top of page
1/1094

Dünya Tiyatro Günü ve BRECHT

Güncelleme tarihi: 25 Mar


Yusuf AKSOY

*

Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır. En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış  bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığı evrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau  (Fransa) tarafından yazılmıştır.

 

Kabulü

UNESCO

Dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra da Viyana’da yapılan 9. ITI Konferansında ortaya atılan ‘tiyatrolar günü’ fikri, İskandinav ülkelerinden gelen desteğin de etkisiyle hayata geçirildi. Kabul edilişinden sonra her yıl, Paris’te 1962 tarihli Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günü olan 27 Mart günü, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı.

Hedefi

UNESCO tarafından kurulan ITI’nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi hedefleri, Dünya Tiyatro Günü’nde bir kez daha hatırlatılmaktadır. Her yıl tiyatro ve tiyatroyla ortak çalışan diğer sanat disiplinlerinden gelen üstün başarılı bir sanatçı bu gün için bir konuşma yapmaya davet edilmektedir. Uluslararası Bildirge olarak görülen bu konuşmanın metni 20’den fazla dile çevrilmekte, pek çok gazetede yayınlanmakta ve dünya üzerindeki pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildirgeyi beş kıtanın her köşesindeki dinleyicilere ulaştırmaktadır.

Dünya Tiyatro Günü tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatro Günü’nde yapılan etkinlikler, uluslararası işlevlerinin yanı sıra ulusal ve bölgesel tiyatro gruplarının bir araya gelmesinde de rol oynamaktadır.

Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirgesi

Jean Cocteau ilk bildirgenin yazarıdır. 1993'te Venezuela ITI Merkezi 1962'den 1993'e kadar yayınlanan tüm bildirgeleri biri özgün dillerinde, diğeri İspanyolca olmak üzere iki antoloji halinde yayımlamıştır. Uluslararası Bildirge'nin yanı sıra, ITI dünyanın hemen her yerinde büyük gösteriler ve festivaller düzenlemektedir.

 

Tiyatroda İlk Akla Gelenler

Epik tiyatro, siyasal amaçlı bir tiyatro düşüncesidir. Bertolt Brecht’in doğrudan Marksizm-Leninizm etkilenimiyle oluşturduğu ve seslendiği seyirci kitlesini de emekçi sınıf olarak belirlemiş bir kuramdır. Epik kelime anlamıyla halk arasında söylenen destansılık anlamıyla epik kelimesi kullanılmamaktadır.

Asıl amacı tiyatronun; yalnızca lüks olarak toplumun elit kısımlarına hitap ediyor oluşu değil, aynı zamanda sıradan halkın sorunlarını da konu edinebilen bir anlayış üzerine kurulu olabileceğini göstermektir.

Bertolt Brecht

Teoride ve pratikte Marksizmin felsefi, siyasal ve ekonomik tahlillerini tiyatro sahnesine yansıtmaya çalışır. Brecht tarafından bilim çağının tiyatrosu olarak değerlendirilen epik tiyatro, kapitalizm ve sınıflı toplum eleştirisi yapar; oyunlar bir devrimin gerekliliğini çoğu kez doğrudan işaret etmese bile, var olan sistemin olumsuzlanması yoluyla, seyircisini başka alternatifler üzerine düşünmeye çağırma iddiasındadır.

İşte yazarın seyircisini sokmayı arzuladığı bu aktif eleştirel tutum, Brecht tarafından ilk kez 1927 yılında kullanılan epik tiyatro nitelemesinde karşılığını bulur. Brecht canlandıran, taklit eden, seyirciyi yanılsamaya sokan gerçekçi tiyatro düşüncesinin karşısına koyduğu epik tiyatronun, yanılsamacı yönü yok edilmiş, anlatımcı bir tiyatro olmasını hedefler. Brecht’e göre, görünenin ardındaki gerçeği göstermek, burjuva gerçekçiliğiyle ve bütünlüklü bir tiyatro algısıyla mümkün değildir. Tam tersine bu algıyı kıracak, seyirciyi determinist neden-sonuç ilişkisinin cenderesinden kurtaracak ve böylece yanılsamayı kıracak bir tiyatroya ihtiyaç vardır.

Yazarın siyasal amaçlı tiyatrosunu Piscator’unkinden ayıran, seyirciyi üstlenmeye çağırdığı bu aktif tutumdur. Epik tiyatro seyirciyi bir gözlemci yapar, ondan yargıya varmasını ister. Yazar bunu sağlamak için çeşitli araçlar kullanır. Oyunlar episodik olarak bölümlenmiştir ve bu episodlar arasındaki neden sonuç bağı olabildiğince gevşek tutulur. Hatta Brecht episodların başına açıklayıcı şarkılar ve notlar koyar; bu yolla merak öğesi olabildiğince yok edilir. Seyircinin oyuna olan mesafesini koruyabilmesi için tarihselleştirme kullanmak da yazarın bir diğer yöntemidir. Tarihselleştirme kullanarak, oyunlarının geçmiş bir zamanda ve/ya da başka bir toplumda geçirir. Bunu yaparken Brecht’in endişesi, şimdiki zamanda ve şimdiki toplumda geçen bir oyunun seyircinin özdeşlik kurmasına yol açarak, aktif eleştirel tutumunu kaybetmesine yol açacağıdır.

Brecht’in kullandığı araçlar arasında en bilineni yabancılaştırma efektidir ve en genel anlamıyla, sahnedekinin bir oyun olduğunun seyirciye hatırlatılması amacını taşır. Böylece seyircinin oyuna kapılması, akla dayanan eleştirel tutumunu bırakarak duygularına kapılması engellenecektir. Episodik anlatım ve tarihselleştirme gibi araçların yöneldiği amaca hizmet eden yabancılaştırma, oyunun tüm yapısından bağımsız olarak düşünülemez. Althusser’e göre Brecht’in yabancılaştırması, diyalektik materyalizm felsefesiyle doğrudan ilişkilidir. İnsanı, olayları ve toplumu bitmiş, tamamlanmış olarak almaz. Somut durumların irdelenmesine yardımcı olur. Brecht, “hiç düşünmeden öylece zaten anlaşılıyor sanılan bir şey, [yabancılaştırmayla] özellikle anlaşılmaz duruma bile getirilebilir. Ama bir koşulla: Böylece sonunda gerçekten anlaşılmasını sağlamak adına” der. Bu Althusser’e göre diyalektik bir bakıştır: Bildiğini sanan seyircinin yabancılaştırmayla gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamak.

Walter Benjamin yazılarında Brecht'in gestus kavramından söz eder. Bu kavram oyun metinlerine ilişkin olmaktan çok, gösterimsel anlam taşır. Daha çok Brechtyen Oyunculuk altında incelenebilecek bu kavramın temel mantığı, sahnedeki oyun kişisinin sınıfsal konumunu belli edecek bir yüz ya da beden tavrıdır. Örneğin oyun kişisinin yerleri nasıl süpürdüğü bir gestus olabilir. Yerleri her zaman süpürmeye alışkın olan bir hizmetçinin tavrıyla bir prensesin yerleri süpürmek zorunda kaldığında göstereceği tavır, onların sınıfsal farklılıklarını ortaya koymak için bir araç olacaktır.

Brecht Küçük Organon’unda, tiyatronun eğlendirici yönünü ne kadar önemli bulduğunu da anlatır. Ancak bunu burjuva tiyatrosunun eğlence anlayışını eleştirerek yapar. Epik Tiyatro'nun ulaşmaya çalıştığı seyircinin kandırmacadan değil, öğrenmekten, bilmekten ve çözümlemekten zevk alan bir seyirci olduğunu söyler.


