top of page

Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden

ŞENOL YAZICI

*


NİLÜFER BELEDİYESİNİN gönderdiği;


"Şair Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümü anısına düzenlenen "Bu Şehir Güzelse Senin Yüzünden" etkinliğine davetlisiniz.

3 Haziran Çarşamba / 19:00/ Beşevler Nazım Hikmet Çınarlığı

Nilüfer / BURSA "

mesajını okuduğumda Yalova'dan Bursa'ya dönüyordum.


Denk geldiğim bir gelincik tarlası başında durmuş hayranlıkla çiçeklere bakınıyordum. Okuyunca "Ne güzel ad seçmişler," diye düşündüm ilk.


VERA'ya yazıldığını anımsıyordum. Ölümünden kısa süre önce olmalı...


İstesem olmazdı; saat tam 19:00'da küçük bir çınar korusunun önünde park edecek yer arıyordum, arabanın navigasyonu sayesinde .



İlk dikkatimi çeken konuşmacılar olacaktı.


Birini tanıyordum.

Birkaç şiiriyle maviADA'nın başlangıç sayılarında yer alan Güney Özkılınç aynı zamanda öğretmendi. Bildiğim kadarıyla sonradan öğretmenliği de şiiri de bırakmış, Nilüfer Belediyesine girmiş, Nazım Hikmet'in Bursa deneyimiyle ilgili araştırmalara yönelmiş, bu konuda bir kitabı da yayınlanmıştı.

Bir ara İstanbul'a gittiğini, Mustafa Bozbey, büyükşehire başkan olunca dönüp geldiğini duymuştum.

Bendeki olumlu etkisi bu özelliklerinden daha çok , yirmi beş yıl önce, Bursa'ya ilk geldiğim günlerde deprem yorgunluğunu aşmak için yaptığım ilk etkinliğime gelenlerden biriydi. O gün bugündür ne zaman karşılaşsam uzaktan bir yakınımı görmüş gibi olurum.


Diğer konuşmacı Şafak Baba Pala'yı ise adını duysam da şahsen tanımıyordum , maviADA'da hiç yazmasa da edebiyatla da ilgisi olan belediyede kültür işlerinde çalışanlardan biriydi bildiğim.

Programın yönlendiricisi olan Halil İbrahim Özcan hakkındaysa bir fikrim yoktu.





GENÇ ÇINARLAR hayli kalabalık olan izleyici kitlesini gölgelemeye yetiyordu. Mevsimine göre hayli sıcak geçen güne ilaç gibi gelmişti koruluk.




Gerçekten de Nazım Hikmet Bursa'nın miladı gibi olacaktı. Hem o Bursa'ya çok şey katarken, Bursa ve çınarlar onun ateşli, romantik yapısını evirecek insan merkezli yapacaktır.


Önceki dönemlerde diline daha romantik ve ideolojik bir söylem hâkimken, Bursa’da yazdığı şiirlerde gündelik hayatın ayrıntıları, mahkûm ve gardiyanların anıları, yüz ve tavırları, cezaevi manzaraları öne çıkar.

  “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda Bursa bölümleri, büyük ideallerden daha çok küçük insan hikâyelerine odaklanır. Bu, Nazım’ın dilini epik bir yapıdan daha somut, daha insan merkezli kılar.

Resimle uğraşması, diline de yansır. Şiirlerinde tablolar gibi sahneler kurar; renkler, ışık oyunları, gölgelerle anlatımını zenginleştirir.


Herhalde Nazım Hikmet'te, Bursa'ya kattıklarından, Bursa'nın ona kazandırdıklarından söz edecekler, birkaç şiirini de seslendireceklerdi.

Bu güzellikleri bozmayan bir dinleti olacaktı beklentim.



Program başlamamıştı ama dinleyiciler erkenden gelmiş yerlerine oturmuş, Nazım'ın şiirlerinden bestelenen şarkıları dinleyip kendi aralarında sohbetin kozasını örüyorlardı.


Ben bir ceviz ağacıyım çalıyordu kendime yer ararken, Cem Karaca söylüyordu.

Adapazarı'ında edebiyat öğretmenliği yaptığım günlerde piyasaya çıkan şarkı, yeni araba kullanmayı öğrendiğim biraz daha ıssız Sakarya nehrini izleyen dar Pamukova yolunda antraman şarkımdı.



Etkinlik alanının çevresi buna benzer tablolarla çevreliydi. Yaklaşıp baktığımda Nazım Hikmet tarafından yapılmış, dönemin hapishane müdürünün portresi olduğunu gördüm. Yanında da koğuş arkadaşının tablosu vardı. Ressam olan annesinin genlerini de almış Nazım Hikmet'in iyi bir gözlemci olduğu kadar yağlıboya tekniğine de hakim olduğu görülüyordu.


Memleketimden İnsan Manzaraları,   Bursa bölümleri, toplumsal gerçekçiliğin edebi zirvesidir. Nazım, bireysel hikâyeleri bir araya getirerek Türkiye’nin sosyal panoramasını çizer.


Bursa, Nazım’ın dilini sadeleştirdi, gözlemlerini keskinleştirdi ve toplumsal gerçekçiliğini derinleştirdi. Çınarların gölgesi altında yazılan dizeler, yalnızca bir şairin değil, bir toplumun belleğini taşır.


NAZIM HİKMET, yeteneği, becerisiyle resim, şiir ve müzik cezaevinde bir “kolektif nefes” , iyileştirici bir araç hâline gelir. Nazım, sanatın bireysel değil toplumsal bir kurtuluş aracı olduğunu gösterir.

Nazım Hikmet Bursa'da geçirdiği yıllarda salt ölümsüz şiirler yazmamış, dokuma atölyesi kurup mahkumlara ek gelir yarattığı gibi, gerek mahkum arkadaşlarının gerekse hapishane çalışanlarının tablolarını da yapmıştı.


Sanatın değişik alanlarında yetenekli insanları keşfetmiş, gelişimlerine katkıda bulunmuştur. Nitekim şair Orhan Kemal'i romana, köy çocuğu Balaban'ı resme yönlendiren, bir ressam olarak yetişmesinde rol oynayan Nazım'dı. Bursa’da “Koza Kooperatifi” için broşürler tasarladı, mahkûmların gelişimine katkı sağladı. Kentin kültürel hafızasında “Bursalı Nazım” olarak anılmaya başladı.  

Bursa’da yazdığı “Karıma Mektup” şiiri, Che Guevara’nın annesine yazdığı mektupta Nazım’a atıfla bitirdiği satırlara ilham verecekti.



Belediye yetkilileri ve başkanın konuşmasından sonra sonunda konuşmacılar yerlerini aldılar.


İtiraf ediyorum; daha önce protokol gereği bile olsa başkanın etkinliklerde bu denli gözükmesini gereksiz bir şov görüyordum, ama öyle olmadığını gördüm. Sevimli, insanla, konuyla ilgili hazırlık yaptığı belli konuşmasındaki sahicilik çok hoşuma gitti.


Yönlendirici açılışı yaptıktan sonra Güney Özkılınç'a verdi ilk sözü. Bu etkinlik adına ve bu havaya gidecek romantik bir şeyler söyler ya da uyacak birkaç dize okur diye bekledim ama o, çevremizde dizili tabloların hikayelerini, yer alan kişileri, rollerini, Nazım Hikmet'in o kişiyle ilgili anılarını anlatmayı yeğledi.


Yani şairliğinden daha çok araştırmacı yanını konuşturdu.


Şafak B. Pala'ysa Nazım Hikmet' in Bursa günlerini, kente kattıklarını anlattı; Nazım'ın Bursa'ya yerleşmek, Bursalı olmak düşüncesini onun yazdıklarından örnekledi.


Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştık.

Karanlık çökmüş, artan gölgelerle küçük koruluk dev bir ormana dönmüş, belediye yetkilileri ve başkan kalkıp gitmişti ama dinleyicilerden kimse ayrılmamıştı.

Galiba izleyici bu beklenmedik sıcaklarla kavrulan günde bu farklı açık hava etkinliğini ve küçük çınar ormanını çok sevmişti.

İyi ak'letmişler.


Keşke azıcık da hayal da ekleselerdi...

GERÇEKLER hepimizi bunalttı, yordu. Ahmet Haşim gibi biz de günün aydınlığından yıldık; biraz da düş kurma atölyeleri, yani edebiyat oldurmak gerek.


Keşke çınarların arasında yanıp sönen ışıklarıyla ateş böcekleri de olsaydı. Belki bir kapı da açılırdı bir masala uzayan... Fena mı olurdu?


Ne güzel der Yaşar Miraç:

"Ateşböceklerinin bir yanıp bir söndüğü

Masal sesleriyle türküler söylediği..." bir dünya olsaydı ne zararı olurdu ki?


Bursa Cezaevinde Nazım Hikmet
Bursa Cezaevinde Nazım Hikmet

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Özel, Saray’ın Hesabını Bozdu

Mehmet Y. Yılmaz * AKP yargısı eliyle yürütülen siyasi mühendislik projesini uygulamaya koyan “akıl” kimin aklıysa işlerin böyle gelişebileceğini hesap edememiş olmalı. Yetkisiz bir mahkeme kararıyla

 
 
 

Yorumlar


bottom of page