Fail i Meçhul


Birkaç gündür, kulağına fısıldayan ses; “Seni bekliyorum!” diyordu. Önce duymazlıktan geldi. Böyle sesler duymanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Başka şeyler düşünmeye çalıştı.

O akşamüstü, her zamanki gibi yalnız başına oturmuş, ışıklar içindeki şehri seyrederken aynı sesi tekrar duydu; “Seni bekliyorum!”. Etrafa bakındı… Bu defa ses, odanın içinde yankılandı. Aniden, yerinden kalkıp hazırlandı.

(…)


Bildiği küfürlerden birini savurdu.

-Si…

İki kere, üç kere...


Dayanamadı başka bir tane daha haykırdı. En ağıza alınmayanını. Doyamadı küfretmeye! Plastik eldivenlere elini sokuştururken eldivene küfretti, olmadı ellerine saydı. Giymeye çalıştığı eldivenlerden biri paramparça olana değin küfretmeyi sürdürdü. Ağzı kurudu. Yapay bir tat kaldı küfürlerden geriye; bok tadında, idrar kayganlığında. Kutudan, içleri pudralı daha rahat giyilebilen eldivenler çıkardı.


Çelik masada yatan kadına uzunca baktı. Kadın tıpkı ‘Uyuyan Güzel’ masalındaki prenses gibiydi. Bedenindeki morluklar, güllerle dokunmuş bir elbiseye dönmüştü. İçlerine gömülmüş mora yakın siyahlıktaki meme başları sanki bu şiddetin başrol oyuncularıydı. Adam, “Bunlar yüzünden mi öldün!” diye haykırdı. Bilinçsiz bir haykırıştı bu. Odayı gözleriyle dolaştı. Tek başına olduğunu biliyordu ama emin olmak istedi. Tekrar kadına baktığında bir şeylerin değişebileceğini, kadının doğrulup oturacağını ve hikâyesini baştan sona anlatacağını umdu. Ama olmadı. Hikâye, morarmış bedenin altında yok olmuş; son kokular, doyumsuz öpüşler, sert okşanmalar sabunlu suyla çoktan kanalizasyona karışmıştı. Geriye, sadece birkaç ipucu kalmıştı. Adam bunları bulmalıydı ama kasları tıpkı karşısında yatan kadın gibi hareketsizdi, ölmüştü. Gerilen baldırları ve gitgide daha da içeriye çekilen erkeklik organı onu, ölümü okuyan ve ölümden başka bir şeye bulanmayan garip bir yaratık yapmıştı.


Dolabın köşesinde duran her zaman kullandığı ‘For life’ tütsüsünü yaktı. Kokular bir an değişti. Kadının üzerine çöken ‘For life’ hoş kokusu değişip ‘For death’e dönüştüyse de adam bu karışık kokuya alışıktı.


Cesedi getirenler bir dosya bırakmıştı; kimlik bilgilerini içeren. Dosyayı açtı. İsim yazan yerde: “Bilinmiyor”, ölüm şekli: “-”, kimin öldürdüğü: “Faili meçhul,” diye yazıyordu.


Bu kadına, ceset demek, hiç küfretmeden her zamanki gibi işini yapmak istiyordu. Ama dili de eli de varmıyordu. Dosyayı kenara koydu. Kadına baktı. Kenar mahallelerin birinde, çöplükte, bir bavulun içinde bulunmuştu. Çırılçıplaktı. Tıpkı anne karnındaki bir çocuk gibi dertop edilmişti. Teni, duru beyazdı.


Dört saat önce ölmüştü. Belki dört saat önce gülen, heyecanlanan, hayal kuran, bavuluna eşyalarını yerleştirip bir yerlere gitmek isteyen; umutları olan bir kadındı. Belki de birisiyle gidiyordu. O birisi onu sevmiyordu ki bu sevgisizlik onun sonu olmuştu.


Kadına baktı. Nasıl öldürülmüş olabileceğini düşündü. Nereden başlamalıydı? Boynundaki damar yolunu gözüyle ve eliyle yokladı. Tam o sırada vanilyanın hoş kokusu tütsünün acı kokusuna karışıp yüzüne vurdu.


‘Hypnotic Poison’ diye geçirdi içinden. Eğildi, burnunu kadının ensesine, kulağının hemen altına dayadı. Derin bir nefes aldı. Ciğerleri yandı. Küfürden pislenmiş ağzı gerildi. Kendini odanın diğer ucuna atıp masanın üstünde duran neşterlerden birini aldı, hangisi olduğuna dikkat bile etmeden.


“Sabaha kadar bekleyebilir. Sabah beraber bakarız,” demişti, vardiyası biten arkadaşı. Ama o, tek başına bakmak istiyordu. Yalnız. Kadın ve kendisi olmalıydı. Bir de şimdi burnuna gelişigüzel yerleşen ‘Hypnotic Poison’ın kokusu.


Kadına tekrar yaklaşıp boynuna baktı. Neşteri tuttuğu elini hiç kımıldatmıyordu. Kadının hiçbir yerini kesmeden, incitmeden ölüm nedenini bulup rapor edecek, sonra da cesedi morga teslim edecekti. Bu, yapacağı en büyük iyilik olmalıydı ona. Ölülerin tekrar dirildiğine inanırdı, belki de bu yüzden yaptığı işi hiç sevemedi.


Kadının boynundaki morlukları gördü. Derinin içine işlemiş kalın parmak boğumları. Boğulmuştu. Kendisinden oldukça kuvvetli biri tarafından.


Saçları alev kırmızısıydı. İçerinin parlak ışığında, saçlardan etrafa acı bir kızıllık yayılıyordu.