Epik tiyatro örnekleri

Brecht'in oyunlarından

·         Adam Adamdır

·         Cesaret Ana ve Çocukları

·         Kafkas Tebeşir Dairesi

·         Sezuan'ın İyi İnsanı

·         Önlem

·         Galilei'nin Yaşamı

·         Schweyk

·         Dilenci veya ölü köpek

·         Lukullus'un sorgulanması

·         Ova

·         Şeytan kovma

·         Karanlıkta ışık

·         Gecede trampet sesleri

·         Üç kuruşluk opera

·         Balıkçı


Bertolt Brecht'e karşı HAÇLI SEFERİ

Asıl mesleği marangoz olan André Müller sen., kendi deyimiyle, "30 yaşındayken Brecht'in tiyatrosuna aşık" olur. Uzun yıllar Brecht ile birlikte tiyatroda çalışan Müller, tiyatro eleştirmenliğinin yanı sıra değişik sol dergi ve gazetelerde gazetecilik yapıyor.

Almanya'nın en tanınmış edebiyat eleştirmeni Marcel Reich-Ranicki, 20. Yüzyıl'ın en büyük dramaturgu Bertolt Brecht'in halk tarafından unutulduğunu söylüyor. Kamuoyu yoklamaları yapılarak Brecht'i kimsenin okumadığı, bilmediği şeklinde bir izlenim yaratılmaya çalışılıyor. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerçekte sorun, kaç kişinin Brecht'i tanıdığı veya okuduğu sorunu değil. Ölüm yıldönümü, doğum günü gibi özel günler bu gibi eski Brecht karşıtları, komünizm karşıtları için saldırıya geçmek için vesile edilen günlerdir. Onların en hoşlandıkları düşünce Brecht'in öldüğü ve unutulduğudur. Reich-Ranicki, ki bu konuda onunla hem fikir olacağımıza eminim, çok iyi bilir ki, bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak ısrarcı olmaktan geçer. Kaç Alman örneğin Goethe'yi tanıyor, kaçı okumuş, o sonuçta bizim ulusal şairimiz! Hangi okulda Goethe okunuyor. Eminim ki, Brecht'i okuyanlardan çok daha azı Goethe'den bir şey okumuştur. İsmini duymuştur, ama okumamıştır. Size Köln'den bir örnek vereyim: Bir okulda çocuklar için Brecht'in şiirlerinin okunduğu bir etkinlik düzenlenmiş, ilgi beklenenden çok fazla olduğu için etkinlik birkaç kez tekrarlanmak zorunda kalmış.

Ortaya atılan bütün iddiaların hepsi saçmalıktır. Brecht uzun dönemden beri Alman edebiyatının ayrılmaz bir parçasıdır.

Brecht'e karşı bu kadar öfkenin nedeni ne? Herhangi bir Alman gazetesini alın ve okuyun, göreceksiniz ki, komünizm hiçbir yerde sistem olarak kalmadığı halde, sanki komünizm varmış gibi buna karşı büyük bir kararlılıkla mücadele sürdürülüyor. Bunu yaparlarken çok geniş davranıyorlar. Yaşadığımız bu toplum komünizmden o kadar korkuyor ki, yeniden dirilecek ve karşımıza dikilecek diye, onu hatırlatan her şeyi eleştiriyor, yerden yere vuruyorlar. Bu konuda, onu hatırlatan her şeyle ilgili tam bir histeri yaşatıyorlar. Karlsruhe'den Jan Knopf isimli bir profesör, "Yepyeni bir Brecht keşfettiğini" söylüyor. Çok güzel bir örnek bu bay Knopf. Batı Almanya'da Brecht'in toplu eserleri, gerçek toplu eserleri, ilk kez yayınladığında bu bay bunu yorumlamıştı. Bu yorumunda "Tabi ki Brecht büyük metodunu Marksist diyalektikten çıkartır ve bu konuda özellikle Lenin'den yararlanır" demiştir. O dönem bu bay bana oldukça şüpheli gelmesine karşın emin değildim, kendini tam tanımıyordum. Bugün yaptığı tam da özünü ortaya koymasıdır. Belki de adamcağıza, "Bak şimdiye kadar yaptıkların pek iyi sayılmazdı, eğer işini daha iyi yapmazsan, enstitünü, profesörlüğünü unut, sana para mara yok" demişlerdir. Eğer bugün, istenildiği söylenen bir sistem olsaydı, yani herkes birbirini seviyor, herkesin en pahalı arabası var, yoksulluk yok, 5 milyon işsiz de yok... O zaman belki Brecht'e karşı, bir bütün olarak Marksizm'e karşı daha soğukkanlı, daha hazımlı yaklaşırlardı. Ama bugün 5 milyon işsiz var, bu bir gerçek. Her gün Marx'ın bu süreçle ilgili söylediklerini doğruluyorlar. Bu nedenle de kendilerinden emin değiller, geleceklerine güvenemiyorlar. Üç Kuruşluk Opera'yı düşünün. 20 yıl önce, çok şahane bir parça olduğunu söylerdim, sonuçta oyunun oluşumunu biliyorum, kimlerin oynandığını biliyorum.. ama toplumsal aktüelliği açısından emin olamazdım. Sonuçta 20 yıl önce her köşede bir dilenci yoktu, bugün var; Köln'de alanları ele geçiren ufak çocuklar, Münih'te dilenme yeri kiralayanlar, bunların hepsi bugün var. Yoksulluk ve sefalet, sefaletin sömürülmesi bunlar hepsi yeniden gerçek. Üç Kuruşluk Opera'da bunların hepsi işleniyor, toplumun içinde bulunduğu durum sergileniyor. Bu nedenle de Üç Kuruşluk Opera, 20 yıl öncesinden çok daha aktüel. Brecht'in batıda belki en fazla tanınan oyunu olan Üç Kuruşluk Opera'nın, her defasında yumuşatılarak, toplumsal eleştirisi azaltılarak oynanmasının nedeni bu olsa gerek. Bu çok normal. Eğer bir toplum bir işi yapmak zorunda kalıyorsa ve bunu yaptığından dolayı mutsuzsa her yolu deneyecektir. Brecht'e karşı mücadele etmenin birçok yolu var. Örneğin resmi onurlandırmalarda Brecht üzerine bir tutam Alman saçmalığı dillendirilebilir. Oyunlar her yeni sahnelenişinde içi de boşaltılabilir. Zaten Almanya'nın yeni tiyatro yönetmenleri yazarın ne dediğini bilmek bile istemiyorlar. Yazar ne dediyse tersini yapıyorlar. Yarın kalkıp, "özü itibariyle Brecht CDU'nun bir temsilcisiydi" derlerse bu beni şaşırtmaz.

Brecht'e saldırılar bir moda tarzında yapılıyor. Birkaç yıl öncesinde birinin aklına Brecht'in kadınlarla ilişkisi geldi. Evet Brecht birçok kadınla hayatını paylaştı, işini paylaştı onlarla çok iyi çalışmalar ortaya çıkardı. Ama o dönemin modern feminizmi kapsamında Brecht'in bu yönü tersine çevrildi ve ona karşı kullanılmaya çalışıldı. Ne denilmişti: Kadınlar hep çalıştı, hep yazdılar. Brecht de onlardan çalıp altına imzasını çaktı. Yani bu tür iddialara ne denilebilir ki? Bu bir dönem moda olmuştu, 10 yıl kadar sürdü ve moda bitti. Artık kimse bundan bahsetmez oldu, çünkü insanların artık ilgisini bu şekilde çekemiyorlar. Başka bir iddia, başka bir moda başlatırlar. Brecht'e karşı tutum, onun dünya görüşüne karşı tutumdur. Brecht'in benzeri kampanyalara karşı tutumu ne oldu? Soğuk savaş boyunca da kendisiyle bağlantılı olarak anti komünist kampanyalar sürdürüldü. Brecht birçok akıllı insan gibi Rusya ve ABD arasında savaş dönemi gerçekleşen müttefikliğin geçici olacağını başından beri biliyordu. O dönem ortaya çıkan illüzyonlara kapılmadı. Brecht, ABD'nin geçici olarak bazı şeyleri sineye çektiğini ve Sovyetlere karşı fırsat kolladığını biliyordu.

 

ABD'deki anti komünist kampanyadan payına düşeni aldı. 30 Ekim 1947'de sorgulandı. Brecht bütün gelişmeleri sürekli sınıf bakış açısıyla değerlendirirdi, kampanyalara karşı yaklaşımı böyle oldu. Bugün Lübnan'da ve genelde Ortadoğu'da yaşanları da bu bakış açısıyla değerlendirirdi. İki dünya savaşı yaşayan Brecht, bugün yaşasaydı sınıf bakış açısıyla; Alman emperyalizminin bugün yeniden gelişip serpildiğini, güçlenip büyüdüğünü ve kendine, savaşın yenilgisi ve yarattığı tahribatın ardından konulan sınırları ve buna bağlı olarak kabullendiği yaptırımları artık unutturmak istediğini söylerdi. Ki bugün, geçmişte yaşananları unutturmanın en iyi yolunun insancıl yardım gerekçesinin öne sürülmesi olduğuna dikkat çekerdi. Bugün Almanya ne yapıyor, "Yahudilere karşı suçluluğum var" diyor ve bunu İsrail'e karşı suçluluğa dönüştürüyor, ki bu iki şey aynı değil. Almanya orada kendi çıkarları gereği böyle bir yöntem izliyor. Bunu söylemek sınıf bakış açısını gerektirir.

BRECHT'İ KİM TANIYOR? Bir süre önce "Bücher" isimli dergi tarafından Brecht'in 50. ölüm yıldönümünde "Ünlü şairi kim biliyor" diye bir araştırma yaptırıldı. Araştırmada denek olarak alınan 16-65 yaş grubu arasında 1084 kişiye Brecht hakkında sorular yöneltilmiş. Araştırmanın sonuçlarına göre Almanların çoğunluğu (yüzde 55'i) en son okul dönemlerinde Brecht'in eserlerini okuduğunu söylemiş. Bu ve önceki sene Brecht'ten bir şey okudunuz mu sorusuna çoğunluk "Natırlamıyorum" derken sadece yüzde 2'lik bir bölüm kesin olarak "evet okudum" demiş. Yüzde 42 ise Brecht'ten bir şey okuduğunu sanmıyor veya hatırlamıyor... "Bücher" dergisinin vardığı sonuç: Brecht Almanya'da unutuluyor! Brecht'in bütün eserlerini yayınlayan Suhrkamp Yayınevi, konuya ilişkin kısa bir açıklama yaparak, araştırma sonuçlarını farklı açıdan yorumlamanın mümkün olduğuna dikkat çekerek konuya açıklık getirdi: "Sorulara cevap verenlerin yüzde 55'i Brecht'i okul dönemlerinde okuduklarını söylüyorlar. Bunu hangi Alman yazarı üzerine daha söyleyebiliriz? Bugüne kadar sadece Suhrkamp Yayınevi'nden çıkan Brecht eserleri 16,5 milyon adet satmıştır, her yıl bunun üzerine 300 bin (300.000) adet ekleniyor. Eserleri 50'den fazla dile çevrilmiştir ve hâlâ Alman tiyatrolarında en fazla eseri sergilenen yazardır."

 

 

Derleme: Yusuf AKSOY

Kaynak :  İNTERNET

 

63 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

BABAMA MEKTUP

Σχόλια