top of page
1/1097
  • maviADA

JACK LONDON

Güncelleme tarihi: 23 Ara 2023


Jack London: “İçimdekileri nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Bazen öyle geliyor ki adeta bütün dünya, bütün yaşam, her şey içime dolmuş, benden konuşmamı istiyor. Nasıl desem; büyük şeyler hissediyorum, ama iş konuşmaya geldiğinde küçük bir çocuk gibi dilim dolanıyor.” (Jack London’un Martin Eden romanından)


Amerikan hikâye ve romancısı Jack London, 12 Ocak 1876’da San Fransisco’da dünyaya gelir, 22 Kasım 1916’da Kaliforniya’da, çok genç sayılabilecek bir yaşta 40 yıllık hayatına 50’den fazla eser sığdırarak yaşama veda eder. Tam adı John Griffith London olan Jack’in babası Prof. W. H. Chaney, annesi ise bir müzik öğretmeni olan Flora Welman’dır. Babası tarafından daha annesinin karnındayken terkedilen Jack’ın doğumundan sekiz ay sonra, annesi John London adında başarısız bir ticaret adamıyla evlenir. Yaptığı hiçbir işte tutunamayan üvey babası yüzünden Jack’ın çocukluğu yoksulluklar içinde geçer. Bu nedenle, sonraki yıllarda London; “Ben çocukluk nedir bilmedim” der.


Yoksulluk içinde yaşama tutunan Jack, daha beş yaşındayken kendi kendine okuma yazmayı öğrenir. Sekiz yaşındayken, bir çiftlikte işçi olarak çalışır. Boş vakit buldukça da okula gidip kitap okur. Onca sıkıntı arasında ancak ortaokulu bitirebilir. On sekiz yaşına geldiği zaman çeşitli işlere girip çıkan genç London gazete satıcılığı, balıkçılık, tayfalık, çamaşırcılık gibi işlerle Mançurya’da savaş muhabirliği yapar. 1893 yılında Japonya yakınlarındaki bir tayfunu anlatan haberiyle gazetecilik ödülü kazanır. Çalışmadığı zamanlarında ilk yazılarını kaleme alırken bir yandan da Amerika’yı yürüyerek dolaşır. Serserilikten Kanada’da Niyagara Cezaevinde 30 gün tutuklu kalır.


On dokuz yaşında liseye başlayabilir. Kendi kendine üniversiteye hazırlanır, sınavları kazanır, ama burada da ancak bir sömestr okuyabilir. Geçinebilmek için bir kolacı dükkânında gömlek ütüler. Bu hareketli yaşam ona yoğun bir deneyim ve bilgi birikimi sağlar. Bu yıllarda Marks’ı, Darwin’i, Spencer’i, Nietzsche’yi okur ve onların eserlerinden hareketle kendi düşüncesini belirlemeye çalışır.

jack london gençlik
J.LONDON, gençliği

İlk hikâyesi 1898’de “Overland Monthly” de yayımlanır. Ardından “Alaska Hikâyeleri” adını verdiği yazıları, günümüzde de yayımı süren aylık edebiyat dergisi “The Atlantic Montly”de yayımlandığında büyük ilgi görür. Yazdıklarını “Kurdun Çocuğu” (1900) adlı kitapta toplar. Bu onun ilk kitabı olur. 1899-1903 yıllan arasında dergilerde yayımlanan kısa yazılan, öyküleri ve şiirlerinin sayısı 100’ü aşar. Ayrıca 8 ciltlik bir roman çalışması, bu yıllarda okuyucuyla buluşur. 1900-1916 yıllan arasında bu sayı 50’yi bulur. Üç de oyun yazan Jack London yazılarından para kazanmaya başlayınca sporun tüm dallarına ilgi duyarak spor yapmaya başlar. Bir rivayete göre, altın arayıcılığı yaptığı sırada yakalandığı iskorbüt hastalığı nedeniyle yaşama veda ettiği söylense de pek çok eski kaynakta intihar ettiği anlatılmıştır. Son döneminde çok acı çektiği ve morfin aldığı bilinen Jack London’un kazayla ya da kasıtlı olarak aşırı doz morfin alıp öldüğü de söylentiler arasındadır.


Jack London’ın eserleri yirminci yüzyılın başında yayımlanmış olmasına rağmen Türk okuruna 40-50 yıl sonra ulaşabilir. Türkçeye ilk çevrilen eserleri, ona Amerika’da da haklı bir ün sağlayan “Vahşetin Çağrısı, Altın Arayıcılaı” gibi kitapları olur.

Jack London’ın ele aldığı konular; tarihsel süreçte iç savaş yaşayan ve birdenbire sanayileşmeye başlayan Amerika’nın çevreye, doğaya gösterdiği duyarlığı yansıtır. Talat Halman bu konuda şu değerlendirmeyi yapar: “Nietzsche felsefesini basitleştirerek kullanan Jack London romanlarında üstün adamların kuvvet tutkusuyla giriştiği heyecanlı serüvenleri anlattı, içindeki melodramatik ve romantik unsurlara rağmen. Natüralizm toplum sorunlarını, insan değerindeki sarsıntıları, sosyal adaletsizliği bütün ayrıntılarıyla çırılçıplak ortaya dökerek Amerika’yı yaman bir sille gibi sarstı. Gerçekçiliğin bu boyutu Jack London’ın ününü yaygınlaştırdı.”


Talat Halman’ın değerlendirmesinde olduğu gibi, Alman filozofu, Friedrich Nietzsche’nin idealleştirilmiş “üstün insan” modeli, yazar için, gelişim sürecinin doruğudur. Vahşetin Çağrısı romanının kahramanı 63 kiloluk kurt köpeği Buck, insan kadar zeki, güçlü ve dostlarına bağlıdır. Bunun için de romanın kahramanıdır. Aynı şey Beyaz Diş için de öyledir. O da güçlü, zeki ve efendisi yargıca bağlıdır ve onu mahkum Jim Hall’in kurşunlarına hedef olmaktan kurtarır. Aslında Beyaz Diş bir Kızılderili kurt kırmasının öyküsünü anlatır. Büyük bir savaşçı olan Beyaz Diş, vahşete vahşetle karşılık verir. Ta ki iyiliği, sevgiyi gerçekten görene ve anlayana dek….


Jack London kariyeri boyunca defalarca intihalden suçlanır. Saldırıya açıktır sırf dikkat çekici ve başarılı bir yazar olmasından değil çalışma yöntemleri nedeniyle de. Elwyn Hoffman'a yazdığı bir mektupta, "ifade etmek icat etmekten daha kolaydır," der. Sinclair Lewis'ten öykü ve roman için taslaklar satın almış, öyküleri için gazete küpürlerini çokça kullanmıştır. Egerton R. Young "Vahşetin Çağrısı"nın kendi kitabı "Northland'daki Köpeklerim"den alındığını iddia etmiştir. Jack London yanıt olarak onun kitabını kaynak olarak kullandığını kabul etmiş ve Young'a bir teşekkür mektubu yazdığını ileri sürmüştür.


Eserlerinden başlıcaları: Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Deniz Kurdu, Demir Ökçe ve Martin Eden’dir. Sipariş üzerine yazdığı The People of the Abyss (1903), Britanya İmparatorluğunun başkentinde yoksulların yaşadığı sefil koşullar üzerine bir araştırmadır. The Road (1907) Jack London'ın berduşluk (hobo) günlerinin hatıra ve öykülerini toplar.

*


DERLEME/ KAYNAK:internet


Etiketler:

17 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

MEMLEKET

1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat