ŞEHİR'in 108. Sayısını Okurken


*

…Ama HAZRETİ ALİ İdolümdü.

*


ŞEHİR dergisinin 13.sayısını okurken aklıma ünlü halk kahramanları ve onlarla ilgili söylenceler geliyor durmadan.


Zaloğlu Rüstem, Battal Gazi, Hazreti Ali… ve onun Zülfikar’ı… Ana kültürümüzün egemen küresel kültürün tecavüz ve işgaline uğramadan ardından zorunlu nikahına girmeden hemen önce hayallerimizin başkahramanları…


Bugüne değin Hazreti Ali’nin çocukluğumun Süpermen’i olduğunu neden hiç düşünmediğim de aklıma gelenlerden... Oyle ya ben Alevi değildim, adının bile anılmadığı bir coğrafya da büyüdüm, dinsel çatışmaları, mezhepler tarihini öğrenmeme daha çok vardı, ne Ebubekir’i bilirdim, ne Osman’ı. Ama ALİ, adaleti, cesareti, azmi, bilgeliği,hep kötüyü kesen Zülfikar'la idolümdü.


Halkın belleği ve kültürü egemen iktidarın yön verdiği bellek ve kültürle çoğu kez ayrıdır, mecburen yoldaşlık ettiği zamanlarda da ayrıntıda ayrıdır. Halkın gerçeğini okumak isteyen yönetici erkânı belki de işe oradan başlamalı.


Hazreti Ali’yi Trabzonlu bir Sünni’nin hem de 20’sine değin katı bir Ortodoks olan bir Sünni ’nin neden böyle tutkuyla sevdiğini anlayamayandan, bunu sadece ithal bir ideolojiyle ya da yerel bir mezhep farkıyla açıklayan ahmaktan, bu ülkeye siyasetçi de, nikah kıyacak müftü de yapmamalı.


ŞEHİR dergisi 108. Sayısında yakın zamanın toplumsal idolü Yılmaz Güney’i dosya konusu olarak ele almış…


Bir efsaneyi yani… Oysa yazının bulunuşundan sonra efsanelerin sonu gelmiştir sayar, bilim adamları. Yılmaz Güney’se günümüzün etiyle kanıyla aramızda yaşayan, ergenliği geçenlerin çoğunun yakından da gördüğü bir sahne oyuncusu… Yaşayan, az da olsa hala filmlerini izlediğimiz, reklamlarda gördüğümüz, dizilerde kılıktan kılığa giren Cüneyt Arkın gibi, Kadir inanır... gibi hem onların çağdaşı, hem aynısı bir aktör… Ama o daha ötesi olmayı başarmış; gerek yaşadığı dönemde gerekse sonrasında mazlum ve ezilen çaresiz geniş kitlelerin sahici bir kahramanına, yaşayan idolüne dönüşmüş.


1984’te 47 yaşında ölen, yaşasa 80 yaşında olacak olan Yılmaz Güney sadece bir sahne oyuncusu, sinema sanatçısı değil, yazar, şair, senarist, yönetmen ve ait olduğu siyasete Anadolu uyarlaması yorumlar getiren bir düşünür de olmayı başarmış kısa ömründe.


ŞEHİR dergisinin bu dosyasında yer alan ilk yazıda Yılmaz Arslan, Yılmaz Pütün’den Yılmaz Güney’i ,dünyanın en güzel “çirkin kralını” yaratan etkileri anlatıyor. Bu etkilerin başında annesi kadar, yazdığı bir hikâye nedeniyle onu hapse tıkan devlet de vardır. Hatta eğitimini artırmak için olsa gerek 47 yıllık ömrünün 11 yılında onu hapislerde konuk eder.


Bir yanı sinemacı şair Hüseyin Alemdar, “ Dağ ve YOL imgesi annene yaslanıp en son ne zaman ağladın Yılmaz?... “ başlıklı yazısında içsel bir diyalogla Yılmaz Güney’i ve 114 filmini şiir diliyle anlatıyor.


Duran Aydın, Adanalı Yılmaz Güney’le tanıştırıyor bizi. Bununla da yetinmiyor, bir dem Adana’da ikamet eden şair ve yazarlarla Güney’in çocukluğunu geçirdiği coğrafyayı dolaştırıyor, imgeli bir dille…

Mahzun Doğan Son Söz şiiriyle


“ göğün bulanık bakışlarına aldırmadan, sen ki kendi vaktinle

yürürdün bozkır evlerinin yılmaz güney posterlerinden kızılay’a…” diyerek dosyaya katılmış.


En güzeli Boynu Bükük Öldüler , adlı kitabıyla 1972 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanan Yılmaz Güney “Bu Alemde Kral Tanımam” adlı şiiriyle


“Sen sıcak yatağında rahat uyurken

Ben ise parçalanmış vücudumun acısıyla mahkeme duvarlarına

Yaslanmış, gelmeyen karanlığı bekliyordum

Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam…” diye sesleniyor yıllar öncesinden.


Gerçekten bunun üzerinde de ciddi ciddi çalışılmalı. Sahnede işini yaparken türlü rolleri bir elbise giyip çıkaran bir adam nasıl bu toplumun büyük bir kesiminin idolü olmayı başardı. En önemlisi toplum hangi vazgeçilmez ihtiyaçla onu ruh yarasına merhem yapıp sardı.

Kısaca idöller caresizliğin öteki adıdır gelir bana, kişisel çaresizliği anlıyorum da bir toplum çaresizliği nedir, çok derin konu…


13 YILDIR, HERŞEYE RAĞMEN… diyerek yolculuğunu sürdüren dergide İbrahim Tığ’ın, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz şair Onur Şenli ile yaptığı ünlü Agora Meyhanesi şiiri üzerine söyleşisi okunması gereken yazılardan.


Görünen gördüğü ilgiyle her geçen gün boyut kazanıp 40 sayfalık olan ŞEHİR’in arka kapağını Bedri Rahmi Eyüpoğlu iki şiiriyle süslüyor.

Otuz sekiz kişinin yer aldığı dergide sözü edilebilecek daha çok yazı ve şiir var.

Sıralarsak:

-Bir Çirkin Adam!...Yılmaz Güney. Yılmaz Arslan: Yılmaz Pütün’den Yılmaz Güney’e Evrilen Bir Efsane Halil İbrahim Özcan: Çoktardır Gece Hüseyin Alemdar: Sahi, Sen Gittin gideli Defterlerim Yılmaz Güney! Yılmaz Güney: Bu Alemde Kral Tanımam Duran Aydın: Benim ‘Adanalı Yılmaz Güney’im M.Mahzun Doğan: Son Söz Can Ceylan: Öğretmenin Aşkına Asım Öztürk: Yine Geç Mi Kalıyoruz? İbrahim Tığ: Onur Şenli ile Agora Meyhanesi Üzerine… Döndü Açıkgöz: Koruyucu Melekler Arif Madanoğlu: Bilmek Panzehir Susmak Tehlike Taner Cindoruk: O Kadar İhsan Baran: Afrika Menekşesi Abdullah Şanal: Adı Liyla Şiirin Süleyman Şahin: Yeni Sevdim Seni Ferhad Gülsün: İki Yalnızlık Bekir Dadır: Korkak Kedi Erdal Atıcı: Yitip Gitmek Bir Şehrin Sokaklarında… Ata Devrim: Heidegger, Descartes ve Kant Bülent Güldal: Göz masalı Şerif Temurtaş: Haykırışlarla Girdim Geceye Fahrettin Koyuncu: Gafil Uyanamadım Şerif Tezgörenler: Gelinciğin Eteklerinin Ürperişi Hanifi Yiğittekin: Patlıcan Duası Sedat Sezgin: Haftada İki Gün F. Ünsal Eliaçık: Müge Öğretmen Felek Yılmaz: Büyük Beden: Dikiş Makinesi Emre Küçükoğlu: Anma Bedri Rahmi Eyüboğlu: Karadut / Yiğidim Aslanım / Sitem

Zonguldak Devrek’te yerel bir gazetenin paralı eki olarak çıkan Şehir dergisinin ederi 8 L. Yıllık sürdürüm bedeli 96 L.

Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Tığ, Sorumlu Yazıişleri Müdürlüğünü ise Celal Ş. Telci’nin yaptığı derginin yazışma adresi şöyle: Bölge Haber Gazetesi, 67800 Devrek-ZONGULDAK, Tel-faks: 0.372.5568362 İletişim: ibrahimtig@gmail.com


mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA