top of page
1/1076

Hoş Geldin NEVRUZ

Güncelleme tarihi: 20 Mar

Nurten B. AKSOY

*

“güneşe doğru ılık bir yol hikayesi başlar; önce cemre, sonra nevruz, sonra bahar…”

Bahar gelecek, geliyor derken işte geldi bile. Cemreler düştü önce; havayı, suyu, toprağı ısıttı. Şaşkın bademler pıtrak gibi açtı çiçeklerini. Güneş yüzünü saklamaya devam edip karlar yağsa da bahar geldi işte. 21 Mart yani gayri resmi olsa da baharın ilk günü.


İçinden geçtiğimiz süreç, uzun zamandır belimizi büken zamlar, hayat pahalılığı derken belki de 'Baharı görmeden yaz geldi geçti' diyeceğiz, ama olsun, biz yine de HOŞ GELDİN BAHAR diyelim...

NEVRUZ'UN TARİHÇESİ


Avrasya’nın geniş coğrafyasında yaşayan halklarda baharın müjdecisi ve “Yeni gün” olarak bilinen 21 Mart; yeniden canlanmaya başlayan doğanın insanlara sunduğu bolluğu, bereketi, sevgiyi, kardeşliği, paylaşmayı ve dostluğu simgeleyen kutlu bir gündür. Dünyadaki birçok toplulukta, farklı inanışlarda ve farklı isimler altında şenliklere konu olan, dünyanın en eski bayramı “Nevruz”; Farslar, Kürtler, Zazalar, Azeriler, Anadolu Türkleri, Afganlar, Arnavutlar, Gürcüler, Türkmenler, Tacikler, Özbekler, Kırgızlar, Karakalpaklar, Kazaklar tarafından kutlanan geleneksel “Yeni yıl” ya da “Doğanın uyanışı ve bahar” bayramıdır.

Yazılı olarak ilk kez 2. Yüzyıl’da Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Günümüz İran’ında, her ne kadar İslami bir kökeni olmasa da bir şenlik olarak kutlanan bu bayramı bazı topluluklar 21 Mart’ta kutlarken, diğerleri Kuzey Yarım Küre’de ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart’ta kutlarlar.

Anadolu ve Orta Asya Türklerinde, Göktürklerin Ergenekon’dan çıkışı anlamıyla ve baharın gelişi olarak kutlanır. Kürtler’de ise Nevruz bayramının, Kürt mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi‘ne dayandığına inanılır. 2010’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3000 yıldan beri kutlanmakta olan Pers kökenli bu şenliği, Dünya Nevruz Bayramı ilan etmiştir. 2009 yılında toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu da, Nevruz’u “Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi”ne dahil etmiştir.

“Nevruz” sözcüğünün aslı Farsçadan gelir; yeni anlamındaki “nev” ile gün ışığı/gün anlamındaki “rûz” sözcüğünün birleşmesinden oluşmuştur. Anlamı 'yeni gün / gün ışığı'dır. Nevruz geleneğinin, tarihte en son Buzul Çağı’nın bitmesinden hemen önceki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzandığına inanılır. Efsanevi Pers Kralı Cemşid, İranlıların avcılıktan hayvancılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder.

Eski çağlarda, mevsimler insanoğlunun yaşamında günümüzdekinden daha yaşamsal bir öneme sahip olduğu için insanların her şeyi dört mevsim ile çok yakından ilgiliydi. Zor geçmiş bir kışın ardından gelen bahar, doğanın uyanışı, yeşillenen ve çiçeklenen bitkiler ve koyunların yavrulaması insanoğlu için büyük bir fırsattı ve yeniden doğuş demekti. İşte böyle bir dönemde, eski İran’da Nevruz kutlamalarını başlatanın Kral Cemşid olduğuna inanılır.

Türk topluluklarında ise efsaneye göre bir savaşta yenilen Türkler, Ergenekon adlı sarp dağların çevrelediği bir böl­geye yerleşip burada dört yüz yıl yaşarlar. Za­manla çoğalıp buraya sığmaz olunca, çevrelerindeki demir­den dağı eriterek kendilerine yol açıp Ergenekon’dan çıkarlar ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirirler.

Ergenekon Destanı, Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları; etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı’nın önemli bir çizgisi, Türklerin demircilik geleneğidir. Maden işlemek, demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak eski Türklerin doğal sanatı ve övüncü idi.

Kimi topluluklar bu günü “Tanrı’nın dünyayı yarattığı gün”, kimileri “Nuh Peygamber’in yere ilk ayak bastığı gün”, kimileri ise “İlk insanın yaratıldığı gün” olarak kutlarken; bazı topluluklar gece ile gündüzün eşit olduğu bu günü, bir bahar müjdecisi kabul ediyor.

Nevruz, kapalı bir mekandan açık bir mekana doğru hareket etmeyi; güneşe, ısıya ve bolluğa duyulan özlemi gösterir. Efsane ve inanışlarda geçen ateşin doğması, Buzul Çağı’nda insanın ateşi icadı ve dağları eritmesi Maden Çağı’na girişi; tarlanın sürülmesi, hayvanların evcilleştirilmesi ise Neolitik Çağ’a girişi sembolize eder hep.

Çeşitli şenliklerle kutlanan Nevruzlarda bölgelere göre çok farklı oyunlar oynanırken bu güne özel giysiler giyilir, özel bazı yemekler de pişirilir. Topluca yenilen Nevruz yemeğinden sonra insanlar birbirlerinin yeni yılını kutlar ve mezar ziyaretleri yapılır. Bu günde dargınlar barıştırılırken, parçalanmak üzere olan aileler de mahallenin ileri gelenleri tarafından barıştırılır. Fakirlere, kimsesizlere ve yaşlılara maddi ve manevi yardım eli uzatılır. Gençler, yakılan Nevruz ateşinin üzerinden atlayarak eğlenirler.

Türk topluluklarında yüzlerce yıldır kutlanan Nevruz, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de “Nevruziye” denilen şenliklerle kutlanırmış. Bu güne özel yapılan ve “Nevruziye” denilen macunlar, ileri gelenlere ve halka sunulurmuş. Daha sonraları, üzerlerine altın tozu dökülmüş kırmızı renkli nevruz şekerleri de hazırlanarak halka dağıtılmaya başlanmış.

106 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
1/2