top of page
1/1094

YOL AYRIMI

Niyazi UYAR

*

Bir şey olmanın icapları vardır, onları yerine getirmeden bir şey olunmaz. Bu meslek sahibi olmak içinde böyledir, insan olmak için, ulus olmak, devlet olmak içinde böyledir!


İnsan olmak, sonra da birey olmak her şeyden önde gelir. Önce insan olmak, birey olmak lazım. Sen, sahiden haktan hukuktan, adaletten yana isen, başkasına saygı duyabiliyorsan, insansın demektir, birey oldun demektir. Ulusların ulus olabilmesi, devletlerin devlet olabilmesi, ancak ve ancak onu meydana getirenlerin birey katarına çıkabilmesi ile mümkündür! İnsanın birey olabilmesi, demokrasi ile yönetilen ülkelerin olmazsa, olmazıdır. Demokrasi, özgürlük bambaşka bir şeydir. Onun kıymetini inşallah kaybedince anlamaz insanlık, yoksa giden gider Afganistan'da, İran'da olduğu gibi! Çünkü o, ekmek, hava, su kadar gereklidir. İnsanların bana neciliği, duyarlı yurttaşları da hiç hak etmedikleri bir yönetime mahkûm ediyor!


İnsanın insan gibi yönetilmesinin önündeki en büyük engel birey olamayanlar, kolay kandırılan çoğunluktur. İnsanın kendi kendine ettiğini, cümle alem bir araya gelse yapamazmış. Bu açmazı, insan ruhundaki tembelliği, bireyciliği iyi analiz eden, sermaye, emrindeki güçleri çok iyi kullanarak, toplumun aydınlanmasına, onların hakikaten iyi bir yurttaş gibi yaşamasına izin vermiyor. Zaten, insanın insan gibi yaşayabilmesi antidemokratik, teokratik ülkelerde imkansızdır. Çünkü o yöneticilerin istediği, kendilerine tabi, söyledikleri her türlü yalana kanan bir kitle yaratmaktır, bunun için kim engel çıkaracak, her şeyi yaparak acımazsızca bastırmaya çalışır. Yetkileri elinde bulunduran siyasal iktidar, kolluk kuvvetlerini, adli makamları, hatta basın yayın organlarını öyle bir kullanır... Ve gerektiğinde her türlü hileye başvurur aynen Muaviye gibi. Hani Muaviye'nin erkek deve, dişi deve hikayesi vardır ya! Küfelinin erkek devesini, Şamlının, bu dişi deve benim deyip sahiplenmesi gibi. Hikaye kısaca şöyledir:

Küfeli, Ali taraftarı, Şamlı da Muaviye taraftarıdır. Şamlı, bu dişi deve benim deyip sahiplenmek ister. Küfeli, bu deve benim, üstelik de erkek, der. Olayı kadı olan Muaviye’ye gidip anlatırlar. Muaviye, devenin Şamlıya ait olduğunu söyler. Hatta derki gel bunu ahaliye de soralım, der. Ahaliye sorarlar. Muaviye!


“Bu dişi deve, Şamlınındır değil mi?” der. Onlar da evet, bu dişi deve Şamlının," der.


“Bak gördün ya her dediğime inanan emrimde binlerce insan var. Bu devenin erkek olduğunu ben de biliyorum, sen de biliyorsun. Selam söyle Ali’ye, tedbirini ona göre alsın!”

Yönetenlerin amacı işte böyle bir kitle yaratmaktır. Onlar okuyup yazan, sorup sorgulayan, düşünen insanı sevmez, onların istediği:


“Evet efendim, sepet efendim, siz daha iyi bilirsiniz efendim, emredersiniz efendim…”


Böyle insanlarla bir arada yaşamak, cehennemin dibinde yaşamak değil de nedir?

Görünen şu ki, ülkemiz de böyle bir yol ayrımına iyiden iyiye girdi. Toplumsal dayanışmayı, bir arada yaşama reflekslerimizi, yok ettiler, her şey mubah oldu, yalan, dolan her şey! Görüyorsunuz, yalanları, kışkırtmaları, her gün bizi, birbirimize düşürmek için, insanların doğuştan getirdiği farklılıkları kaşıyorlar durmadan. Goebbels tarzı bir algı ile en adi yalanları söyleyip adeta seçime değil de savaşa gidiyoruz. Bakın en kutsal değerlerimiz, yalanlarla nasıl tahrip ediliyor, bir arada yaşama, millet olmanın temeline dinamit koyuyorlar her gün!


Yazımın mihenk taşını iki anekdota dayandırıp bir şeyler yazmayı düşünürken, benim mürekkepli kalem alıp başını gitti yine. Diyecektim ki, Stalin’in tavukları. Hani Stalin bürokratlarını çağırıp zulmünün gerekliliğinin bir örnekle kanıtlamak ister. Amacı, halka ne kadar çok zulüm yaparsan, halk o kadar çok biat eder. Bunun için yanındakilerden bir tavuk getirmelerini ister. Tavuğu getirirler, Stalin tavuğun diri diri tüylerini yolar. Bağrış, çığırış, tüysüz, cascavlak kalan tavuk, sağa sola deli danalar koşturur. Stalin tavuğu çağırır avucundaki yemden verir. Yemi yiyen tavuk, onun peşinden ayrılmaz olur. İşte böyle insan da acaba tavuk gibi midir? Diğer anekdot, “celladını kurtarıcı olarak görenler, aynen kasabın bıçağını yalayan ahmak koyunlara benzer,” derler…


Bu iki örneği güncelleyip bugüne indirgeyecektim, mürekkepli kalemin gemini asıldım, bıraksam kendi haline neler yazacak kim bilir? Demokrasi, hakikaten çok kıymetlidir, insan hayatında su, ekmek, hava ne ise demokrasi ve özgürlük de odur. Hak, hukuk, adalet, demokrasidir, insan olmaktır. Aziz Atatürk’ün, bin dokuz yirmilerde bizi cumhuriyetle tanıştırması, çağdaş batı ülkelerini hedef olarak göstermesi, kadınımıza insan olmanın vasıflarını vermesi fevkalade değerlidir. Hoş bazı kadınlarımız ne yaptıklarını bilerek veya bilmeyerek, ilkel çağdışı bir anlayışa inanmışlar nankörlük yapıyor. Onları fazla değil, bir ay Afganistan’a göndermek lazım...


Demokrasiyi hazmetmek, demokrat bir insan olmak, öyle akşamdan sabaha olacak şey değildir. Emek ister, birikim ister. Bakın Asya ülkelerine, İran’a, Afganistan’a, Pakistan’a… Arap yarımadasındaki devletleri saymıyorum bile. İran’ın, Afganistan’ın, Pakistan’ın yetmişli yıllardaki sosyal yaşamına, o yılların belgeleri, fotoğraflarına bir bakın bir de bugünlerine! Kadınlar sokağa çıktı diye sokak ortasında kırbaçlanıyor. Küçük küçük çocuklar burkaya sokulmuş, sakal kesmenin yasak olması sebebiyle küçük erkek çocuklar, seyrek seyrek pis sakal bırakmak zorunda kalmışlar…


Bin dokuz yüz yirmi üçte rejimin adını, Cumhuriyet olarak belirleyen kurucu irade ve Aziz Atatürk, sonraki yıllarda insanımızı kulluktan alıp birey katarına çıkarmak, bazı batı ülkelerinden önce ileri hamleler yaparak, kadınımıza, insanımıza hak ettiğini kendi eliyle teslim etmiş! Ancak ne acı değil mi, emeksiz yemek olmazmış, bu haklara kolay sahip olan insanımız, özellikle soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız, insan gibi yaşamanın kıymetini bilemediler…


Önümüzdeki günlerde, Mayıs’ın on dördü, bir kavşak noktası, bir yol ayrımıdır! Bakalım nasıl hayat bulacak, millet kendi eliyle, kendi geleceğini, hepimizin geleceğine dair nasıl bir karar verecek göreceğiz? İnşallah elimiz kırılsaydı, demezler, inşallah cehennem ateşini harlandıracak bir edinim içinde olmazlar. Benim en çok ağrıma giden, kadınların, kendi yaşamlarını yıllardan beri hüküm süren erkek hegemonyasına bile bile teslim etmeleri.


Ve ve ve ve, kimi siyasetçilerin maddiyat uğruna, kişisel egoları uğruna, çapsızlıklarından ötürü hepimizin geleceğinin cehennem ateşinde daha çok yanmasına, vesile olmaz!


Anam derdi ki Allah versin zevalcıklarını toprak doyursun gözlerini!

34 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

BABAMA MEKTUP

Comments


1/2
osman-hamdi-bey-kaplumbaga-terbiyecisi-alt (1).jpg

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı