Yalnızlığım





Yeni bir eğitim yılına başlıyoruz. Ev arkadaşım evlendi, eş durumundan gitti. Anlayacağınız yalnız kaldım.

Yalnız seyahat edilmez! Hep bir korumacılık. Evin büyüğü görevlendirildi, rota sahil güzergahına çizildi. Hani denizin hıçkırığı içimde kaldı ya.

Giresun’a kadar huzurlu rahat bir yolculuk yapıldı. İlçeye dağ yolundan gidilecekmiş minibüslerle. Yol çok dar ve stabilize ama dağ yolu muhteşem. Yöresel bir türkü kaset çalarda;


Salla mendilini canım

Yer yerinden oynasın

Karahisar bağları

Bastı kara kirazı

Çok hoşum gidiyor

Güzelin nazı.

Eğlenceli bir yolculuk, doğa tüm bakirliğinde. Toprak, su, hava, var oluşun yapı taşları. Var olmak yaşama dair her şey hayatın derinliklerinde, özünde saklı. Orman elvan çiçeklerini serpiştirmiş her bir yanına yeşilin bin bir tonuna, gökyüzünün sessiz maviliğinde gökyüzünü dinlemek, kuş sesleriyle aşkı yaşamak, etrafı saran sarı güller sevginin sıcaklığını fısıldıyor adeta.


Doğaya ağaç dikerken insanda dikmeli diyen iç sesime olmaz diye karşılık verdim, kollarımı iki yana açıp haykırmak geldi içimden. Onlar değil mi ki bu güzellikler var gücüyle yok eden.

Öyle bir dalmışım ki rüyada masal ülkesinde gibiyim. An da kalmak an’ı yaşamak istiyorum, of of bitmesin yolculuk.



Giresun’dan çıktık yola,

Selam verip sağa sola,

Dereli’nin deresinden,

Güzellikler yöresinden,

Yeşil çamlar arasından,

Dur Oğlunda verdik mola.

Yerleştik bir masaya, mangallar yanıyor, bekliyoruz. Dikkatimi çekti, mahsun, garip, çekingen ve ürkek halleri. Ağabeyime döndüm, parası yok galiba çağıralım mı dedim.

Ah benim bu hallerim!

Hayır, dedi ağbeyim.

Beğeni mi, acıma mı, merhamet mi, yoksa o an anlamakta zorluk çektiğim kaderim miydi benim gözüme takılan;


Şehitlerden, eğribelden,

Yaylalardan esen yelden,

Tamzara denen güzelden

Karahisar’a gider misin?

Yola beş minibüs çıkacaktık. İkisi geride kaldı, gelmeyen yolcuları beklemişler.

Yetmişli yılların sonları. Acımasız ,hırçın gençliğin siyasi görüş ayrılığı. Öğretmenlerimin yollarını kesmişler, şiddete maruz bırakıp istifaya zorlanmışlar.


Hazan rüzgarları eserken, ürpermesin yürekler sevgisizlikten. Zaman zaman karanlığa baş kaldırmak, huzurun hakim olacağı yarınlara umut bağlamak, memleketin huzurlu kollarında geleceği düşlemek…


‘’Öğretmenin gittiği yer aydınlanacak, uyanacak, cahillikten arınacak. Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmendir.’’


Bu sözler Atam boşuna mı söylemiş? Var mı böyle pes etmek. Biz yedi düvele baş kaldırmış bir Ata’nın evlatları değil miyiz?

Hani bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyen Hz. Ali’yi hiç mi duymamış kalkan eller?

Dünyaya diz çöktüren bir ulusun evlatlarıyız.

Cehaletle savaşmayı öğretmenler bırakırsa, pes ederse, çağdaş bir devletten ümmet bir devlet yaratılmaz mı?

Bugün geldiğimiz noktada taşımalı eğitim adı altında cahilliğe terk edilen, ‘’köylü milletin efendisidir’’ sözü ile Atası tarafından onure edilen köylümüz, çocuklarımız, gençlerimiz...

Sizlere ‘’muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızda ki asil kanda mevcuttur’’ dememiş miydi?

Pes etmek niye? Yüreğini, bedenini koyacaksın bu vatana, bayrağa. Eğiteceksin, öğreteceksin, geri dönmeyeceksin. Güzel ülkem yüreğimin dinmez sancısı;


İnsanları barışıktır,

Yurda, bayrağa, vatana, toprağa

Aşıktır, örnekte tek ışıktır,

Karahisar’a gider misin?


Derken geldik , yerleştik otele. Arada bir TÖBDER’e uğruyor birbirimize destek oluyoruz.


Stajerlik dosyası hazırlayacakmışız. Birkaç kişi bir araya geldik. Onun dosyası hazırmış ama bana yakın olmak için pembecik bir yalana başvurmuş, yok demiş. Yazıyoruz hep birlikte. Benim aklım dosyada, onun aklı bendeymiş.

Bir yıl önceden beni takibe almış. Ben maaşımı alınca yarısını sigaraya yarısını çikolataya yatırıyorum. Deri çizme, çanta, kürk manto, tırnaklar uzun kıpkırmızı, o yılın trendi. Bunu alan yandı demiş, demiş de oldu olanlar.

Sigara demişken aklıma bir yaşanmışlığım geldi ona değinmeden geçemeyeceğim.

Yanımızda babaanne kalıyordu. Saygıdan onun yanında içmiyoruz. Dışarısı soğuk, odun sobası yakıyoruz. Babaanne yan odada ama arada geliyor, odamız dumanlı olmamalı. Biz nöbetleşe sobanın önüne oturuyor, önündeki küçük kapıdan dumanı içeriye üflüyoruz ama keyif alamıyoruz, birlikte içmeliyiz. Aklıma dahiyane bir fikir geldi, hemen uygulamaya geçtik. Ellerimize birer poşet aldık, dumanı içine üflüyor, dolunca da dışarıya boşaltıyoruz. Çözüm güzel. Yıl sonuna kadar bu şekilde devam etti, eğlenceli de oluyor. Biz bunu çok da sevdik.

Yazmaya devam ediyoruz. Akşamları sazlı sözlü eğlencelere katılıyoruz, hep yanıma oturuyor. Ağabeyim beni uyardı.

Cevabım: ‘’ yaş tahtaya ayak basmam’’ oldu. Neden mi? ben öğretmenle evlenmem, köy yaşamı bana göre değil, diyordum.

Hani ‘’ büyük lokma yut da büyük konuşma’’ demişler ya atalar…


Bir ara yalnız kaldık. Parmağımda mavi mine çiçekli yüzük var. Elimi tuttu kelebek mi dedi. Şiddetle eline vurdum, hayır çiçek dedim.


Seminerimiz bitti, ağabeyimi yolcu ettim. Küçük bir serçe gibiyim, alıştırılmışım hep birilerine sığınmaya. Gözlerim hüznün damlacıklarını bırakıyor sessiz sessiz, yağmurda ıslanmış kedi yavrusu gibiyim. Yüzümdeki hüznün sebebi yalnızlık.

Kapı çalıyor, açıyorum. Her an sarıp sarmalamaya hazır bir can. Gözlerimde hicran, yüreğimde amansız bir sızı. Şaşkın, biçareyim. Sığınılacak bir liman, o kadar şefkatli ki, kafamı omzuna koydu, huşu ile elimi öptü, içime muğlak bıraktı…


Zaman geldi köyüme gidiyorum. Aklımda deli düşünceler; yürek sevdi mi, yoksa yalnızlığına yoldaş mı, sığınma içgüdüsü mü, aşk mı, yüreğime eş mi, arkadaş mı, dost mu?

Derken köye geldim. Okulu onarıyorlar. Etrafta işçiler. Uykulara keder düştü, gönüller ağlar. Gecelerde yalnızlığıma korku eklendi, yastığımın altına çaresizliğimi koydum, beni nasıl koruyacaksa bir bıçak. Yanımda yatmalarını istediğim öğrenciler gelmiyor. Nedenini sonradan öğreniyorum, saçlarında bit olduğu için utanıyorlarmış.

Evde ekmek bitti, komşudan aldım. Hiç bizim ekmeklere benzemiyor, taş ondan yumuşak. Fırın kurusuymuş, yöresel. Damaklarım yara oldu. Sonradan öğrendim, ıslak havluya sarılıp yumuşatılarak yenirmiş. Lojmanın hemen arkası mezarlık, koşullar zorluyor. Gönlüm biçare, kendimce çareler arıyorum. Birden iç sesim buldum buldum diyor Arşimet gibi.

Neyi buldu bu yaramaz biliyor musunuz?


Köye indim bir eşek buldum, bir de yanıma yoldaş. Valizleri yükledim, ellerde birer sopa köpeklerden korunmak için. Ver elini Uğurca, köyümle arası dört saat. Dörtte neymiş, dere tepe düz, yayla, ova, vadi, sanki asfalt yolda gidiyorum. Kardeşim terhis olmuştu birlikte dönecektik, ilçede beni bekliyordu. Tayin yaptırmak için gidiyordum, gidişim vedasız olsun istemedim. Ona gidişim davetsizdi. Bu kadar karanlığın içinde o, o kadar güzel aydınlıktı.


Hoş geldin sol yanım, beyaz güllerden taç yapışsın başına, kudret kalemini çekmişsin kaşına, kandil ışığım olur musun, dedi. Şaşkın bakışlarımın arasında yutkundum, gidiyorum dedim. Aklındaysam unutursun, gönlündeysem unutmazsın dedim ve yola çıktım.


Kesin dönmeyecektim geriye.


Hani sen planlar yaparken kader arkandan gülermiş ya!…

11 görüntüleme

mavi

ADA

2002

Hayat ve Sanat

Emek veren herkesin ADAsı

<?php include_once("analyticstracking.php") ?>

© 2018 maviADA