek bir para ister. Ellerinde ödenek olmayan hastane yönetimi Künmat’ı ikna etmek için, onu en iyi odalarda ağırlayıp ufak hediyeler verse de başarılı olamaz. En sonunda heykeli yapmayı bırakan Künmat hastaneden ayrılır.


Düşünen Adam Heykeli, çenesini yaslayacağı kolu yapılmamış bir halde, öylece yarım kalır. Bir müddet sonra hastaneye depresyon tedavisi için yatan Yüzbaşı Mehmet Pişdar, tek kollu Düşünen Adam heykelinin eksik kalan kolunu tamamlamaya talip olur. Önceleri Pişdar’ın bunu başarabileceğine inanmayan hastane yetkilileri ondan ayrı bir yerde taşı yontarak kolu yapmasını isterler. Sonunda sınavı başarıyla geçen yüzbaşıya heykeli tamamlama izni verilir. Üstelik heykeli tamamlaması karşılığında hastaneden taburcu edileceği sözü de verilerek. Böylelikle yarım kalan kol tamamlandığında Düşünen Adam da son halini alır. Gazeteciler hastane başhekimi Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sorarlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor” şeklinde yanıt verir.


RODİN ve CAMİLLE CLAUDEL

Düşünen Adam’ın asıl yaratıcısı olan Auguste Rodin (1840-1917) yaşamı boyunca kadınlarla hep inişli çıkışlı ilişkiler yaşamış bir sanatçıdır. 1883 yılında tanıştığı heykeltıraş Camille Claudel ile birliktelikleri yıllarca sürer, ne yazık ki bu süre Rodin’in altın yılları olurken Claudel için sonun başlangıcı olur. Öyle ki bu ilişkinin sonunda ruh sağlığı bozulan Camille kendi eskizlerini ve heykellerini paramparça ederken, Rodin’i fikirlerini çalmak ve kendisini öldürme planları yapmakla suçlar. En sonunda akıl hastanesine yatırılan Claudel ömrünün geri kalan 30 yılını burada geçirir. Bir kadına yaşattığı aşk acıları ve kıskançlıklar sonunda onun akıl hastanesinde yaşamasına sebep olan bir heykeltıraşın en ünlü eserinin, bugün aynı şekilde bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunması ise oldukça düşündürücüdür.


CAMİLLE CLAUDEL

Camille Claudel 1864 yılında Kuzey Fransa’da ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Zor yıllarında ona tek destek olan erkek kardeşi Paul ise 1868’de doğar. Camille annesi ve kardeşleriyle birlikte 1881’de Paris’in Montparnasse bölgesine yerleşir. Çocukluğunda taş ve çamur gibi malzemelerle ilgilenmeye başlayan Camille, o dönemde Paris Güzel Sanatlar Akademisinde kadınların eğitim görmesi mümkün olmadığı için bir heykeltraştan özel ders almaya başlar. Annesi kızının bu merakını hiç desteklemezken, babası ölünceye kadar hep kızının yanında yer alır.


1882’de Claudel, çoğu İngiliz olan bir grup genç kadınla bir atölye kiralar. 1883’te bu gruba heykel eğitimi veren kırklı yaşlarındaki Auguste Rodin’le tanışır ve bir yıl sonra da onun atölyesinde çalışmaya başlar. Bu tanışma Camille’in hayatının dönüm noktası olur; çünkü bir süre sonra o, Rodin’in sevgilisi ve sonra da en büyük rakibi olacaktır. Rodin bu göz kamaştırıcı yetenekten çok etkilenir. Artık hayatında en az kendisi kadar yetenekli bir kadın vardır ve birlikte pek çok işe imza atarlar. O dönemde Rodin “Cehennemin Kapıları” adlı ünlü heykelini yapar. Rodin’in bu eseri Camille’in yoğun etkisi ve yardımıyla yaptığı, hatta Rodin’in, başarısının büyük bir kısmını Camille’e borçlu olduğu söylenir.


1890’lara gelindiğinde Camille artık yeteneğiyle nam salmış ve sanat çevreleri tarafından saygı gören bir sanatçıdır. Ama Rodin’in gölgesinde kalmak ve onunla yaşadığı fırtınalı aşk Camille’i rahatsız etmektedir. 1898’de bir yol ayrımına geldiğini anlayan Camille, Rodin’den ayrılma kararı alır. Artık yola tek başına devam edecektir, ancak bu çok kolay bir ayrılık değildir. Böylece Camille için yaşamının en zor ve özlem dolu günleri başlar. İşte acı dolu bu dönemde Camille, “Vals”, “Clotho”, “Olgunluk Çağı”, “Kayıp Tanrı”, “Geveze kadınlar”, “Sakuntala” gibi en önemli heykellerini yapar


Rodin’in Camille için söylediği “Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama bulduğu altın kendi içindeydi” cümlesi onun ne denli başarılı bir sanatçı olduğunun belki de en önemli kanıtıdır. Gerek sanat yaşamında gerekse Rodin’le yaşadığı fırtınalı aşkta annesi ve kız kardeşi onu hiçbir zaman onaylamazken, babası ve erkek kardeşi, Camille’in sanatına ve sorunlarına sahip çıkarlar. Babasını erken kaybeden Camille, erkek kardeşi de diplomat olup Uzak Doğu’ya yerleşince tüm desteğini kaybeder ve yapayalnız kalır. Sevdiklerinden uzak kalması, bir kadın sanatçı olarak yaşadığı yüzyılın olumsuzlukları ve özel hayatında Rodin’le yaşadığı sorunlar nedeniyle pek çok bakımdan yalnız kalan Camille, 1898’den sonraki yıllarda bir de maddi sorunlarla karşılaşınca ruh sağlığını kaybetmeye başlar.


1906’da sinir krizi geçirdiği bir gecenin ardından eserlerinin pek çoğunu parçalar, bir kısmını da nehre atar. Bir süre sonra ciddi paranoya belirtileri gösterdiği ve akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi tarafından, Rodin’in de desteğiyle bir hastaneye kapatılır. Çelişkiler, hüzünler ve sinir krizleriyle dolu otuz yılını kapatıldığı akıl hastanesinde yaşadıktan sonra 19 Ekim 1943 tarihinde yaşama veda eden Camille Claudet; sanatı elinden alınmış bir kadın heykeltraş olarak geride bıraktığı heykelleriyle adını sanat tarihine altın harflerle kazımıştır. Camille Claudel’in hayatı ayrıca beyaz perdeye de aktarılmıştır.

46 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
1/2