Adam, kadının saçlarını tekrar kokladı. Dört saat önce boğulmuş olduğunu, sevgilisi tarafından öldürüldüğünü ve hatta sevgilisinin ona bu gece ‘Hypnotic Poison’ adlı parfümü hediye ettiğini biliyordu. Bu tahmin değildi; içgüdü, altıncı his filan da değildi.


Düşüncelere daldı. Uzaklara gitmesiyle gelmesi bir oldu. Kulağına, o ses geldi.

-Çok güzel, değil mi?

-Evet, bebek gibi.

-Dokunsana.

-Olmaz!

-Hadi, dokun! Okşa! Ne duruyorsun, sev onu!

-Hayır!

-Yapmak istediklerin bunlar değil miydi?

-…

Ses, beynini ele geçirdi. Titreyerek elini uzattı; kadının saçlarını okşamaya başladı. Nefes alışverişi gitgide hızlandı. Erkeklik organı yavaş yavaş uyanmaya başladı. Elleri, kadının göğüslerine doğru kaydı. Sertleşmiş memelere dokunmayı ne çok istemişti. “Keşke ölmeden önce olsaydı!” diye haykırdı. Ses kendine mi aitti yoksa kulağına fısıldayan mı bağırmıştı, ayırdına varamadı. Önemli değildi zaten. Doya doya okşayıp öptü kadını.


Okşamaları arttıkça erkeklik organı büyüdü, sertleşti. Pantolonunu indirdi, donunu sıyırdı. Kadının bacaklarını açtı. Kasıklarındaki ve cinsel organındaki siyah tüylere baktı. Bir eliyle göğsünü okşarken, diğer eliyle kasıklarını okşadı. Şehvetle, alev alev yanarak şaha kalkmış organını sert bir hareketle kadının içine iteledi. Kaskatı kesilmiş bedene girerken duyulan haz ağız dolusu küfre bulandı. “Orospu!” Nefesi acı bir tütsü koktu. ‘For life’, ‘For death’e karıştı, adam kadının bedenine girdi, çıktı. Girdi, çıktı…


Ceset diyemiyordu; kadınıydı. Faili meçhul denilen cinayetin ismi bilinmeyen öznesiydi.

(…)



“Seni bekliyorum!” un ardında geceye karıştı. Ona seslenen sesin ardından ne kadar dolaştı hatırlamıyordu. “Neden geldin buralara? Ne işin var bu saatte, burada?” diye kendi kendine sormadan da edemiyordu. Onunla birlikte yolun bir köşesinde, öylece duran kadını görünce kendi kendini sorgulamayı bıraktı. Karşısında duran kadına yavaşça yaklaşıp nereye gideceğini sordu. Kadın, tutuk ama sevinçle, “Uzaklara,” dedi. Birini beklediği belliydi. Adam, hiç ses etmeden yanında durdu, bekledi. Ta ki, beklenen gelmedi ve kadın ümidini bitirdi, işte o an adam girdi sahneye. Kulağına fısıldayan sesi dinledi.

-Yaklaş. Konuş onunla. Bak, o da yalnız, senin gibi.


Güven duygusunu geliştirdi kadınla arasında. Gecenin o saatinde böyle bir duygunun orada, o ıssız yerde bu güzel kadının yanına sokulan adamda olması ihtimali hiç de gerçekçi değildi, adam bunu biliyordu. Ama kadın, sevgilisinin gelmeyişi ve terk edilişiyle açılan boşluğu mutlaka doldurmalıydı. Yoksa asla bir daha ümidi olmayacaktı. Peşine takıldı adamın; yeni bir geleceğe doğru. Adamın gerçekliğine. İkisi beraber karanlığın içine kaydılar, tamamen yalnız olacakları bir köşeye çekildiler.

Adamın kulağındaki ses haykırdı;

-Öp onu! Okşa!


İtiraz etmeden dediğini yaptı. Sevip okşamaya, öpüp koklamaya başladı kadını. Kulağındaki ses hükmetmeye başladı bedenine. Hareketleri gitgide sertleşti. Kadın her şeye hazır gibiydi. Gözlerinde korku yoktu. Usulca kabullendi gerçeği. Adama teslim oldu.

-Orospu! Orospu!


Kadını boğduğunu anladığında iş işten geçmişti. Kulağındaki ses uzaklaştı, adam yalnızlığıyla kaldı. Korktu.

Kadını, sabunlu sularla yıkadı, incitmeden. Sonra da bavuluna yerleştirdi. Geçmişini taşıdığı bavul artık bedenini taşıyacaktı kadının. Bavulu, kenar mahallelerden birinin çöplüğüne bıraktı. Korku bedenini teslim almıştı. O ses, verdiği emirler, kadının kabullenişi; her şey o kadar ani olmuştu ki… Korkusunu yenip işe, gece vardiyasına dönmesi zaman aldı.

İşe gittikten kısa bir süre sonra getirdiler kadını. Çok çabuk bulmuşlardı. Anlayamamışlardı ne olduğunu. Nedeni bilinmeyen bir cinayetti.


Son dakikada, sevgilim diyeceği kadına hediye olarak aldığı, cebinde taşıdığı ‘Hypnotic Poison’ı, kadının saçlarına ve boynuna sürmüş olmasaydı, belki de hiç anlaşılmayacaktı kimin öldürdüğü. Parfüm şişesi, adamın cebinde gel gitlerle sallandıkça ipuçlarını döküyordu etrafa. Koku, adamın üstünde, adam kadının üstündeydi. Hayat, ölüm, koku iç içe geçmiş; ölüm okuyan, ölüm kusmuştu o gece.


*

4 görüntüleme0 yorum
1s0l.gif

ŞAKASIZ;

artık

KIŞ!..

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

861536d39876bb9d5a5ca0fa97dddfb8.gif

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA